“Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan.”
Küçük eller bayrak tutar, küçük sesler marş söyler.
Ve bir an için inanırsın: Bu ülke çocuklarına sahip çıkıyor.
Sonra gerçek avdet eder.
10 Kasım’da bu ülke durur. Saat 09.05 hayat susar, boğazlar düğümlenir.
O an herkes aynı yerde buluşur: geçmişin büyüklüğüyle, bugünün eksikliği arasında.
30 Ağustos’ta meydanlar dolar.
18 Mart’ta başlar eğilir.
19 Mayıs’ta gençliğe söz verilir.
29 Ekim’de cumhuriyet alkışlanır.
Ve 23 Nisan…
Çocuklara adanmış tek gün.
Ama bir ülke çocuklarına bayram vererek sorumluluktan kurtulamaz.
Çocukları korumak bir tercih değil, devletin en temel görevidir.
Kahramanmaraş’ta bir okulda korunması gereken çocuklar bir başka çocuk tarafından öldürüldü.
Bu sadece bir saldırı değil.
Bu, devletin koruma yükümlülüğünü yerine getirememesidir.
Okul dediğimiz yer, bir çocuğun en güvende olması gereken yerdir.
Eğer bir çocuk okulda öldürülüyorsa, orada sadece fail yoktur; bir güvenlik boşluğu vardır.
Ve o boşluk tesadüf değildir.
Herkes konuşuyor.
Ama devlet adına kim hesap veriyor?
Kim görevden alınıyor?
Kim sorumluluğu üstleniyor?
Hangi eksik kabul ediliyor?
Hiçbiri.
Bunun örneklerini son yıllarda sık sık görüyoruz.
Depremler, yangınlar…
Bu ülke üst üste çok acı gördü.
Çünkü bu ülkede artık sorumluluk, görevle birlikte gelmiyor.
Yetki var.
Ama hesap yok.
Oysa devlet dediğin şey tam olarak budur:
Vatandaşını, özellikle de çocuğunu korumak.
Koruyamadığında ise hesap vermek.
Bugün hâlâ aynı sorular ortada:
Bu nasıl oldu?
Neden engellenemedi?
Ve neden bir sorumlu yok?
Bu ülke çocuklarını kaybetti.
Bir okulda.
En güvende olmaları gereken yerde.
Onları koruyamadık.
Ama asıl kırılma burada değil.
Asıl kırılma, onları kaybettikten sonra bile devletin gerçek bir sorumluluk üstlenmemiş olması.
İşte bu yüzden bu yıl 23 Nisan neşe dolmadı.
Çünkü bayram, sadece ilan edilerek yaşatılmaz.
Güvenceyle yaşatılır. Huzurla yaşatılır.
Ve eğer bir ülkede çocuklar güvende değilse,
orada bayram, bayram değil—
devlet olması gereken yerde hiç değildir.
Mesele artık sadece yas değil.
Mesele, sorumluluğun sürekli ertelenmesi, hesabın hiç sorulmaması.
Ve şimdi sorulması gereken asıl soru şu:
Bu ülke çocuklarına ne borçlu?
Bir bayram mı?
Bir şiir mi?
Bir tören mi?
Hayır.
Bu ülke çocuklarına güvenli bir hayat borçlu.
Adalet borçlu.
Hesap veren bir düzen borçlu.
Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği sözdür borcumuz:
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir saadet parıltısısınız. Memleketi asıl aydınlığa boğacak olan sizsiniz.”
Kısacası umut dolu bir gelecek borçlu.
Ve bu borç bir bakıma namus borcudur ertelenemez.


























Yorum Yazın