Böyle saçma sapan bir başlık olamaz! Herkes biliyor ki “bitaraf olan bertaraf edilir!” Yani “taraf tutmayan, tarafsızız olan dışlanır, yok edilir.” Son derecede gerçekçi bir söylem. Bir dönemler Marksist düşünceyi savunup komünistlerin yanında yer aldığınızda bertaraf edilirdiniz. Ülkücü-milliyetçi ideolojiyi benimsediğinizde devletin resmi milliyetçiliğinin “hafiften” dışına çıktığınızdan “tabutluklara” girdiniz ve bazıları ulusalcılıkla “çağdaşlaşıp” statükonun yanında yer alarak sizi ekarte etti. Diyalogdan yana oldunuz, “şucudur-bucudur” yaftasıyla damgalandınız. Anadolu’da yaşayan tüm etnik , inançsal kimlikleri için eşitlik- özgür alanından dem vurdunuz, zindanlara düştünüz.
Yüksek düzeydeki tüm yönetici ve bilgelerimiz(!) “taraf olmayanın bertaraf edilmesinden” dem vuruyor. O halde ya saçmaladınız ya da aymazlık içindesiniz. Belki de salaksınız! Kusura bakmayın… Neden gerçeği anlayıp akışın içinde yer almıyorsunuz? Kafayı kullanıp şatafatlı söylemlere sarılsaydınız rahat eder, huzurlu, keyifli ve esenlikli bir yaşamın mutluluğuna kavuşurdunuz. Boş verin bu tür abuk subuk sorunsalları sorgulamayı… Koyverin gitsin… Sizi ne alakadar eder?
Nesnellik (objektif olmak) bir ütopyadır… Sofist Protagoras’ın (M.Ö.481-420) dediği gibi “her şeyini ölçütü insandır”… Bırakın evrensel ahlak ilkelerini, Kutsal Kitapların dediklerini… En büyük günah “kul hakkının yenilmesiymiş”; Hristiyanların, Yahudilerin kendi kutsal kitapları ve Kur’an-ı Kerim nerelerde kul hakkının yendiğinin örneklerini veriyor. Boşverin be ya hu!… Kimsenin umurunda değil… İbadetlerini artırıyor, üç beş kez Hac farizesini tekrarlıyorlar ve Allah’tan af ve mağfiret dileyerek meseleyi hallediyorlar. Hristiyan Katolik için iş daha kolay; günah çıkartıyor, affa mahzar oluyor. Bitti, gitti…
İmanlı olduğunu iddia edenlerden, “şirkle (Allah’a ortak koşmak) birlikte affı mümkün olmayan” bu Allah kelamına uyanlardan kaç kişi kaldı? İncil’deki 10 Emire riayet eden var mı? Faşist Netanyahu mu, Evangelist-yobaz Protestanların lideri tutarsız Trump mı? Tüm özgürlükleri ayaklarının altında çiğneyen mollalar mı; ya da Hz. Muhammed’in sülalesine mensubiyetlerini iddia edenler mi? Kocaman bir HAYIR!… Tam tersine, “kendilerinden yana olmayanları” bertaraf edenlerin başında din ve ideolojilerini ihtiraslarına alet eden “mümin” devlet yöneticileri gelmektedir ve onlar Allah iradesine ihanet etmektedirler. Mümin iseniz dininizi; inançsızsanız insani değerleri ayaklar altına alıyorsunuz. Yolsuzluğa karışanlar; kendi eğilim, ideoloji ve inancında olmayanları ötekileştirenler, savaş bezirganlığı yapanlar, güç ve konumlarını sürdürmek isteyenler ve onlara destek çıkanlar da aynı safta bulunmaktadırlar. Çağdaşlıktan dem vurup inanç hak ve özgürlüğünü yaşamak isteyenlere engel ve yasak getirenler de bu kategorideydiler.
