Türk Kürt kardeştir anladık ama nedense vatandaşın anayasal sıfatı iki kardeşten birinin etnik adı yani Türk, eğitim-öğretim dili yine Türklerin anadili olan Türkçe ama Kürtler bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı, öyle mi?
Hadi diyelim Kürt vatandaşlarımız birinci sınıf vatandaş ama bu tanım bana Türkiye futbol liglerinin terminolojisini çağrıştırıyor, eski ikinci lige artık birinci lig deniyor ama, bayılıyoruz böyle dekomplekse eden(!) kelimelere, eski birinci lige şimdi süper lig (Trendyol) diye bir laf uydurduk yani Türkiye’de birileri birinci ligde ama başka birileri de süper ligde.
Ancak, rahmetli Demirel’in o meşhur sözünü de hatırlayalım: “Tamam, Kürtlere kötü davranıyoruz da Türklere iyi mi davranıyoruz?”
Gelelim Tanzimat konusu ile Müslümanlar-Müslüman olmayanlar*, Türkler-Kürtler konusunun ilişkisine, AB’ye sonra geleceğiz.
Tanzimat Fermanın okunması, malum 1839 ama tarihçiler Tanzimat reformları adıyla bu tarihten Birinci Meşrutiyete kadar yapılan reformların, Islahat Fermanı dahil, tümüne Tanzimat dönemi reformları adını veriyorlar.
Bakalım Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanında çok özet olarak neler var?:
-Tüm vatandaşların can, mal ve namus güvenliği sağlanacak, yargılamada açıklık sağlanacak.
-Vergilemede adalet olacak.
-Rüşvet ortadan kaldırılacak.
-Mülkiyet güvence altına alınacak.
1856 Islahat Fermanı
“Osmanlı tebâası içerisinde gayrimüslimlere** yönelik birtakım hakların verilmesini içermektedir. Avrupalı devletlerin Fransız İhtilalinin yaymış olduğu milliyetçilik akımlarından etkilenerek Balkanlar'da isyanlar çıkarmakta olan gayrimüslim** azınlıkları ülkeye bağlamayı amaçlamaktadır.”(Wikipedia)
Her iki fermanda başka konular da var, herkese zorunlu askerlik gibi ama yukarıdaki noktalar temelini oluşturuyor konunun.
1839’dan günümüze 187 sene geçmiş, vatandaşların can ve mal güvenliği konusunda, yargılama konusunda bir arpa boyu mesafe alınabilmiş mi, okurların takdirlerine bırakıyorum.
Vergilemede adalet, rüşvet ve mülkiyet güvencesi (TMSF) konularında kanımca okurun takdirine bile bırakılabilecek bir durum yok ortada maalesef.
187 sene sonra aynı konuları konuşuyorsak bunun bir açıklaması olmalı ama sadece açıklama yetmez, sağlam bir öneri de getirmek gerekebilir, yazının sonunda söylemeye çalışacağım.
Ağırlıklı olarak Islahat Fermanı ile gündeme gelen Müslüman olan ve olmayan tebaa arasındaki hukuki farkların ortadan kaldırılması meselesi çok ilginç.
Islahat Fermanı 1856, aradan tam 170 sene geçmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin Müslüman ve Müslüman olmayan vatandaşları arasında hala çok önemli diskriminasyonlar sürüyor, rahmetli olduğu için ismini vermeyeceğim, Hrant Dink cinayeti sonrası ünlü ve çok teveccühe mazhar bir Türk, Müslüman siyasetçi katillere kızgınlığını belirtirken “Hrant bize zimmetli idi, buna yapmamaları lazımdı” diyebilmiş idi, sanki bürokratların odalarındaki kendilerine zimmetli demirbaşlardan bahsedermiş gibi.
Bugün demografik nedenlerden Müslüman olan ve olmayan vatandaşlar (tebaa?) arasında mevcut diskriminasyonlar daha az gündemde ama aynı sorunun bir optik imajı anadili Türkçe olanlar (Türkler) ile anadili Kürtçe olanlar (Kürtler) arasında yaşanıyor.
