ABD ve İsrail’in İran’a yönelik vahşi saldırıları, günümüzün “yeni tip savaş” tarzının ve anlayışının yerleşik hâle gelmesinin güçlü bir göstergesi ve yeni bir merhalesi.
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaşta görülen siyasi ve askerî liderlere yönelik hedefli suikastlar zincirine, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı’nı kaçırması örneğiyle birlikte şimdi de bir “dini lider suikastı” halkası eklenmiş durumda.
Hem de bir ülkenin en üst düzey lideri hedef alınarak. Bu, dünyaya açık bir mesaj niteliği taşıyor. Uluslararası hukuk ve kuralların hiçe sayıldığı, devletlerin egemenlik haklarının ihlal edildiği ve hiç bir sınır tanımaz bir güç kullanımının normalleştirildiği bir dönem. Küresel hâkimiyet arayışı, giderek daha pervasız, vahşice ve haydutça yöntemlerle sürdürülüyor.
İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in ve İran’ın güvenlik aygıtının başındaki isimlerin hedef alınması, Ortadoğu’nun yeniden dizaynı açısından sınırlı bir gelişme olarak görülemez. Bu durum, küresel siyasette ciddi sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyan, uzun süreli gerilim ve çatışma döneminin yeni bir eşiğidir.
Bu savaş, Ortadoğu’da pek çok şeyin değiştiğini gösterdi. Ancak bu değişimin hangi yöne evrileceğini ve bölgesel ile küresel siyasette ne tür sonuçlar doğuracağını kestirmek oldukça güç. Daha ilk günlerinde, bunun yalnızca üç ülke arasında bir savaş olmadığı; Ortadoğu’nun tamamını etkileyebilecek çok katmanlı bir küresel güç gösterisi olduğu anlaşıldı.
Küresel güç rekabetinin keskinleştiği bu tabloda, askeri boyutun yaratacağı toplumsal yıkım ve siyasal sonuçlar, bölgenin “belirsizlikler çağındaki” yönüne dair önemli işaretler sunacaktır. Bölgesel savaş ve geniş çaplı çatışma ihtimali yüksektir ve bunun emareleri şimdiden görülmektedir. Hiçbir devlet tam ölçekli savaşı rasyonel olarak tercih etmez; ancak yanlış hesaplama ve misilleme zinciri, süreci hızla bölgesel savaşa dönüştürebilir. Savaşın seyri kısa sürede daha net ortaya çıkacaktır.
Günümüzde dış saldırılar genellikle milliyetçi iç konsolidasyonu güçlendirir. Bu durum İran açısından daha da muhtemel görünüyor. İran’a yönelik saldırı ve fiilî savaş hâli, Ankara’nın bugüne kadar izlediği görece dengeli politikanın ciddi risklerle karşılaşmasına yol açabilir. Saldırıların İran halkında yaratacağı milliyetçi duygular, Türkiye açısından olumsuz sonuçlar doğurabilir. Yüzyılı aşan denge ilişkilerinde kırılmalar yaşanabilir.
Türkiye–İran sınır hattında güvenlik sorunlarının yeni boyutlar kazanması kaçınılmazdır. PKK ve Kürt meselesiyle bağlantılı yeni siyasal ve toplumsal sorunlar ortaya çıkabilir.
Türkiye’nin yeni çözüm sürecine etkiler ise büyük ölçüde bölgesel güç dengeleri, güvenlik algısı ve iç siyasal iklim üzerinden şekillenecektir. Ankara’da “beka” algısı yeniden güçlenebilir; güvenlik refleksi ön plana çıkabilir. Böyle bir atmosferde, Meclis Komisyonu raporunun 6. ve 7. maddelerinde yer alan önerilerin hayata geçirilmesi zorlaşabilir, hatta süreç daha da yavaşlayabilir.
İran Kürt partilerinin hareketlenmesi, Irak ve Suriye sahasında oluşabilecek yeni güç dengeleri ya da boşlukları Ankara’da risk algısını artırabilir. İran’daki savaşın uzaması ya da sonuçları, kendini feshetme sürecinde olan PKK’nin manevra alanını genişletebilir ya da daraltabilir; iki yönlü bir ihtimal söz konusudur. İmralı’da kurulu müzakere masasının yükü her durumda ağırlaşacaktır.
