Anadolu ve Ortadoğu; yüzlerce, hatta binlerce yıl boyunca “Eski Dünyada” uygarlıkların ve ekonominin merkezleriydi. Sayısız savaşlara, doğal felaketlere ve dramlara sahne oldular. Üzerinde bulunduğumuz coğrafyada binlerce yıldır yaşayanlar ise tanıklarıydılar. İnsanlık tarihinin başladığı varsayılan bu bölge, son dönemde bir kez daha sıcak çatışmaları yaşadı.
Trump’ın seçilmesinin ardından Netanyahu’nun Filistin’de yarattığı, insanlık dramı herkesin gözlerinin önünde sergilendi. Küresel paylaşım savaşı senaryolarının 21 Yüzyıla uyarlanmış halini izliyor gibiyiz. Gazze’de Filistinlilerin yaşadıkları; ABD’nin güdümünde tasarlanmak istenen, “Yeni Dünya Düzenine” ilişkin yeterli ipuçları veriyor.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio geçtiğimiz 13 Şubat 2026 günü 50 ülke liderinin katılımlarıyla toplanan, “Münih Güvenlik Konferansında” ülkesinin yeni dış politika anlayışını açıkladı. Öncesinde, konferansı izleyen muhabirlere; "Dünya gözlerimizin önünde çok hızlı bir şekilde değişti. "Jeopolitik çağındayız ve bu yüzden hepimiz, rollerimizi gözden geçirmeye ihtiyaç duyuyoruz” dedi. ABD’nin kürselleşme konusundaki yeni yaklaşımını özetledi.
Rubio; “Sınırların olmadığı bir dünya bize (ABD) büyük zarar verdi, bu gelişme doğayı da tarihi de göz ardı eden bir yaklaşımdı” dedi. “Kitlesel göçün geleceği tehdit eden ve ABD ile Avrupa'nın birlikte yaptıkları bir hata olduğunu” sözlerine ekledi. Aslında tanımları; tarife oranlarının yükseltilmesinin, ardındaki gerçeği ortaya koydu. Rubio’ya göre; göçe karşı çıkmak da "yabancı düşmanlığı değildi". Aksi takdirde medeniyetlerinin varlığı tehdit altına girecekti. ABD ile Avrupa’nın "kaderlerinin birlikte örüldüğünü" ve bu süreçte birlikte davranmaları gerekliydi.
Ülkesinin yaklaşımını; "restorasyon sürecini tek başımıza yapmaya hazırız. Ama Avrupa'yla birlikte tercih ederiz, zayıf müttefikler değil, işlemeyen bir statükoyu savunan müttefikler değil, onu düzeltmeye çalışan müttefikler istiyoruz. Avrupa kendini savunabilir hale gelmeli. Hiç kimse müşterek gücümüzü test etmeye kalkmasın. Batı'nın gerileme sürecini yöneten, kibar görevliler olmayacağız," sözleriyle dile getirdi.
Yukarıdaki açıklamalarından, geçmişte kurulan ittifaklara parasal kaynak sağlamaktan uzak duracakları, küreselleşmeyi ABD merkezli ekonomik çıkar alanı yaratmak olarak değerlendirdikleri anlaşılıyor.
Trump’ın MAGA adıyla tanımladığı politikası, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao’nun, uzun yıllar önce dile getirdiği öngörüyü doğruluyor. “Politika ekonominin yoğunlaşmış ifadesidir”. Bilgi işlem teknolojisine egemen olan dar bir çevre de boş durmuyor.
Hızla gelişen “Yapay Zekanın” (AI) beyaz yakalı kesimi işlevsiz bırakacağı varsayımını, bir tür psikolojik silah gibi kullanıyorlar. Son günlerde Varoufakis’in tekno feodaller adını verdiği bu kesimin etkinliklerinin arttığı gözleniyor. ABD merkezli tek kutuplu yeni bir dünya düzeninin sayısal teknolojinin katkısıyla kurulmasını tasarlıyor olmalılar.
Açlık, yoksulluk ve artan dünya nüfusunun, iklim değişikliklerinin etkisiyle, binlerce yılda neden oldukları göçleri ve küresel alt üst oluşları da hesaplarken, kullandıkları algoritmaları henüz bilmiyoruz.

































Yorum Yazın