“Herkes evine döner.”
Ama kimse bize evin aslında neresi olduğunu öğretmiyor.
Yıllardır insan dinliyorum. Hikâyeler değişiyor ama duygu aynı kalıyor: terk edilme korkusu, yetmeme hissi, görülmeme acısı. Ve fark ettiğim bir şey var—insanların çoğu, başkalarının kalbinde yaşamaya çalışıyor. Kendi kalbini ise ya kilitlemiş ya da başkasına kiralamış.
Psikolojide buna yabancılaşma diyoruz. Kişinin kendi duygusuna, ihtiyacına, sınırına uzak düşmesi. Bu öyle bir şey ki; biri sana iyi davranmadığında bile kalıyorsun, çünkü gitmek kendine dönmek demek. Ve herkes kendine dönebilecek kadar tanıdık değil kendine.
Bağlanma kuramı bunu çok net anlatır. Güvenli bağlanan biri için “ev”, bir insan olabilir; çünkü o kişi kendini de taşıyordur yanında. Ama kaygılı ya da kaçıngan bağlanan biri için ev hep dışarıdadır—ulaşılması zor, kaybedilmesi kolay, sürekli tehdit altında. Bu yüzden bazı insanlar hep yanlış kapıları çalar. Çünkü içeride kalmak, dışarıda aramaktan daha zor gelir.
“Sevilmek için kendinden vazgeçen, en sonunda hem sevgiyi hem kendini kaybeder.” der İyi Hissetmek. Terapide en sık gördüğüm kırılma noktası tam da burası. İnsan, kabul görmek için kendini eğip büküyor, küçültüyor, sessizleşiyor. Ve bir gün fark ediyor: İçeride kimse kalmamış.
Ev dediğimiz şey, konfor değil aslında. Ev, regülasyon. Sinir sisteminin sakinleştiği, bedenin gevşediği, zihnin susabildiği yer. Birinin yanında omuzların düşüyorsa, nefesin derinleşiyorsa, kendin olabilmek için çabalamıyorsan… orası ev. Ama bunu dışarıda arayan herkes, bir noktada şunu öğreniyor: Dışarıdaki hiçbir ev, içerideki yıkımı onaramaz.
En çarpıcı gerçek şu: İnsan en çok kendinden kaçarken yoruluyor. Yanlış ilişkiler, yanlış seçimler, yanlış ısrarlar… hepsi aslında aynı şeyin etrafında dönüyor—kendi kalbine dönmemek.
“Herkes evine döner” cümlesi bu yüzden romantik değil, biraz acımasız. Çünkü o dönüş, birine değil, kendine. Ve herkes o yolu bilmiyor.
Ama yolu bilenler için ev hep aynı yerde:
Kalbinin seni artık incitmediği yerde.


































Yorum Yazın