Karl Marx 5 Mayıs 1818 yılında Prusya Krallığı'nın Trier kentinde dünyaya gelmiştir. 19. yüzyılda yaşamış Alman filozof, ekonomist ve bilimsel sosyalizmin kurucusudur. Bir müddet gazetecilik de yapan Marx, iktisâdî ve beşerî konularda eleştirel fikirler ortaya koymuştur.
Marx'ın ekonomi alanındaki çalışmaları, günümüzde emeği, emek-sermaye ilişkisini ve bunları takip eden ekonomi düşüncesini kavramanın büyük bir kısmı için temel oluşturdu. Sosyoloji ve sosyal bilimleri başlatan isimlerdendir. Hayatı boyunca sayısız kitap yayımlamıştır. Karl Marx, hakkında en fazla eser yazılan kişiler listesinde ilk sırada yer almaktadır.
Marx, Genç Hegelcilerin felsefe düşünceleri ile ilgilendiği Bonn ve Berlin Üniversiteleri'nde öğrenim görmüştür. Çalışmalarından sonra Köln'de radikal bir gazetede yazmaya ve tarihsel materyalizm üzerinde çalışmaya başlamıştır. 1843'te diğer radikal gazetelerde yazmaya başlayacağı ve kendisinin ömür boyu dostu ve çalışma arkadaşı olacağı Friedrich Engels ile tanışacağı Paris'e taşınmıştır. 1849'da sürgüne gönderildi ve karısı ve çocukları ile beraber toplumsal ve ekonomik hareketler hakkında teorilerini yazacağı ve olgunlaştıracağı Londra'ya taşınmıştır.
Eski doğu düşüncesinden başlamak üzere diyalektik düşünce, henüz Platon'da bir karşılıklı konuşma ve tartışma biçimi olarak bilginin olduğundan daha üst bir evreye taşınması yöntemi olmadan önce, öncelikle Herakleitos'ta ve Zenon'da Hegel felsefesindeki içeriğine yakın düşecek bir biçimde kullanılmıştır. Her şeyin bir akış içinde gerçekleştiği bir oluş felsefesi ortaya koyan Herakleitos, doğada var olan oluşun karşıtlar arasında bir çatışma sonucu gerçekleştiğini öne sürmüştür. Kendi diyalektik düşüncesini oluştururken Hegel, karşıtların çatışkısı ve aynı zamanda birliği ya da özdeşliği düşüncesini Herakleitos felsefesi aracılığıyla benimseyerek, diyalektiği sadece bir usavurma biçimi olarak görmez. Hegel aynı zamanda olguların gerçek içeriği olarak ele aldığı diyalektik düşünceden yola çıkarak, farklı bir mantık anlayışı ortaya koyar ve bu diyalektik mantıktan tümüyle gerçekliği içeren bir bilim dizgesi türetir. En basit ve biline gelen yüzeysel anlatımıyla, Hegel'e göre, bir olgu ya da düşünce karşıtını da birlikte gerektirir, onunla bir arada bulunur. Bir başka deyişle en soyut biçimde düşünce ya da varlık, karşıtını kendi içeriğinde zorunlu olarak barındırır. Böylece, düşünce kendi içsel yapısında kendine karşıt bir düşünce olarak karşıtını doğurur ve karşıtıyla etkileşimi ve mücadelesi sonucunda düşünce, daha bir üst aşamaya gelişerek ya da geçerek, bu üst aşamada, düşünce ve karşı düşünceyi de içinde barındıran bir birlik oluşturur. Bu birlik ya da bireşim de salt kendi başına yeni oluşmuş bir düşüncedir. Düşüncenin ya da varlığın devinimi ve gelişimi açısından, bu yeni oluşmuş düşünce, kendi içinde tamamlanmış olmakla birlikte, yeni bir başlangıç olan yeni bir düşüncedir.
