Açıkça söyleyeyim, bilim diye önüme getirilen her şeye inanmam ben, öyle kolay da ikna olmam. Ama Armstrong’un Ay’a ayak bastığından ve o meşhur “benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım” sözünü söylediğinden şüphem yok.
Zaten şimdi eğri oturup doğru konuşalım, Ay’a adım atacağı belli olan insan fiyakalı cümlesini hazırlamış, mikrofonların kendisine uzatılmasını bekliyordur. Zira, böyle büyük anları yaşayacak insanların kalıcı bir söz bırakma sevdasına tutulduklarını biz Fransız Devrimi’nden beri biliriz. Giyotin birazdan inip adamın kafasını sepete düşürecek ama o hâlâ son cümlesinin peşinde. Fransız Devrimi’nde idam edilenlerin son cümleleri kendi içinde bir edebiyattır. Dolayısıyla, Armstrong’un hevesini garipsememek lazım. Allah’ı var, iyi de bulmuş.
Gerçi benim kayınvalide son sözünü söylerken bile -onunki, Allah rahmet eylesin, fiyakalı son sözlerden değildi- Amerikalıların Ay’a gitmediğine, bunun tarihin en büyük yalanlarından biri olduğuna emindi. Ona göre, dedikleri gibi 1969’da Ay’a gitmiş olsalar şimdiye ohooo… orada koloni bile kurarlardı. Bugüne dek kuramamış olmaları, Amerikalıların Ay diye çöle indiklerinin en büyük delilidir.
Geçenlerde, NASA, seneler sonra canlı yayında Ay’a doğru yola çıkınca Ay’a gidilip gidilmediğine dair tartışmalar da alevlendi -maalesef, kayınvalide çok istediği bu tartışmaların bir tarafı olamadı. Ben Ay’a yeniden gidildiğine inananlardanım, ayrıca, dünyanın da yuvarlak olduğunu düşünüyorum. En nihayetinde, Ay’a -ya da, kayınvalide haklıysa, çöle- giden astronotlar Amerikalıydı. Yabancıydı. Rahmetli Gagarin’den beri bu uzay yarışı iki süper güç arasında sürer giderdi de bize önce radyodan dinlemesi, daha sonraları da beyazperdede izlemesi düşerdi.
Artık bu uzay yarışında biz de varız. Malum, geçen senelerde, anamuhalefetin aleyhteki bütün çabasına rağmen uzaya astronot yolladık. 55 milyon dolar mı ne, bir bilet parası ödemişiz ama mesele değil. Astronot gitti mi gitti, şöyle kuşbakışı bir gördü mü gördü. Tamamdır. Bozguncu muhalefetin ağızlarına itibar etmeye hacet yok.
Biz yaştakiler bu anamuhalefetin cemaziyelevvelini bilir. Bunlar bırakın uzaya gitmeyi köprü bile istemezdi. Merkezde ya bunlar, korkuyorlar yerlerinden kıpırdayacaklar diye. Oysa, hayat değişti, Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi, “ey CHP, istesen de istemesen de biz uzaya çıkacağız.”
Hoş, bir küçük hesap hatası olduğu iddia edilebilir çünkü ilk söylenene göre Cumhuriyet’in 100. yılında Ay’a gidecektik. Gide gide uzaya, uzaydan kasıt da atmosferin biraz dışına, gidebildik, üstelik de bir uzay dolmuşundan bilet alarak. Olsun, hiç gidememekten iyidir.
Bizim astronot bu maceranın sonunda Uzay Kuvvetleri Komutanlığımızda görev yapma hakkı kazandı. Tabii burada hiyerarşik bir sorun olabilir çünkü kimse onun kadar yukarıdan bakmadığı için bilgi tekeli onda. Şimdi bir general diyecek ki, işte uydular şöyledir böyledir. Şak, bütün bakışlar bizim astronota dönecek. O da mütebessimane bir tavırla pek de öyle olmadığını söyleyecek. Kim aksini iddia edebilir ki? Sıkıysa sen de çık oraya -55 milyon dolar iyi para.
İşte bu yüzden Uzay Kuvvetlerimizin geleceğinden çok ümitvarım. Astronotumuzun katılımıyla birlikte bu alanda çok güçlendiğimizi düşünüyorum. Astronotumuz gençlere örnek olacaktır. Onu gören gençler arasından astronot olmak isteyenler çıkacaktır -ama her seferinde bu bilet parasını vergilerden tahsil edemeyiz.
Ama astronotumuzun bu seyrüseferi neticesinde acemiliğimiz de ortaya çıktı. İnsan oralara kadar çıkmışken son bir söz söylemez mi, böyle hazırlıksız gidilir mi hiç? Adam ayağının tozuyla -uzay tozu- mitinglere katılıp seçim propagandası yapmaya başladı. Büyük bir fırsatı da heba etti. Hiçbir şey bulamıyorsan, en azından, “55 milyon dolar benim için büyük ama Türkiye için küçük bir para,” diyebilirdi. Hem, Armstrong’a da atıfta bulunmuş olurdu, iyi olurdu.


































Yorum Yazın