Ana muhalefet partisi liderimiz iktidar partisini seçime zorlamak için büyük bir uğraş veriyor. Liderin değerlendirmesine göre, seçmen tercihinde son seçimlerden sonra ciddi değişmeler meydana gelmiştir. Bu gelişme karşısında seçimlerin yenilenmesi son derecede tabiidir. Hatta, ana muhalefet lideri inandırıcılığını güçlendirmek için şayet seçimlerde iktidar partisini en az on puan geride bırakmazsa parti başkanlığından ve siyasetten çekileceğini bile ifade etmiştir. Gelgelelim hem cumhurbaşkanı hem de partisinin genel başkanı sıfatlarını taşıyan Recep Tayyip Erdoğan, seçimlerin zamanında yapılacağını ileri sürmekte, ana muhalefetin hevesini kursağında bırakır gözükmektedir.
Hemen belirtelim, seçimlerin belirli aralıklarla yapılması zorunlu olmakla birlikte, iktidar partisinin işine gelen dönemlerde yapılması genellikle parlamenter sistemlerde rastlanan bir olgudur, başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinde pek görülen bir olgu değildir. Nitekim, Amerika’da anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren seçimler hep aynı tarihte yapılmış, işler pek iyi gitmese de, kimse başkanın dört yıllık dönemini tamamlamadan görevden ayrılmasını beklememiştir. Başkanın değişmeyeceği ve görevde kalmasının da parlamento aritmetiğine bağlı olmaması, temsilci seçimlerinin de sabit aralıklarla yapılmasını kolaylaştırmıştır. Yarı başkanlık sisteminin egemen olduğu günümüz Fransa’sına baktığımız zaman da, başkanın süresini doldurmayı beklediğini, başkanlık seçimini erkene almak için herhangi bir girişimde bulunmadığını görebiliyorsunuz.
Seçim tarihleriyle oynamak açısından anayasamızda bazı tuhaf hükümlerin bulunduğunu teslim etmemiz gerekiyor. Artık tüm toplumun da bildiği gibi, şayet parlamento seçimleri bir yıl veya daha uzun bir süre erkene almaya karar verirse, en fazla iki dönem hizmet vermesi öngörülen cumhurbaşkanı süresini doldurmamış telakki edildiğinden, bir dönem daha aday olabilmektedir. Birçok gözlemci, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir dönem daha görevde kalmak istediğini, mevcut anayasanın sınırları çerçevesinde kalınacak olursa, bunun tek yolunun da seçimlerin parlamento kararıyla erkene alınması olduğunu hatırlattıktan sonra, Cumhurbaşkanının tekrar aday olmak istediğini ve dolayısıyla seçimleri erken almak isteyeceğini ileri sürmektedir. O zaman, böyle bir kararın alınacağı neden şimdiden açıklanmak istenmemektedir diye sorulacak olursa, cevap hazırdır. Seçim kararı bir sürpriz olacak, özellikle muhalefetin seçim düşünmediği bir dönemde aniden verilecektir. Bazı gözlemciler ise, seçimlerin zamanında yapılacağını, cumhurbaşkanının ise oğlunu göreve hazırladığını iddia etmektedirler. Neden açıklama yapılmıyor derseniz, bunun da yanıtlanması pek zor değildir. Şimdiden parti içinde bir adaylık müsabakasının başlaması istenmemekte, hatta çıkabilecek başka adayların önünü kesmek için zaman kazanılmakta, bu arada müstakbel adayın kamuoyu tarafından daha yakından tanınması için fırsatlar yaratılmaktadır.
Anayasamızdaki tuhaflıklar, ele aldığımız erken seçim kararı verilmesi ile de bitmiyor. Başka alanlarda istifa tek taraflı bir tasarruf olmasına rağmen, bir milletvekilinin o sıfatı terk etmesi için parlamentodan izin istemesi gerekiyor. Parlamento izin vermeyebilir. Şimdiye kadar, bu izin sisteminin kullanıldığı alan, parlamentodan izin almadan oturumlara katılmayı aksatan ve peş peşe oturumlara gelmeyen üyelerin üyelikten çıkarılması ile ilgiliydi. Ben devamsızlık dolayısıyla üyeliğini kaybeden herhangi bir milletvekili hatırlamıyorum. Belki de benim dikkatimden kaçmıştır. Ancak öyle anlaşılıyor ki, bu hükmün her zaman ve başka amaçlara hizmet edecek şekilde kullanılması da mümkündür. Nitekim, ana muhalefet liderimiz bir kısım milletvekilini istifa ettirerek erken seçimi bir zorunluluğa dönüştürmeyi düşünürken, parlamentonun bir kısım milletvekilinin istifasını kabul etmeyeceğini, böylelikle erken seçim yapılması için gerekli sayıya ulaşılmasını engellerken, muhalefet partisini de sayısal bir zaafa uğratabileceğini aklına getirmemiştir. Hatırlamakta zorluk çekenler için hatırlatayım, anayasamıza göre genel seçimden otuz ay geçtikten sonra ve bir defaya mahsus olarak ara seçim yapılır, ancak boşalan milletvekili sayısı üye tam sayısının yüzde beşini (otuz kişi oluyor) geçerse, yeni bir ara seçim yapmak zorunlu olur. Ancak, genel seçimlere bir yıl kalması durumunda ara seçim yapılmaz. Bu durumda ara seçim yapılarak boş üyeliklerin doldurulacağı anlaşılıyor ama istifa yoluyla istenildiği kadar boş üyelik yaratılamayacağı ve böylece sonuçları genelleştirilecek nitelikte bir ara seçime de izin verilemeyeceği belli oluyor.
