Cumhuriyetçi Parti Trump’ın ikinci başkanlık döneminde, bu ülkenin yakın geçmişine göre farklı bir siyasal çizgiyi sürdürüyor. Sadece Ortadoğu’da değil dünyanın farklı bölgelerinde izledikleri, politikanın gerçek amacı ekonomik çıkar alanlarını genişletmek ya da en basit anlatımla; elde tutmak.
İran’a yapılan son saldırının, bu ülkenin Çin ile sürdürdüğü petrol ve doğal gaz ticaretini engellemenin ötesinde bir amacı olmadığı çok açık. Mollaların uyguladıkları baskıcı rejime karşı demokratik kaygılar içinde olmaları söz konusu bile değil.
Türkiye açısından bu gelişmenin önemi; AKP-MHP İttifakının son dönemde -ABD’nin Türkiye Büyükelçisi'nin deyişiyle- meşruiyeti ABD Başkanı Trump’ın desteği ile sağladığını öne sürülmesi.
Türkiye, Nato üyesi ve aynı zamanda bazı radar üslerinden, ABD’ye anlık istihbarat olanağı sağlayabilir. Olası bir hava saldırısı sonrasında, İran’ın bu üslere saldırarak karşılık vermesi halinde, NATO’nun Türkiye’ye askeri destek vereceği ise kuşkulu.
Üstelik Türkiye Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında, Lozan ve Montrö Anlaşmalarının sağladığı olanakları çok yerinde kullandı. Ancak Trump’ın ikinci döneminde; ABD ile yakınlaşan dış politika çizgisi ve Suriye’deki tutumu sırasında “Türk-Kürt-Arap” üçlemesiyle gündeme getirilen, “millet” kavramı Ortadoğululaşma sürecinde yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.
Oysa Cumhuriyet döneminde başlayan Ortadoğu’ya mesafeli yaklaşımın gerçekçi yanı ağır basıyordu. Kurtuluş Savaşı'nın askeri kadrosu, kurucular arasındaki en güçlü kesimdi. Balkan ve 1. Dünya Savaşı boyunca, Osmanlı egemenliğini geniş bir coğrafyada savunmuşlardı. Balkanlar, Kafkasya ve Arap Yarımadası'nın güney ucu görev alanlarıydı.
Türkiye’de iktidarlar Cumhuriyete giden yolu açan, Lozan Anlaşması ve sonrasında, Ortadoğu’dan uzak durmaya özen gösterdiler. Bu tutumlarını büyük ölçüde Türkiye’nin Nato’ya katılımına kadar korudular.
2. Dünya Savaş sonrasında kurulan, iki kutuplu dünya düzeninde ABD’nin yörüngesinde sürdürülen, Nato üyeliği Kore’ye asker gönderilmesiyle perçinlendi. Bayar-Menderes ikilisinin Bağdat Paktı ve ardından CENTO üyelikleri ile bölgeye dönük ilgileri, 1960 yılına kadar sürdü.
ABD yanlısı “Albaylar Cuntası”1974 yılında Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak amacıyla bir darbe gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Makarios’u deviren bu darbenin ardından, Ecevit’in Başbakanlığındaki CHP-MHP koalisyon hükumeti “Barış Harekatı “ ile uzun bir aradan sonra Türkiye’nin yeniden Ortadoğu’daki varlığını teyit etti.
Türkiye’nin siyasal yol haritası, 2002 genel seçimlerinin ardından farklı bir çizgide belirlendi. Aradan geçen çeyrek yüzyılın sonunda, Trump’ın ikinci iktidar döneminde ülkenin yörüngesi ABD’nin bölgedeki çıkarlarına uygun bir doğrultuda biçimlendi. Aynı zamanda AKP-MHP ortaklığının iktidarlarının sürdürülmesi amacıyla da örtüşen, bu işbirliği 28 Şubat 2026 sabahı İran’a karşı başlatılan ABD-İsrail saldırısıyla yeni bir anlam kazanıyor.
İran’a yapılan saldırı, 1997 yılında siyasal iktidara askerlerce verilen, muhtıra ile aynı güne rastladı.
28 Şubat Muhtırası olarak adlandırılan bu örtülü darbe, 29 yıl önce ülkenin siyasal formatını değiştirmişti.
Bakalım; İran’daki gelişmeler bölgedeki dengeleri nasıl etkileyecek?































Yorum Yazın