Münih Güvenlik Konferansı, 1963’te “Uluslararası Askeri Bilimler Toplantısı” adıyla yola çıktığında daha çok NATO içi savunma koordinasyonuna odaklanan teknik bir platformdu. Bugün ise küresel güç dengelerinin nabzının tutulduğu, jeopolitik yön tayinlerinin yapıldığı bir laboratuvar niteliğinde. Her yıl Hotel Bayerischer Hof’un tarihi salonlarında toplanan liderler, Davos’un finans elitlerini andıran bir yoğunlukla dünya siyasetinin ana başlıklarını tartışıyor.
Ancak Türkiye açısından dikkat çekici bir eksiklik sürüyor: Cumhurbaşkanı ya da Başbakan düzeyinde katılım hâlâ yok. Temsil çoğunlukla dışişleri ve savunma bürokrasisiyle sınırlı kalıyor. Bu sene onlarda katılım sağlamadı. Bu durum, Ankara’nın küresel güvenlik mimarisindeki konumunu tartışmaya açan bir sembolik boşluk yaratıyor.
Tarihin Gölgesi: 2007’nin Hâlâ Duyulmayan Sesi
Münih kürsüsü geçmişte kırılma anlarına sahne oldu. 2007’de Vladimir Putin’in yaptığı konuşma, tek kutuplu dünya düzenine yönelik en açık meydan okumalardan biriydi. O gün dile getirilen NATO genişlemesi, güvenlik mimarisinin çöküşü ve Batı’nın stratejik körlüğü gibi başlıklar, aradan geçen yıllara rağmen Avrupa’da tam anlamıyla içselleştirilmiş görünmüyor.
Merz: Sakin Ton, Sert Çerçeve
Almanya Başbakanı Friedrich Merz konuşmasında ABD liderliğinin artık otomatik ve tartışmasız olmadığını ima etti. Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini, yeni ittifaklara açık olunacağını vurguladı. Türkiye ve Hindistan’a yaptığı özel atıflar dikkat çekiciydi.
Bu, Washington merkezli klasik transatlantik çerçevenin aşılabileceğine dair bir sinyaldi. Alman basınında Merz’in konuşması “stratejik gerçekçilik” olarak yorumlandı. Tonu yumuşaktı ama çerçevesi sertti: Avrupa artık güvenliğini outsource edemez.
Macron: Alkış Var, Etki Sınırlı
Emmanuel Macron beşinci kez Münih’teydi. Alkışlarla karşılandı, ancak konuşması genel çerçevede kaldı. Avrupa stratejik özerkliği vurgusu yinelendi fakat salondaki enerji konuşmanın sonuna doğru azaldı.
Bu durum, Avrupa liderlerinin söylem ile stratejik kapasite arasındaki boşluğu hâlâ dolduramadıklarını gösteriyor.
Rubio: Tatlı Sert Diplomasi
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio kürsüye çıktığında salonun psikolojisini iyi okudu. Konuşmasına ABD ile Avrupa’nın ortak tarihine vurgu yaparak başladı: “Biz birlikteyiz… Aynı medeniyetin parçasıyız.”
Geçen yıl aynı kürsüden daha sert bir üslupla konuşan J.D. Vance’in aksine Rubio gerilimi düşürdü. Ancak içerik değişmemişti.
Soğuk Savaş sonrası dönemi “tehlikeli bir yanılsama” olarak tanımladı. Küreselciliği eleştirdi, ulus-devlet vurgusu yaptı. Birleşmiş Milletler’in etkisizliğini dile getirdi. En kritik cümlesi şuydu:
“Bunu tek başımıza yapmaya hazırız, ama umarız sizinle birlikte yapabiliriz.”
Bu diplomatik bir nezaket değil, stratejik bir uyarıydı.
Alman yorumcular, konuşmayı “freundlich im Ton, hart in der Sache” (üslupta dostça, içerikte sert) diye nitelendirdi. Avrupa rahatladı çünkü azarlanmadı. Ama mesajı da aldı: ABD yeni bir hat çiziyor.
Ukrayna, Çin, Hindistan: Çok Katmanlı Rekabet
Voladımir Zelenski’nin konuşması moral ve duygusal açıdan en güçlü anlardan biriydi. Avrupa’ya “bizi yalnız bırakmayın” çağrısı, Ukrayna meselesinin hâlâ kıtanın güvenlik kalbi olduğunu gösterdi.
Wang YI Avrupa’ya “rakip değil partner olalım” mesajı verdi. Çin, transatlantik çatlaklardan stratejik fırsat üretmeye çalışıyor.
Subrahmanyam Joishankar ise Hindistan’ın stratejik özerkliğini vurguladı. Yeni çok kutuplu düzende Delhi’nin bağımsız bir merkez olacağı mesajı netti.
Ortadoğu: Adı Anılmayan Dosya
Resmî konuşmalarda “Ortadoğu” kelimesi sınırlı geçti. Ancak masanın görünmeyen dosyası oydu.
• Mazlum Abdi’nin davetli olması,
• Necirvan Barzani’nin yoğun diplomasi trafiği,
• İran adına sürgündeki veliaht Reza Pahlavi’nin sahneye çıkması,
bölgesel satrancın devam ettiğini gösteriyordu.
Münih’te ayrıca İran rejimine karşı büyük bir miting düzenlenmesi ve Pahlavi’nin burada konuşması, İran dosyasının Batı başkentlerinde yeniden şekillendiğine işaret ediyor.
Koridorlarda şu soru dolaştı: Türkiye’nin üst düzey katılım göstermemesi, Mazlum Abdi ile aynı fotoğraf karesine girmemek için miydi? Resmî bir yanıt yok. Ama diplomasi bazen katılımdan çok yoklukla mesaj verir.
Van Kleist Ödülü ve Sembolizm
Konferans sonunda verilen Ewald von Kleist Ödülü’nün Ukrayna halkına ithaf edilmesi, Avrupa’nın güvenlik kimliğini yeniden tanımlama çabasının sembolüydü. Dayanışma retorikten pratiğe taşınmak zorunda.
Masadaki Harita
Münih’in soğuğu bu yıl da sertti. Ama salon sıcaktı. Fısıltı yoktu. Herkes dikkat kesilmişti.
2007’deki uyarılar tam anlaşılmadan 2022’ye gelindi. 2026’da Avrupa hâlâ yön arıyor. ABD ton değiştiriyor ama strateji değişmiyor. Çin bekliyor. Hindistan yükseliyor. Ukrayna direniyor. İran yeniden denkleme sokuluyor. Ortadoğu konuşulmuyor ama paylaşılıyor.
Belki de Münih’in asıl gerçeği şu: Barış dostlarla değil, çıkarların kesiştiği zor düşmanlarla kurulur.
Ve bu yıl Münih’te en net görülen şey şuydu: Dünya düzeni artık tek merkezli değil. Masada açık duran harita yeniden çiziliyor.
Sorulması gereken soru şu: Bu harita çizilirken kim masada, kim menüde?































Yorum Yazın