O zaman sormak gerekiyor, üyeleri istifa ettirerek erken bir ara seçime gitmek ve böylece iktidarın desteği kalmadığını göstermek hangi geçmiş olaylara istinaden liderimizin aklına geldi. Parlamenter tarihimiz oldukça zengin olduğu için, belki örnek sayısı birden fazladır ama benin aklıma gelen 14 Ekim 1979 tarihinde Ecevit hükümetinin yaptığı ve beş milletvekilinin (Konya, Manisa, Edirne, Muğla, Aydın) seçilmesini öngören ara seçimlerdir. Bu seçimlerde Adalet Partisi kullanılan oyların %54’ünü almış, münhal bulunan beş milletvekilliğinin hepsini kazanmıştır. Başında Ecevit’in bulunduğu CHP’nin aldığı oy oranı ise % 29’dur. Parti herhangi bir ilde milletvekilliği kazanamamış ve oylara bakılacak olursa, ağır bir seçim yenilgisi almıştır. Böyle bir sonuç karşısında, Başbakan Bülent Ecevit partisine seçmenin güveni kalmadığını kabul ederek, istifa yolunu seçmiştir. Fakat bir hususun dikkatinizden kaçmadığını ümit ederim. O dönemde Türkiye’de yürürlükte olan sistem parlamenter sistemdir ve bu sistemde hükümetin parlamentonun desteğini alarak görevde kalması öngörülmektedir. Buna karşılık şu anda yürürlükte olan başkanlık sisteminde yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı başı ve sonu belli bir dönem için seçilmekte, görevde bulunduğu süre içinde seçmenin desteğini ne oranda sahip olup olmadığına ise bakılmamaktadır.
Ama, yukarda da belirttiğim gibi, bizim anayasamız tuhaflıklar bakımından zengindir. Geçmişte parlamentonun göreve atadığı cumhurbaşkanının partisi olsa bile, o partiyle tüm bağlarını koparması gerekiyordu. Mevcut uygulamada cumhurbaşkanının aynı zamanda partisinin de başkanı olması mümkün. Ülkemiz uygulamasında parti başkanlığı sembolik bir görev değil, başkandan partiyle ilgili her konuda karar vermesi bekleniyor ki, bunlar arasında ön seçim yapılmaması durumunda kimin milletvekili olacağı dahi var. Böyle bir durumda cumhurbaşkanının aynı zamanda parti başkanı olarak parlamentoyu etkisizleştirmesi, tamamen kendi sözünü dinleyen bir örgüte dönüştürmesi çok kolay. Karşımızda, yürütmeyi denetleyen bir heyet yerine destekleyen bir örgüt bulmamız söz konusu. Bildiğiniz gibi, iktidar partisi, kendisine mensup olan milletvekillerine üç dönemden fazla hizmet vermemeleri kuralını getirdi. Sakın ola ki, aman ne güzel, böylece hızlı dönüşüm sağlandı ve hizmet vermek için herkesin önü açıldı demeyesiniz. Parti başkanı bu kurala tabi değil. Kuralı uygulayarak cumhurbaşkanı, kendisinden bağımsız olarak seçilebilecek, başka bir ifade ile, bağımsız siyasi desteği olan herkesi eledi, geriye sadece onun desteği sayesinde göreve gelebilecek ve devam edebilecek daha zayıf bir kadro kaldı. Bu kadro eğer Cumhurbaşkanını desteklemezse, yeniden seçilme şansına veya seçilmezse geliri tatmin edici bir kamu görevine atanamayacağının bilincinde. Dolayısıyla kendilerini Cumhurbaşkanı’nın sözünü dinlemekle mükellef addediyorlar. Bunun tezahürlerine hepimiz her gün şahit oluyoruz.
Ana muhalefet liderimizin bazı milletvekillerini istifa ettirerek erken seçimleri zorlama planı sanıyorum iyi tasarlanmadan kamuoyuna açıklandı. Yoksa, parlamentonun bir kısım milletvekilinin istifa etmesini kabullenmeyeceğini hesaplamak mümkündü. Görünen o ki, sssssseçimin ne zaman yapılacağına parlamento değil, cumhurbaşkanı karar verecek. Şayet bu kararı parlamentonun desteğini gerektiriyorsa, o destek zaten hazır. Cumhurbaşkanından sadece bir işaret bekliyor.
Ben ana muhalefet lideri olsam, partimi seçimlere daha da iyi hazırlamaya çalışırdım. Yapılan anketler, bir kısım seçmenin şu veya bu sebepten ana muhalefet partisini güvenilir bulmadığını gösteriyor. Bunlar kimler, neden böyle düşünüyorlar, anlamak lazım. Meydan mitingleri şüphesiz çok önemli, muhalefet liderimiz her hafta birden fazla yerde kalabalıkları topluyor. Bu takdire şayan. Ancak, seçmenin sadece emeklilerden oluşmadığı hususu sanki biraz ihmal ediliyor. Sonra parti lideri yanında partililerin de bu siyasi mücadelenin bir parçası olduklarının daha net şekilde anlaşılması gerekiyor. Seçmen kadro hareketlerini salt lidere inhisar eden hareketlerden daha inandırıcı bulabilir. İsterseniz devam etmeyeyim. Anlatmaya çalıştığım, seçimi bir an önce yapmak yerine seçimlere her yönden daha iyi hazırlanmanın gereği. Ana muhalefetten benim beklediğim bu derken, sanıyorum benim dışındaki birçok kişinin de düşüncesini dile getiriyorum.






























Yorum Yazın