İran’a karşı yürütülen saldırı savaşı, bugün itibariyle (8/04/2026) durmuş görünüyor. İlan edilen ateşkes tartışmalı bir ateşkes olsa da.
Eğer savaş bittiyse kazananı apaçık bellidir.
Dünyanın kabadayısı ABD yenilmiştir.
Hürmüz Boğazı güç kullanılarak açılamamıştır.
ABD Hürmüz Boğazı’na ortak olamamıştır.
Saldırganlar İran’ın nükleer programını durduramamıştır.
İran’ın füze çalışmaları ve üretimi durdurulamamıştır.
ABD donanmasının kırılganlığı ortaya çıkmıştır.
Milyarlarca dolarlık F-35 projesi sorgulanmaya başlanmıştır.
ABD’nin saygınlığı ve caydırıcılığı ağır yara almıştır.
İsrail önemli ölçüde harap olmuştur.
ABD müdahil olmaksızın İsrail’in sadece İran’a karşı değil, Türkiye ve hatta Mısır gibi bölge ülkeleri karşısında önemli bir askeri güç ortaya koyamayacağı anlaşılmıştır.
İsrail’in temelleri kum üzerindedir ve eğer İsrail bir devlet olarak var olmaya devam etmek istiyorsa büyük hayallerinden vaz geçmek zorundadır.
Ortadoğu’da tüm güç dengeleri değişmiştir ve bölge yeniden şekillenmek durumundadır.
İsrail çok büyük ölçüde nüfus yitirmiş, bununla kalmamış genç nüfus da geri dönme arzusunu yitirmiştir. Zaten sıkıntılı olan demografik yapısı ağır yaralıdır. Çok değil bir on sene sonra nüfus çoğunluğu Filistinlilerin eline geçmiş olabilecektir.
İran Hürmüz Boğazı üzerinde tam kontrol elde etmiştir. Daha önce ücrete tabi olmayan gemi geçişleri gemi başına iki milyon dolar olarak belirlenmiştir ve bu kaynak belli bir oranla Umman’la paylaşılacaktır. İran bu kaynaktan gelen parayı yeniden inşasına harcayacaktır.
İran’a 47 yıldır süren ambargo kaldırılmıştır ve bloke edilen varlıkları iade edilecektir.
İran’ın bölgesel müttefikleri üzerine yapılan saldırılar durdurulacaktır.
Bütün bu ateşkes şartlarına bakıldığında savaşın kazananı açıkça bellidir.
Elbette Netanyahu bu anlaşmadan memnun değildir ve daha birinci gün ateşkesi geçersiz kılmak için elinden geleni yapmaya başlamıştır.
Gazze ve Lübnan’a karşı yürüttüğü harekatların ateşkes belgesinde açıkça yer almasına karşın ateşkese dahil olmadığını ileri sürmüştür.
Bu iddiasına destek bulması ise mümkün görünmemektedir. ABD yüce gönüllülüğü nedeniyle ateşkes istememiştir. Dünya şartları ve güç dengeleri, ABD iç kamuoyunun büyük huzursuzluğu sonucu bu karara varmıştır.
Netanyahu ülkesinde de iktidarı bıçak sırtında olan bir başbakandır artık. Ordusu büyük ölçüde tükenmiş, çılgınca bir saldırganlığa kapılmış maddi kaynakları muazzam darbeler almış bir ülkenin başbakanıdır. Halkının morali sıfır noktasına yaklaşmıştır ve iç protestoların büyüyeceğine dair her türlü işaret mevcuttur.
Yine de tek başına bölgede bir provokasyon yaratabilir ve savaşı yeniden başlatabilir. Bunu seçmesi durumunda bütün dünyanın tepkisi ile karşılaşacağı açıktır. Bu tepkiler eski lafzi tepkiler olmayacak, muhtemelen çeşitli ambargolarla karşılaşacaktır. Doğal kaynakları son derece kısıtlı olan ülkesinin bu duruma dayanamayacağı ortadadır. ABD’nin böyle bir durumda savaşa geri dönmesine de kesin gözüyle bakılamayacağı düşüncesindeyim.
Son bir ayda dünyada çok şey değişmiştir. Türkiye’nin bu bir aydan nasıl etkilendiğinin kesin bir tablosunu ortaya koyabilmek için henüz erkendir. Fakat eğer Türkiye’nin anlamlı bazı tavırlar alması gerektiğini düşünüyorsak bunlar İran’ın uğradığı tahribatın ortadan hızla kaldırılmasına yönelik kardeşçe dayanışma tutumları olmalıdır.






























Yorum Yazın