Halk Partisinde öncelikle bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var. Parti liderliği ve organik aydınlar her eleştirinin kötü niyetli olmadığını, ana muhalefeti eleştirel bir mesafeden takip eden herkese AKP ajanı gibi davranmanın yanlış olduğunu kabul etmeli. Bu çevrelerde ötekileştirme düzeyi çok yüksek. Muhalif olmak ahlaki bir zorbalığa dönüşmüş durumda. “Aynılar aynı yerde” diyerek insanları not alan Robespiere tipli aydınlar düşünsel ufku tıkadı. Tarihin belli bir anında CHP Genel Merkezinden farklı, hatta ona karşı tezler ileri süren herkes kolaylıkla linçleniyor. Yakın zamanda Muharrem İnce ve Kemal Kılıçdaroğlu için söylenen şeyleri alt alta koyduğunuzda politik acımasızlığın ulaştığı düzeyi açık bir şekilde kavrıyoruz. Üstelik soğukkanlılık tümüyle ortadan kalkmış durumda. Mesela “topuklu efe” bir günde “topuklayan efeye” dönüşüyor.
Geçen hafta partinin gururu olan siyasetçi bu hafta hırsız diye damgalamakta. Keçiören’de de benzeri bir süreç yaşandı. Mesut bey hakkında çok sayıda iddia vardı. Ama ne Özgür Özel kendi belediye başkanını disipline sevk edip savunma istedi ne de CHP’ye yakın medya aleyhte yayın yaptı. Özarslan’ın partiyi bırakmasıyla birlikte Keçiören Belediye Başkanının ne kadar yolsuz, hırsız ve ahlaksız biri olduğunu öğrendik. Bu normal bir şey mi? Ahlak tartışmasının siyaset karşısında bu kadar araçsallaşması, CHP’li olmayan kişilerin kolaylıkla önce muhalefetin dışına, ardından iktidarın yanına, son olarak ise ahlaksız insanlar kulvarına indirgenmesi düşündürücü. Paradigma değişikliğinin esası tam olarak bu nokta olmalı. İktidar ile muhalefet arasındaki farklılık geniş anlamda etik politik bir mesele değildir. Muhalif olmanız sizi daha ahlaklı bir insan yapmaz. İktidara destek veren herkese cahil, hırsız ve düzenbaz gibi bakılması da doğru değil. Nüanslı düşünmek düşünme kapasitesinin temelidir. Muhalefetin organik aydınları bu konuda sınıfta kalıyor.
Özeleştiri meselesinde dikkat çekici bir diğer husus belediyelerin parti siyasetinde oynadığı negatif rolle ilgili. Belediyeler CHP’nin hem en güçlü hem de en zayıf yanı. Bu bağlamda örgüt, liderlik ve belediye arasındaki ilişkinin yeniden tanzim edilmesi gerekiyor. İmamoğlu’dan önce de sorun vardı şüphesiz. Ama İmamoğlu’yla birlikte fiilen parti belediye başkanlarının delegeleri belirlediği, delegelerin de genel başkanı seçtiği bir yapısal kerteye sürüklendi. Halk Partisinin siyasi ağırlık merkezi parlamento ve örgütler değil belediyeler. Belediye başkanları ne diyorsa o oluyor. Partinin il başkanı ile il belediye başkanı veya ilçe başkanıyla ilçe belediye başkanı arasındaki ilişki tersine dönmüş durumda. Bu nedenle hiçbir ilde illerin il ve ilçe başkanları örgütlerin bulunduğu yerleşim yerlerindeki belediye başkanlarını denetleyemiyor. Bir tür ayanlık yapısı var. Belediye başkanları ayan veya Batı dünyasındaki feodal lordlar gibi davranıyor. Partinin başkanlar eliyle adem-i merkeziyetçi bir içeriğe sürüklendiğine tanıklık ediyoruz. İdeolojinin zayıflaması, seçim kazanmak için sağdan soldan herkesin aday yapılması, AKP’yle yarış bahane edilerek öz eleştirinin sürekli bir şekilde bilinmeyen bir tarihe ertelenmesi, parti genel merkezi hata da yapsa onu kimsenin eleştirememesi, eleştiren herkesin partiden ve mahalleden kovulup hain ilan edilmesi belediye başkanları eliyle yürütülen feodal siyasetin sorunlarını daha da derinleştiriyor
CHP liderliği ve o liderlik tarafından yönlendirilen muhalif kamuoyu hala şu noktada ısrarcı: İmamoğlu dahil olmak üzere hiçbir belediye başkanımızda zerre kadar sorun yok. Tüm suçlamalar iftira. AKP parti-devlet aygıtı yargı eliyle partiye müdahale ediyor. Gerçekten de durum böyle mi? CHP’den ayrılan veya şu an hapiste olan belediye başkan, meclis üyesi ve bürokratların faaliyetlerinde hiç mi yanlış yok? Dahası kaç tane belediyede böyle sorunlar var? İleride olabilecek olumsuzluklara karşı parti genel merkezinin parti müfettişleri, hatta profesyonel şirketler aracılığıyla belediyeleri sıkı bir şekilde denetlemesi gerekiyor. Ayrıca müteahhitler ile parti örgütü arasındaki bağ da koparılmalı. Belediye başkan ve yöneticilerinin Atatürkçülük ve sosyal demokrasi üzerinden ideolojik bağlılık düzeylerinin de artması lazım. Çünkü sınırsız popülizm seviyenin düşmesi ve ahlaksızlığa yol açıyor.
Ez cümle, hatayı biraz da kendimizde aramalıyız. Sürekli bir şekilde başkalarını suçlamak kendi eksiklerimize karşı bizi körleştiriyor. Yapılan kamuoyu araştırmaları gösteriyor ki, halk değişim istemekte. Ama yine de muhalefeti güvenilir bulmuyor. Neden böyle? Çünkü aynı hataları yapan ve kendisi gibi düşünmeyen herkesi dışlayan bir yapı var karşımızda.




























Yorum Yazın