Sosyal Medya’da ve özellikle X’te kimi zaman yoğun, kimi zaman daha seyrek olsa da hiç bitmeyen bir Banka Linci’ne tesadüf ediyorsunuz.
Akademisyenlerin de yoğun biçimde destek verdiği ve ağırlıkla kişisel deneyime dayanan isnatlar ve aşağılamalarla Bankacılık hayır hasenat için bilabedel hizmeti sonsuz bir hizmet standardı ile vermediği için yerden yere vuruluyor.
Bankacılık lincinde Top1’de paramı vermediler yer alıyor. Öğlen yemeğini yiyip, metroyla ya da gemiyle yapılan bir seyahat sonrasında öğleden sonra saat 3 gibi varılan Şube’den size göre küçük bir miktarın çekilememesi Bankanın büyük günahları sıralamasında en tepede yer alır.
Böyle durumlarda Sliding Doors filminde Bankacıdan randevu alarak görüşebilen müşteri gelir aklıma.
Size göre küçük olan miktar ATM’den çekilemeyecek kadar büyüktür aslında. Muhtemelen kayıt dışı altın ya da yeni moda fiziki gümüş alırken vergi ödememek için nakit para gerekir. Bankaya parayı nakit getirmediğinizi hatırlamanıza gerek yoktur. Siz nakit istiyorsunuz Banka da vermeye mecburdur.
Yakın zamandaki şikayetlerden biri de hesabına gelen parayı alamayan bir beyefendinindi. DTH’a gelen döviz havalesi olduğunu söylememişti ama biz öyle anladık. Parayı hesaba düştüğü gibi talep ediyordu. Oysa Banka için o paranın valörü dolmamıştı.
Pek çokları Bankacılığı ilkokuldan beri bildiklerini söyleceklerdir. Valör falan da neymiş. Para paradır, kaymedir, pankınottur.
Bir diğer itiraz da parayı aynı banka şubeleri arasında havale ettik 8 lira 15 lira aldılar şikayeti. 15 liraya sakız alınmamasının önemi yok da Banka taş attı da kolu mu yoruldu. Bizden neden para alıyor. Para buradaydı oraya gitti. Tuşa basmanın bedeli mi olur?
Bankanın paraları güvenle ilettiği teknolojik altyapının bir kıymeti bulunmaz. O zaten kuruludur.
Bu aralar listede kredi alamadım, kredi vermediler pek fazla yok. Dünya rekoru faizlerden kredi almaya çalışanların çoğu zaten sadece finansal okuryazarlıkta değil hayatın eğitim seviyesinde de geride kalanlar çoğunlukla.
Hiçbir profesör devasa faizin üstüne bir de %30 vergi verip kredi kullanmadığı için bu konulardan yakınmıyor. Oraları veri kabul ediyor.
Diğer tarafta işini sürdürmek için krediye gereksinim duyan ticari firmalar da çoktan “Çaresiz İş Adamı” modunu açtı. Kredi büyüme sınırına takılan bankalar ortalama bir ayın birkaç günü dışında kredi veremez konumdalar.
Bu sorunlar paramı alamadım diye X’İ birbirine katan Banka eleştirmenlerinin gündemine çok girmez. Esasen bir konudaki sorun neden bir başka sorunun gerekçesi olsun da diyebilirsiniz.
Ancak Bankaların kazandığı her kuruşun haram olduğu konusundaki düşünce muhalefetle iktidarın nadiren buluştukları bir mutabakat noktası olarak kollektif bilinçte yer alıyor.
Arkası gelmeyen Medusa’nın Salı belgeselinin açılış cümlelerinden biri özelleştirme furyasında Bankaların da yer aldığı şeklindeydi. Oysa ki Bankalar bırakın özelleşmeyi Kamu ekonomisinin tam merkezine yerleştiler.
Türk solu/Muhalefetin eksik kaldığı ve manipülasyona açık olduğu finansal bilgi eksikliğinin en bariz örneği özelleştirme listesini ezbere okumaktır[1].
Bankacılık sektörüne birlikte adım attığım sonrasında yollarımızın ayrıştığı Alpan İnan’ın yakın zamanda Bankaların karlılığını analiz ettiği yazının ana fikri “kâr”ın kredinin annesi olduğu gerçeği idi[2].
Türkiye ekonomisinde uzun süredir devam eden baskıcı sistem içinde ne kadar kar etsen de büyüme sınırına takılan kredi hacmini dikkate aldığımızda tereddüt yaratsa da Bankalar kar etmedikleri takdirde ülkede finansal sistem de dar boğaza girer ve kaynak talep edenlerin eli boş kalır.
Bankaların hiçbir sektörle mukayese edilemeyecek denli denetime ve düzenlemeye tabi oldukları, aldıkları her kuruş gelirin sınırının devletçe belirlendiği bir yapıda Bankaları eleştirmenin arkasında bilgisizliğin cesareti yer alıyor.
Durumu; Bankalara yapılan bir şikayetin cevaplanma süresi için günlerle kısıt konmuşken, vizeyi değil vize randevusunu alamayan vatandaşlar için dert anlatacak kamusal bir merci olmamasının ironisiyle mukayese etmek gerekiyor.
Bankalar taş yesin diyerek teknolojiden insan emeğine ortaya konulan çabaya karşı gösterilen ve hiçbir meslek grubuna reva görülmeyen tutumun arkasında uzun yıllara dayalı popülizm yer alıyor.
Türkiye sermaye birikiminde geri kalmaya devam ederken küçük çıkarlar peşinde Bankacılık ve Bankacı emeği değersizleşiyor. Türkiye’de hiçbir sorun nedensiz doğmuyor[3].






























Yorum Yazın