Hamaney’in protestocuları “vandal” olarak nitelendirmesi, geri adım atılmayacağını ve direnenlerin sonunun belirleneceğini ima eden açıklamaları, sürecin seyri açısından son derece kritik bir eşik oluşturmaktadır. İran siyasal pratiğinde bu tür söylemler, yalnızca bir tutum beyanı değil; aynı zamanda güvenlik aygıtına verilen açık bir sert bastırma sinyali anlamına gelmektedir. Nitekim bu açıklamalarla paralel olarak basına yansıyan bilgilere göre, İran’da protestoların yayılmasıyla birlikte güvenlik güçleri içinde çözülme yaşanması ihtimali belirgin biçimde artmıştır. Bu durum karşısında Ali Hamaney, güvenlik aygıtını en üst düzeyde alarma geçirmiş ve protestoların bastırılmasının kontrolünü doğrudan Devrim Muhafızları’na devretme talimatı vermiştir. İran kaynaklarına göre, mevcut alarm seviyesi 12 günlük savaş dönemindekinden dahi daha yüksektir; dış tehditlere karşı yer altındaki “füze şehirleri” de eş zamanlı olarak aktif hâle getirilmiştir.
Sürecin en dikkat çekici ve anlamlı boyutlarından biri, bu füze kentlerinin konuşlandığı bölgeler ile protestoların yoğunlaştığı coğrafyaların büyük ölçüde örtüşmesidir. Bu örtüşme, rejimin protestoları yalnızca bir iç güvenlik sorunu olarak değil, aynı zamanda stratejik ve askerî bir tehdit algısı çerçevesinde ele aldığını ve buna uygun bir konuşlanma gerçekleştirdiğini göstermektedir.
Öte yandan İran’da internetin ülke genelinde tamamen kesilmesi, bazı bölgelerde telefon hatlarının devre dışı bırakılması ve iletişime yönelik farklı kısıtlayıcı düzenlemelerin art arda devreye sokulması, iktidarın adım adım olağanüstü hâl benzeri bir yönetime doğru ilerlediğini göstermektedir. Protestoların mevcut düzeyin ötesine geçerek daha da yoğunlaşması hâlinde, bu sürecin fiilen olağanüstü hâl uygulamalarına evrilmesi kuvvetle muhtemeldir. İnternetin toptan kesilmesi, bu yöndeki hazırlıkların en açık ve somut göstergelerinden biridir.
İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’nın 79. maddesine göre sıkıyönetimin ilanı açık biçimde yasaktır. Ancak savaş hâli ve benzeri olağanüstü koşullarda, hükümet İslami Şura Meclisi’nin onayıyla, geçici olarak “gerekli sınırlamaları” uygulamaya koyma yetkisine sahiptir. Bu sınırlamaların süresi her hâlükârda otuz günü aşamaz; gerekliliğin devam etmesi durumunda hükümetin Meclis’ten yeniden yetki alması zorunludur.
Önemli bir husus şudur: İran Anayasası’nda açık biçimde tanımlanmış bir “olağanüstü hâl” kavramı da bulunmamaktadır. Bunun yerine anayasal metinde bu durum “gerekli geçici sınırlamalar” ifadesiyle düzenlenmiştir. Hukuki ve fiilî sonuçları itibarıyla bu mekanizmayı, klasik anlamda bir olağanüstü hâl rejimi olarak değerlendirmek mümkündür.
Mevcut siyasal tabloda, İran Meclisi’nde radikal ve güvenlikçi çizgideki unsurların çoğunlukta olması, “gerekli geçici sınırlamalar” kararının kolaylıkla çıkarılabileceğine işaret etmektedir. Bununla birlikte İran siyasal sisteminin fiilî işleyişi dikkate alındığında, böyle bir sürecin hayata geçirilebilmesi nihai olarak Ali Hamaney’in onayına bağlıdır. Dolayısıyla bu aşamada, anayasal çerçeve kadar karar alma mekanizmasının tepe noktasındaki irade de sürecin yönünü tayin edecektir.
Not: Yazarın X hesabından izniyle alınmıştır






























Yorum Yazın