Özgür Özel liderliği Türkiye’nin biran önce erken seçime gitmesi konusunda ısrarcı. Erken seçim talebinin temel dayanağı iktidar bloğunun seçmen çoğunluğunun desteğini kaybettiğine dair tespit. Son yerel seçimde CHP birinci parti çıktı. AKP ile CHP arasındaki oy farkı azalsa da, hala pek çok ankete göre Halk Partisi ülkenin birinci partisi. Muhalefetin iktidara karşı belirgin bir üstünlüğü var. Keza bu okuma belli sınırlar içinde doğru. Ülke başkanlık sistemine geçti. Bu nedenle CHP’nin AKP’den birkaç vekil fazla aldığı bir seçim sonucu o kadar da önemli değil. Başkanlık sistemi koşullarında siyasetin ağırlık merkezi Cumhurbaşkanlığı makamı. Yani Erdoğan’ı yenmek gerekiyor. Bu noktada ise bir çıkmaz var. CHP’nin resmi Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hapiste.
Diğer önemli siyasi figür Mansur Yavaş üzerinde soruşturma ve yargılama baskısı var. AKP-MHP bloğunun adayı Erdoğan. Muhalefetin adayı ise belli değil. Bu nedenle “biz anketlerde öndeyiz” temelli erken seçim talebi siyasal sosyolojik gerçeklerle tam anlamıyla bağdaşmıyor. Ayrıca CHP, bir önceki genel seçimden farklı olarak bir ittifak sistemiyle devam etmiyor yola. Olası bir başkanlık/parlamento seçiminde Kürt hareketi ve sağ milliyetçi muhalefetin ana muhalefetle birlikte hareket etmesinin hiçbir garantisi yok. Ayrıca Erdoğan muhalefetin istediği zamanda değil, kendisi için en avantajlı koşullarda erken seçime gitmek istiyor.
Erken seçimin yokluğunda ara seçim meselesi gündeme geldi. Aslında CHP’ye yönelik ilk belediye operasyonlarından bugüne ara seçim talebi çeşitli mecralarda dile getirilmiş, ancak Özel önerilere kapıyı kapatmıştı. Şimdi aynı CHP liderliği ara seçim talebiyle yeni bir siyasal strateji belirlemeye çalışıyor. Öncelikle hukuki duruma değinelim. Yerel yönetimlerde ara seçim/erken seçim gibi bir gündem mevcut anayasal/yasal mevzuat içinde mümkün değil. Belediye başkanı görevi bırakırsa belediye meclisi bir üyeyi başkan seçer. Belediye meclisinde asıl üyelerde bir eksilme olursa partinin yedek üyesi boşluğu doldurur. Yedek üye yoksa oy oranına göre sıradaki yedek üye çağrılır. Sonuç olarak yerel yönetimlerde 5 yıldan önce seçim yenilemek için kanuni değişiklik lazım. CHP’den seçilen pek çok belediye başkanı tutuklu. Yasa belediyede yeniden seçime izin verse ana muhalefet pekala bu olasılığı siyasi iktidara karşı politik bir meydan okumaya dönüştürebilirdi. Ama o yol kapalı.
TBMM’de ara seçim ise anayasa madde 78 ve milletvekili seçim kanunu 7. maddeye göre mümkün. Üyeliği sora eren vekil sayısı 30’a ulaştığında 3 ay içinde ara seçime gidiliyor. CHP liderliğinin planı 22 milletvekilini istifa ettirerek ara seçimi zorlamak. Ancak bu plan bir dizi soruna gebe. Öncelikle vekillerin istifası tek başına sonuç doğurmuyor. Meclisin istifa kararını salt çoğunlukla onaylaması gerek. Çoğunluk ise AKP-MHP bloğuna ait. Özel’in seçim açıklamasından sonra MHP, DEM ve AKP ara seçime kapıları kapattı. İktidarın genel kanısı Özel’in blöf yaptığı yönünde. Ayrıca CHP’li vekiller istifa ederse genel kurulun istifa ve dokunulmazlık meselesini birlikte ele alması mümkün. Bir anda kendi kalesine gol atmış bir ana muhalefet partisiyle karşı karşıya kalabiliriz. Aynı anda çok sayıda vekilin vekilliği düşürülebilir ve dokunulmazlıklar da kalkabilir. Bu arada AKP’nin CHP’nin hamlesi karşısında daha nüanslı çalışması da mümkün. Ara seçim için gerekli 22 istifadan 20’sini onaylayabilir mesela meclis çoğunluğu. Bu durum da CHP 20 vekilini kaybeder ve ara seçim de yapılamaz.