Başka bir ifade ile Tazminat, Islahat reformları daha hala bu köye pek uğramamış gibi.
TBMM’de adını pek yazamadığım çünkü aklımda tutamadığım malum bir Komisyon var, en çok konuşulan konulardan biri de galiba eşit vatandaşlık konusu, 170 sene önce konu Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar arasında imiş, bugün de Türkler ve Kürtler arasında, zaman durmuş gibi sanki, yok muhtemelen duran zaman değil ama hukuk.
Hatta duran hukuk da değil muhtemelen, çünkü olmayan, üretilemeyen bir şey durmaz değil mi?
Hukuk bir maldır, özel mal değildir ama bir kamu malıdır, nihayetinde bir maldır.
Bir malın üretilmesi için de talep edilmesi gerekir, talebi olmayan hukuk Meclis ve yargı tarafından arz edilmez, hukuk da bir kamu malı olarak arz ve talep kurallarına tabidir.
Bir malı, buna kamu malları da dahil tabii, talep etmekte, tüketmekte çıkarınız varsa talep edersiniz, bizde acaba ortalama vatandaşın, seçmenin hukuk talep etmekten çıkarı var mı?
Bir siyasi parti kurun, programınıza şöyle bir madde koyun, “Türkiye gelir vergisi sistemi Fransa, İngiltere sistemleri ile aynı olacak, anlamsız tüm istisna ve muafiyetler kaldırılacak, engellilikler, şehit ailesi olma ve gazilik dışında tüm vergi harcamaları sıfırlanacak” diye yazın, bakalım yüzde kaç oy alacaksınız.
Tanzimat Fermanında, Islahat Fermanı’nda iç hukuk talebi nedeniyle değil başka nedenlerden gündeme gelen konuların, rüşvetle mücadele, vergilemede adalet, yargıda adalet, tebaa (bugün vatandaşlar güya) arasında eşitlik yaklaşık iki asırdır gerçekleşmemiş ise, nedenini iyi düşünmek ve bir çözüm arayışı içinde olmamız lazım.
Benim önerim, ne pahasına olursa olsun, AB tam üyelik yoluna girmek ve en kısa sürede, mümkün olsa yarın, AB’ye tam üye olarak kapak atmak, başka türlü daha iki asır daha “neden uluslararası hukuk endeksinde 150 ülke arasında 127. sıradayız sorusunu birbirimize sorar dururuz.
“AB’ye kapak atmak” tabirini kullanıyorum, “çok mu acil?” diye soran olursa önerim bu soruyu Osman Kavala’nın, Can Atalay’ın, Selahattin Demirtaş’ın, Tayfun Kahraman’ın ve başka binlercesinin ailelerine sormaları, bakalım ne cevap alacaklar.
AB’den vazgeçelim, çözüm belki 2746. yargı reform paketindedir.
*Geçtiğimiz senelerde bir kere Hayko Bağdat ile bir zoom söyleşisi yapıyorduk, ben “gayrimüslim” tabirini kullanıcınca Hayko bana “Eser, biz sizlere “gayrihıristiyan” diyor muyuz, bu kelimeyi doğru bulmuyorum” dedi; düşündüm ve hak verdim, bir daha gayrimüslim yerine hep Müslüman olmayan tabirini tercih ediyorum, evet, bizim ülkemizde de Müslümanlar çoğunlukta ama çoğunluk olmak kendini asli unsur olarak görmek demek olmamalı; Kürt vatandaşlarımıza Kürt kökenli demeyi olağan karşılıyoruz ama kimse bana hayatımda Türk kökenli dememiştir mesela.
**Islahat Fermanı bölümünü copy-paste ile aldım, bu nedenle metindeki gayrimüslim ifadesine dokunmadım.

































Yorum Yazın