Hegel'de diyalektik, kendini Tin olarak ortaya koyan, kavrama dayalı olan nesnel düşüncenin, en genel anlamıyla saltık ideanın ya da aklın gelişmesidir. Fakat burada düşüncenin diyalektik olarak gelişimi demek, aynı zamanda Hegel'in özne ile nesneyi özdeşleştiren saltık özdeşlik ve idealizm düşüncesinden dolayı, diyalektik yasanın sadece düşüncede değil, dış dünyada da geçerli olduğu ya da olgusal bir içeriğe sahip olduğu anlamına gelmektedir. Dış dünya Hegel'de maddesel değil, Tin'in kendi dışında varlığı ya da Tin'in kendine yabancılaşmış bir biçimidir.
Hegel'in akıl ile olgusal gerçekliği özdeşleştirmiş olması onun nesnel ve saltık idealizminin özgün yanını oluşturur. Kısaca Hegel bu düşüncesini, "Ussal olan edimseldir ve edimsel olan ussaldır" biçiminde belirtir.
Marx'ın felsefesi, Hegel'den bu noktada ayrılmaktadır. Marx, Hegel felsefesindeki özne ile nesne arasındaki özdeşliği yadsıyarak, diyalektiğin maddeci ve bilimsel bir yorumunu gerçekleştirmeye çalışır. Marx, Hegel'in dış dünyayı Tin'in bir yansıması olarak gören ve özne ile nesneyi birbirinden ayırmaksızın birleştiren saltık idealist özdeşlik anlayışını, Hegel felsefesinin diyalektik düşünceye aykırı metafizik ve mistik yanı olarak görmektedir. Marx bu düşüncesini Kapital'in Almanca ikinci baskısına yazdığı ön sözde dile getirir: "Hegel'de diyalektik baş aşağı duruyor. Mistik kabuk içersindeki akla uygun özü bulmak istiyorsanız, onun yeniden ayakları üzerine oturtulması gerekir." Marx, diyalektik maddeci bir anlayışla dış dünyayı bilincin diyalektik bir yansıması değil, dış dünya ile bilinci diyalektik bir ilişki içerisinde ele alır ve bilinci dış dünyanın bir yansıması olarak kavrar. Böylece maddesel gerçeklik bilincin oluşum ve gelişim sürecinde temele yerleştirilmiş olur.
Diyalektik, Hegel ve Marx'ta varlığın gelişim sürecini belirleyen, varlığa dışarıdan etkide bulunan dışsal bir güç olmaktan çok, varlığın kendi içsel çelişki ve çatışkılardan kaynaklanan, varlığın değişimine ve belirlenimine etkide bulanan içkin bir süreçtir. Diyalektik felsefe, ayrıca varlığı bir bütünlük içinde, farklı olguların etkileşimlerinin birliği olarak kavramak ister. Marx'a göre, diyalektik öncesi felsefeler, varlığı bütünlüğü içinde ele alamadıklarından ve aynı zamanda gerçekliği kendi içkin çelişkileri içinde bir devinim olarak kavrayamadıklarından, gerçekliği tek bir yönüyle ve sadece dışsal görünümleriyle ele alırlar. Dolayısıyla bu felsefeler, soyut özdeşlik mantığıyla sadece dışsal etkiler aracılığıyla durağan bir zaman kesiti içinde varlığı açıklamaya çalıştıklarından metafizik ya da bilimsel olmayan felsefelerdir. Özellikle Fransız maddeciler, arı maddeci bir düşünce oluşturmuş olmalarına rağmen, maddeyi sadece dışsal etkiler ve tek yönlü bir neden sonuç bağıntısı içinde gerçekleşen bir belirlenimci düşünceyle kavradıkları için, geleneksel metafizik düşüncenin dışına çıkamamış sayılmaktadırlar. Marx açısından, kendinden önceki maddeci felsefe, tüm maddeci ve devrimci içeriğine karşın, gerçekliğin doğru bir kavrayışını gerçekleştirebilecek diyalektik ve bilimsel düşünceden tümüyle yoksundur.