Buna karşılık, İran’ın zayıflaması veya bölgesel dengenin ciddi biçimde değişmesi durumunda Türkiye’nin Kürt meselesini iç barış sağlamak için çözme ihtiyacı artabilir. İç istikrar, dış politikada manevra alanı sağlar. Bu da çözüm sürecini stratejik bir tercih hâline getirebilir. Ankara’yı zorlayabilir. Gecikmenim faturası ağırlaşır.
Ankara’nın Yol Ayrımı
Bu noktada Ankara açısından en büyük risk, İran savaşı nedeniyle oluşan güvenlikçi atmosfere kapılarak yeni süreci askıya almak olacaktır. Oysa bölgesel kaos karşısında iç barışı stratejik zorunluluk olarak görmek ve Komisyon’un 6 ve 7. maddelerde önerdiği düzenlemeleri hızla hayata geçirmek daha rasyonel bir tercih olabilir.
Böylesi kriz dönemlerinde Meclis’in ve sivil siyasetin rolü ya daralır ya da tam tersine tarihsel önem kazanır. Doğru tercih, bu rolü güçlendirmek ve siyasal alanı genişletmek olacaktır. En azından riskleri azaltmanın yolu budur.
22 Şubat 2026 tarihinde beş İran Kürt partisinin lideri bir araya gelerek “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri” adlı bir ittifak kurduklarını açıkladı. Ortak bildiride, İran İslam Cumhuriyeti rejimine karşı tutum, rejimin sona erdirilmesi ve İran’da Kürt halkının siyasi iradesine dayalı ulusal ve demokratik bir düzen kurulması hedefi dile getirildi.
İttifakta, Barzanici çizgideki PDKI ile PKK çizgisine yakın PJAK’ın birlikte yer alması dikkat çekiciydi. Aynı zamanda, İran bölgedeki stratejik yeri ve Bölge halkları arasında ABD-İsrail karşıtlığının-tepkisini doğal olarak yükselmesi nedeniyle Kürt mücadelesine yeni yükler getirme potansiyeli yüksek bir siyasal tercih olmuştur. Bu iki yapı ilk kez aynı çatı altında buluşmuş oldu. İttifak dışında kalan bazı Kürt örgütleri bu iki örgütü ABD ile ilişkilerini gerekçe gösterdiler. Türkiye’de ise PKK ve PJAK uzun süre İran’a yakın aktörler olarak değerlendirilmişti.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı ve olası bir rejim değişikliği ihtimali, bu örgütlerin süreci bir fırsata dönüştürme arayışında olduklarını düşündürüyor. Ancak Irak ve Suriye Kürtlerinin ABD ile ilişkilerinin tarihsel tecrübesi, savaş sonrasında ağır siyasi faturalarla karşılaşma riskinin yüksek olduğunu da gösteriyor.
Bütün bu olasılıklar dikkate alındığında, Ankara’nın yeni süreci sonuca ulaştırmak için gerekli yasal düzenlemeleri ve idari adımları zamanında atmaması izah muhtaç bir konu. Ayrıca yeni çözüm sürecinde PJAK’ın İran’daki toplumsal etkisinin ve rolün diğer bölgelere göre hayli sınırlı olması nedeniyle gündeme alınmamış olması da düşündürücüdür.
Bundan sonra İmralı gündeminde önemli bir yer tutacağına hiç kuşku yok. Ancak İsrail, ABD saldırıları altısında savaşın bölgesel nitelik kazanması durumunda etkisini ne olacağı kestirmek zor.
Görünen o ki, savaşın sonucu ne olursa olsun, Ankara’yı ve Türkiye’yi birçok alanda zorlu bir dönem ve çözülmesi gereken yeni sorunlar belirecek. Savaşın gölgesinde İmralı masasının yükü artacak.



























Yorum Yazın