ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırı, Trump’ın ikinci dönem başkanlığı ile dünyada başlayan belirsizliğin, bölgesel bir yansımasını yüzümüze tuttu.
Bu saldırı karşısında İran’ın, İsrail dışında Ortadoğu’da ABD üslerinin olduğu ülkeleri bombalaması karşı karşıya olduğumuz riski, bir söylenti ve olasılıktan çıkarıp, gerçek bir risk olduğunu bize gösterdi.
Bu açıdan, 1 Ekim 2024’de MHP lideri Bahçeli’nin, Meclis açışında DEM Parti sıralarına gidip eşbaşkanlar ile tokalaşmasının ve ardından başlayan yeni dönemin siyasi öngörü içeren bir ön alma olduğunu daha net biçimde görmüş olduk.
Aradan geçen 1.5 yıllık süre içinde geriye dönüp baktığımızda Bahçeli’nin bu hamlesinin, dış politikadan olabilecek gelişmelere bağlı olarak sınır ötemizde olan yakın bir tehlikenin (PKK’nın) silahlı risk olarak ortadan kaldırılması daha önemlisi de, sınır ötesindeki Kürtlerin Türkiye ile hareket etmesi hedefi taşıdığını görüyoruz.
Peki bu ne kadar gerçekleşecek?
Dahası gerçekleşmesi için Türkiye yani iktidar yapması gerekenleri ne kadar yapıyor?
Bunlar önemli sorular.
Kuşkusuz sadece Türkiye değil dünyada hangi ülke olursa olsun dışardan gelebilecek her türlü tehdit o ülkede yaşayan tüm vatandaşlar için geçerlidir. Ve bu tehdide karşı durmanın koşulu da içerde sadece söylem düzleminde değil siyaseten de ortaklaşması gerekmektedir.
İKTİDAR MUHALEFETİ YOK SAYIYOR
İşte Türkiye için sorun da tam buradadır.
Neden mi?
Çünkü Türkiye’de iktidar dahası iktidar bloku ile muhalefet arasında bireye, topluma, ülkeye ve dünyaya bakış konusunda ciddi bir fark bulunmaktadır.
İktidar/bloku, muhalefetin kendilerinden farklı düşünceye, siyasi yaklaşıma sahip olmasını tasavvur edemiyor. Bunu kendisi için risk kabul ediyor. O yüzden siyasal ve toplumsal muhalefeti yok sayıyor.
İktidar için kendi anlatısı dışında sahip olunan her türlü siyasi görüş, siyasi pozisyonu tanımladıkları “yerli ve milli” muhalefetin dışında görüyorlar. Dahası bunu öteki, farklı ve tehlikeli buluyor. İktidar/bloku muhalefete siyasi rakip olarak değil neredeyse siyasi hasım olarak görüyor.
Bugün, CHP’nin yargı aracılığıyla karşı karşıya kaldığı siyasi felç hamlesinin temel nedeni, iktidarın bu yaklaşımıdır.
Bu siyasi felç etme hamlesinin tek bir nedeni var; siyasi ve toplumsal muhalefetin ana taşıyıcısı olan CHP’yi kendi çizdikleri “yerli ve milli” muhalefet alanına hapsetmektir. Bu amaca ikna yoluyla değil yargı yoluyla ulaşma çabaları siyaset dışında toplumsal muhalefeti her gün daha da büyütmektedir. Bahçeli’nin neredeyse 1-1.5 yıl önce Ortadoğu’da öngördüğü gelişmelerin bugün kısmen gerçeklemesi takdire değerdir. Ama o kadar. Buna fazla değer atfetmek anlamlı değildir.
İKNA EŞ DÜZEYLİ İLİŞKİYİ GEREKLİ KILAR
Bu öngörünün siyaseten anlamlı olabilmesinin koşulu; iç siyasette iktidarın siyasi ve toplumsal muhalefeti siyaseten yok sayması, kendi çizdiği “yerli ve milli” muhalefet alanına hapsetmesi değil, bunlarla eş düzeyli bir ilişki kurması, diyalog başlatması ve varsaydığı dış tehditler konusunda muhalefeti ikan etmesi ile mümkündür.
Bu çaba aynı zamanda siyaset üzerinden toplumu da ikna etme girişimi olacağı için değerli olacaktır.
Bugün Türkiye’de partili olsun, olmasın tüm muhaliflerin temel ihtiyacı “ikna” edilmektir.
Ancak hemen ifade edelim ki, ikna etme çabası her şeyden önce, ikna etmek istediklerini muhatap almak, onlarla eş düzeyli konuşmayı gerekli kılar.
İktidarın da iktidar blokunun da kaçtığı budur.
Doğruyu tekeline alan ve bu doğruyu tüm topluma empoze eden anlayış kaçınılmaz olarak otoriterdir ve doğal olarak da farklı siyasallaşmaları yok sayar. Bu yüzden iktidar muhalefeti ikna etmek değil, kendi çizdiği sınırın içine hapsetmek istiyor.
Bunun için yargı dahil tüm gücünü kullanıyor.
Bir kez daha ifade edelim; yargı ve baskı yoluyla iç cephe güçlenmez.
Eğer gerçekten yeni bir dünya düzeni kurulacaksa Türkiye, Cumhur İttifakı siyasi okumasıyla oyun kurucu olarak yer alamaz.



























Yorum Yazın