Marx için diyalektik, salt doğanın ve toplumun zaman içinde evrensel gelişim ve dönüşüm yasalarının varlıkbilimsel bir öğretisi değil, o aynı zamanda tüm varlık alanının ve gerçekliğin doğru araştırılmasına katkıda bulanacak olan bir bilgi edinme yöntemidir. Marx, diyalektik varlıkbilimsel ile bilgi kuramsal diyalektik süreçleri birbirinden ayırt etmeye çalışsa da her iki süreci de karşılıklı diyalektik bir etkileşim süreci ile iç içe kavramaya çalışır. Ayrıca, Hegel'in özdeşlik felsefesi açısından bir sorun oluşturmayan, fakat kendi felsefesinde var olan varlık ile bilgi düzeyi arasındaki ayrım ve uzaklığı Marksist eylem felsefesi aracılığıyla birleştirmeye ve kapatmaya çalışır. Bu eylem felsefesi gerçekliğin doğru diyalektik kavranışının bir sonucu olmakla birlikte, bireylerin istekli eylemleri aracılığıyla gerçekliği oluşturucu ve dönüştürücü bir güce de sahiptir. Bilgilenme süreci varlığa dışsal olmanın yanı sıra, ona koşut olan diyalektik bir bilgilenme sürecini gerektirmektedir.
Diyalektik felsefe, her şeyin birbirine bağlı olduğu sürekli değişim düşüncesinden hareket eder. Olgular dünyasında ya da dış dünyada var olan diyalektik değişim, diyalektiğin Hegel tarafından dizgesel bir biçimde dile getirilmiş olan temel yasaları aracılığıyla gerçekleşir. Burada "karşıtların birliği ve mücadelesi" yasası diyalektik değişimin içeriğini belirleyen en öncelikli ya da en temel yasalarından biridir. Diyalektiğin bu yasası, olgusal devinimin kaynağını ve gelişmenin en belirleyici olan itici gücünü oluşturur. Bu gücün bir yasa olarak kendisi ya da kuramsal bilgisi, aynı zamanda değişim olgusunun gerisinde yatan etkiyi, toplumsal dizgenin bütünlüğü, söz konusu nesnelerin ve görüngülerin bütünlüklü ve içsel yapısı içinde arama ve açıklama olanağını bize vermektedir. Dolayısıyla bu yasa aynı zamanda diyalektik çelişki kavramı üzerinde temellenen bir yasadır. Diyalektik çelişki, Marx felsefesinde nesnel bir karakter taşır. Diyalektik çelişki, gelişmenin hem kaynağını hem de itici gücünü oluşturur.
Diyalektiğin diğer ikinci önemli yasası ise varlığın içkin yapısında yer alan "nicel değişimlerin nitel değişimlere dönüşmesi" yasasıdır. Bir ölçüde bir geçiş yasası olarak bunun tersi, değişimin görelilik taşıyabilen yönüne göre, bir olumlu ya da olumsuz görülebilecek bir süreç de mantıksal ve olgusal olarak olanaklıdır.
Çelişki, niceliğin niteliğe geçiş yasası ile birlikte, diyalektiğin üçüncü önemli yasası "olumsuzlamanın olumsuzlanması" yasasıdır. Olumsuzlamanın olumsuzlanması yasası, aynı zamanda karşıtlıklardan ya da çelişik olan iki öğeden her birinin olumlu yanının korunarak ya da saklanarak aşılması yoluyla, çelişkinin hem olumlu hem de geliştirici yanını bize göstermiş olur. Olumsuzlama bu anlamda kendi içinde olumlu bir içeriğe sahiptir. Soyut ve tek yanlı olumsuzluğa ve karşıtlığın tümüyle ortadan kaldırılmasına değil, karşıtlıkların dolayımlanmış olarak somut ve olumlu bir özellik taşımasına olanak sağlamış olur. Bu evre böylece, ayrımları ortadan kaldıran bir bütünlük (totalite) oluşturduğu için en fazla eleştirilen bir ilke olarak, diyalektiğin olumlu olan üçüncü evresini de oluşturmaktadır. Marx, tüm bu süreç ve diyalektik yasaları, tarihin gelişim sürecinde görüp kavrayarak kendi tarihsel maddecilik kuramını oluşturmuştur.
Kaynakça:
Marx, Karl-Engels, Friedrich (28.08.2019), Das Kapital (Karbon Kitaplar).
Marx, Karl (Nisan 2003), Kutsal Aile ya da Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi (Sol Yayınları).




























Yorum Yazın