CHP siyasette ibreyi ara seçimlere çevirdi.
Görevden alınan belediye başkanları için mücadelesini miting alanları, mahkeme salonları ve meclis oturumlarında sürdüren CHP, ara seçim diyerek iktidarı köşeye sıkıştırmaya çalışıyor.
Son olarak Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey Ak Parti yargısının verdiği kararla tutuklandı ve yerine meclis çoğunluğu ile Ak Partili birisi getirildi oysa Mustafa Bozbey iki seçmenden birinin oyunu alması rağmen belediye meclisinin altmış bir oyuyla başkanlıktan düşürüldü.
Erken seçimden devam ediyoruz Erdoğan’ın bu talebe karşı cevabı her ne kadar “gündemimizde seçim yok” olduysa da CHP lideri Özgür Özel buna karşın “sen kim oluyorsun anayasa var.” dedi.
İşte tam bu noktada insanın aklına ülkede bir anayasa mı var? sorusu takılıyor.
Evet gerçekten bu ülkede bir anayasa var mı?
Devlet kayıtlarında bir anayasa gözüküyor ama mahkemelere de sokaklarda, medyada hayatın her alanında ülkede bir anayasanın varlığı hissedilmiyor.
Özgür Özel “sen kim oluyorsun” derken bir cumhurbaşkanının var olan anayasaya karşı saygılı olacağı noktasından bu çıkışı yapıyor.
Erdoğan’ın cevabı ise daha trajik bir olguya dayanıyor ve verdiği mesajda mealen “sen anayasa değil benim söylediklerime bak” diyor.
Bence Erdoğan haklı, haklı çünkü bu ülkede anayasa fiilen uygulanmayan hatta yok sayılan bir duruma düşürülmüş vaziyette…
Günün mottosu “anayasaya değil bana bak”
Ara seçim olur mu olmaz mı bilinmez ama bu durum ülkede ağır bir kanunsuzluk ve hukuksuzluğun hakim olduğunu bize bir kez daha göstermiş oluyor.
Belediye başkanlarını sabahın köründe yaka paça gözaltına almak, derme çatma uyduruk iddianamelerle yargılayarak kodese sokmak ile AYM ve AİHM kararlarını anayasaya rağmen uygulamamak ve bunun sonucu başta Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala olmak üzere insanları yıllardır özgürlüğünden mahrum etmek bu ülkede anayasanın fiilen ortadan kaldırıldığının açık örnekleri değil mi?
Sürdürülecek olan siyasi muhalefetin gündeminde hemen her gün bu sorun olmalı yani anayasa, yargı ve hukuk bu üçlü her gün gündeme getirilmeli…
Çünkü ortada millete karşı ne söyleyecek bir sözü ve ne de gösterecek bir yüzü olmayan Ak Parti iktidarının muhalif olanlara yani siyasetçilere, gazeteciler ve çeşitli çevrelere karşı şiddet, hukuksuzluk ve zulümden başka yapacağı bir şey kalmadı.
İktidarını meşru yollarla sürdürmesinin imkansız olduğunu bildiği halde gayrı meşru tüm yollara başvurarak yoluna devam etmek istiyor.
Tüm bu siyasi zorbalık ortamında bir yandan da kamuda cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk ve hırsızlığı yapılmakta…
Ve bu ülkede tarihin hiçbir döneminde kamu kaynakları bu kadar hortumlanmamıştı.
Ve diğer yandan hiçbir dönem Emekli insanlar için yoksulluğu ve açlığı reva gören ve iş kendi akrabalarına gelince kamu kurumlarında ayda iki buçuk milyon lira ödeme yapan bir iktidar görülmemişti.
Bir diğer konu demokratikleşme ve yeni anayasa sorunu…
Süreç denilen süreç durmuş vaziyette ve hatta geriye gitmiş durumda adeta yaprak kıpırdamıyor.
Bugüne kadar demokratikleşme adına hiçbir adım atılmadı, atılmakta istenmedi.
Çünkü iktidarın Kürt sorununu çözmek gibi bir iradesi yok ama konuyu siyaseten yedek lastik olarak kullanma kurnazlığı var.
Muhalefetin bir dikkat noktası da bu noktadır.
Süreci demokratikleşme ve yeni demokratik anayasa için bir kaldıraç olarak görmek ve bu noktada iktidara yüklenmek ve kamuoyunu aydınlatarak onları sürece ortak etmek olmalıdır.
Ve daha önemli ve sorunlu bir alan olarak dış politika alanı bu alanda öncelik İsrail ve ABD’nin bölgemizde çıkarları için dizayn etmeye çalıştığı hesaplara ortak olmamak ve ısrarla bölge barışını savunmak önceliğimiz olmalıdır.
İran savaşında gelinen ateş kes sürecinin kalıcı bir barışa dönüştürülmesi için Lübnan dahil çaba harcanmalı ve savaştan kesinlikle uzak durulmalıdır.
Diğer yandan Trump’ın NATO’dan çekilme yaklaşımlarına karşı çıkılmalı bu süreçte Avrupalı müttefiklerimizle ortak hareket etmeliyiz.
Ve Erdoğan’ın aksine AB üyelik müzakerelerinin başlatılmasında ısrar edilmeli AB üyeliğin ülke için yararları kamuoyuna kapsamlı olarak anlatılmalıdır.
Küresel olarak Çin+Rusya ve Batı dengesinde ve geriliminde öncelikle çıkarlarımıza göre hareket etmeliyiz ancak bunu yaparken öncelikle batı dünyasının bir bileşeni olduğumuzu unutmamalıyız.
Son olarak milletin ekonomik olarak tarihinde hiçbir dönem bu şekilde yoksulluğa ve açlığa mahkum edildiği böylesi bir dönem görülmemiştir.
Çiftçisinden işçisine esnafında memura oradan milyonlarca emeklisine kadar herkes ama herkes çok zor durumda…
Marketlerde her gün fiyat etiketleri değişiyor.
Her gün her ürüne zam yapılıyor insanları soymak soğana çevirmek artık sıradanlaştı ve bunun tek nedeni Ak Parti olduğu kadar ahlaksızlıkta bir başka nedeni…
Yoksul ve açlığın nedenleri daha kapsamlı ve daha geniş olarak gündeme getirilmeli ve gündemden hiç düşürülmemelidir.


































Yorum Yazın