Ünlü Fransız düşünür Voltaire’e atfedilen bir söz vardır: “Söylediklerine katılmıyorum ama bunları söyleme hakkınızı savunmak için canımı veririm…”
Kaç kişi, kaç aydınımız bu anlayış içindedir? Canını vermek bir kenara, “evet, güzel söylemiş ama’…” cevabını seçenlerin oranı, eminim ki çok yüksektir. “Ama” ile başlayan cümleler ötekileştirme zihniyetini örtmeğe çalışanların ruh halidir. Gizlenen zihniyet “bırak Allah’ını seversen o herif karşı düşüncenin adamıdır, şucudur, bucudur…” deyip otoriter ve totaliter eğilimlerini saklamaya çalışır. Kendisi gibi düşünenleri bulunca sadede gelirler: “Biliyorsun bugün değil ileride tehlikeli olacaklar… Enayi miyim ben?! Karşı taraf bertaraf edilmezse güçlenerek daha fazla talepte bulunur… İyisi mi şimdiden susturulup bertaraf edilmesinde yarar var!…”
Kuşku yok ki hırsız, cani, düzenbaz, ırz düşmanı, dolandırıcı, rüşvetçi, yolsuzluk türünden suçları işleyenler “bertaraf” edilmelidirler. “Evrensel hukuk “anlayışının öngördüğü kural ve ilkeler içerisinde bu tür suçların cezalandırılmasının amacı bireyin korunması ve düzen sağlanmasıdır.
Doğaldır ki zulüm, haksızlık, eziyetin karşısında olup taraf tutacaksın. Gerekçe ne olursa olsun soykırımcıları, savaş çığlıkları atanları, ötekileştirme ve ayırımcılıktan yana olanları desteklemeyecek, “barıştan, doğrulardan, bilimden taraf” olacaksın.
Sorun düşünce, inanç, kimlik, aidiyet gibi konularındaki farklılıklar bağlamında ötekileştirme, karalama ve bertaraf etme psikozunda yatmaktadır. Ülkemizdeki antidemokratik süreçlerin kanayan yaralar olarak devam etmesi bu tür yaşamsal değer ve olguların ifade edilememesinin sonucudur. Bu önemli değerler bahane edilerek, “kendi menfaatlerine taraf olmadıkları” içine muhalifler ötekileştirilip “bertaraf ediliyorlar.”
Gerçek demokrasilerde nefret ve hakaret içermeyen her düşünce serbestçe ifade edilir. Düşüncenin suç haline gelmesi için aranan tek ölçüt” hazır, yakın, doğrudan ve hemen tehlike arzetmesidir”. Nefret ve hakaret dışında her şeyi söyleyebilirsiniz. Düşünceniz rezil, aşağılık, ilkel, sefil, manyakça olabilir ama yargılanmaya maruz kalmazsınız. Bizde bir zamanlar olduğu gibi, devlet büyüklerinin komik maskelerini yüzlerine geçirip onların sesini taklit ederek konuşan şovlarla insanları eğlendirmek yasak değildi. Yasak bir kenara, liderlerin hoşuna gitmekteydi… Tabi eğer hakaret, aşağılama ve nefret söylemi yoksa…
Hazır, yakın, doğrudan ve hemen tehlike ölçütünün kaale alınmamasının en hazin ve bugün karşılaştırmalara yol açan örneğini, henüz İstanbul Belediye başkanıyken Sayın Cumhurbaşkanımız yaşamıştı. Ziya Gökalp’e atfedilen, “Minareler süngü, kubbeler miğfer, Camiler kışlamız, müminler asker” dizelerini okuduğu için kendisi hapse atılmıştı. Böyle bir düşünce ya da arzunun ifadesi nerede “hazır, yakın, doğrudan ve hemen tehlike” doğurmaktadır? Eğer “kalkın ahali, bu şiirin ruhuyla eyleme geçin” ifadesiyle konuşmasını sürdürseydi belki tartışma başlayabilirdi. O dönemlerin derin devleti “kendinden taraf olmayanı bertaraf etmek” istedi. Ve tam anlamıyla çuvalladı…
Üzüldüğümüz husus ötekileştirilmelerin hala sürdürülmesi, ifade özgürlüğü bağlamında farklı düşünceye sahip insanları karşı tarafta görüp bertaraf edilerek hapislerse süründürülmesidir.






























Yorum Yazın