Diyelim ki, iktidar ana muhalefetin seçim restini gördü ve ülke ara seçime gitti. CHP’nin kaybettiği 22 vekilinin hepsini alması imkansız. İhtimal ki olası bir erken seçimden birinci çıkacak ana muhalefet. Ancak dar bölge seçimini andıran bir siyasal zeminde AKP de en az CHP kadar vekil çıkarabilir. Tabii bu noktada CHP’nin görünürdeki planıyla gerçek niyeti arasında fark olduğunu söyleyen bir yorum da var. Şöyle ki, İmamoğlu’nun henüz hiçbir cezası kesinleşmiş değil. Olası bir ara seçimde İmamoğlu’nu vekil yapmak istiyor olabilir CHP liderliği.
Bu arada Özel’in parti turları söylem değişikliğini de beraberinde getirdi. 22 vekil istifasının getireceği sonuçlar yeni yorumlara yol açtı. CHP liderliği ara seçim için 30 vekil sınırına ulaşmaya ihtiyaç olmadığını, mevcut 8 vekil için bile ara seçim yapılabileceğini söyledi. Bu anlatı anayasa, milletvekilliği seçim kanunu ve YSK içtihatlarının bir hayli dışında. İşin asılı ise şu: Ara seçim kararı TBMM iradesine bağlı. Üye tam sayısının %5’i boşa çıktığında bu iradenin gösterilmesi zorunlu. Meclis iradesinin bağlandığı son durum ise bir ilin veya seçim çevresinde vekil kalmaması. Böyle bir şey olursa da ara seçim yapılmak zorunda. Özel’in hedefi eğer İmamoğlu’nu meclise taşımaksa zorlayacağı hüküm bu olmalı. Ancak 1 vekille temsil edilen Tunceli’de mevcut milletvekili DEM üyesi. DEM ise ara seçime sıcak bakmıyor.
Her bir olasılığı tarihsel bir patika olarak görebiliriz. Hangi yolun işlerlik kazanacağı hususu ise kısa sürede açıklığa kavuşacaktır. CHP’nin ara seçim önerisini parantez içine alarak daha derin bir yerden tartışmayı yürütmek de mümkün elbette. Öncelikle CHP’nin söylemiyle eylemi arasında tutarsızlık var. Parti elitleri AKP’yi baskıcı ve otoriter bir rejim kurmakla itham ediyor. CHP liderliğine göre ülkede yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, basın hürriyeti ve adil yarışma koşulları yok. Parti ile devlet arasındaki eklemlenme düzeyi devletin tarafsızlığına zarar veriyor. Dahası siyaset fazlasıyla şahsileşmiş durumda. Ülkeyi yönetme gücü ve yetkisi tüm kurumları pasif bir içeriğe mahkum edecek biçimde tek bir kişiye devredilmiş durumda. Bu analizin olgusal durumu ne ölçüde karşıladığı ayrı bir tartışma konusu. Ama eğer ana muhalefet söylemleştirdiği iktidar imgesi konusunda samimiyse seçim ve meclis gibi konularda daha radikal bir tutum takınmak zorunda. Hem ülkede otoriter bir yönetim var, demokrasi ve hukuk ortadan kalktı deyip hem de seçimlere girmek kendi içinde tutarlı bir pratiğe karşı gelmiyor. Halk Partisi şu ana kadar seçim boykotu ve meclisten tümüyle çekilme seçeneklerini hiç denemedi. Seçimlere katılarak politik hayatı meşru hale getiren kendileri. Şüphesiz ki demokrasilerde her politika belli bir riski içinde barındırır. Tek bir doğru yok.
Ancak CHP’nin söylemi ile eylemi arasındaki uçurum bir inandırıcılık sorununa yol açmakta. Ya Türkiye’deki demokrasi koşulları gerçekten de CHP’nin anlattığı gibi ve ne yazık ki seçimin sonucu önceden belli ya da CHP elitleri bilinçli bir şekilde abartılı bir söylem kullanıyor. Bugün, bu koşullarda dahi ülkede seçim yoluyla iktidar değişikliği mümkünse, ama CHP, AKP’yi iktidardan indiremiyorsa bu sonuç doğru adayı doğru stratejiyle birleştiremeyen muhalefetin tarihsel beceriksizliğinden kaynaklanıyor olabilir. İktidarı abartılı bir şekilde otoriterlikle suçlayan ana muhalefet bu yolla kendi eksik ve yanlışlarının seçim yenilgilerindeki katkısını dikkatlerden kaçırıyor.






























Yorum Yazın