Bir önceki yazıda, Türkiye’de siyasi partilerin kendilerini sağcı ya da solcu tanımlamasının çok açıklayıcı olmadığını; onun yerine bu aşamada açıklayıcı olanın, mevcut sistemden yana ya da karşı, yani statükocu mu yoksa değişimci mi olup olmadıkları olduğunu ifade ettim.
Elbette bunu söylerken evrensel ölçülerde sağ ve solu dışlamak gibi bir niyetim olmadığı da açık olmalı.
Yine aynı yazıda, CHP’ye taşıdığı değişimci siyasi rol nedeniyle önemli bir sorumluluk düştüğünü ifade ettim.
KARARSIZLARI İKNA ETMENİN ÖNEMİ
Tam bu noktada kamuoyu araştırmalarında —her ne kadar eğilim ölçse de yok saymanın anlamsız olduğunu düşündüğüm için— en büyük seçmen kitlesi görünen “kararsızlar” seçmen kitlesine gelmek istiyorum.
Ülke içinde bu kadar ekonomik, toplumsal ve hukuki sorun olmasına rağmen araştırmalarda CHP ile AK Parti başa baş görünüyor. Araştırma şirketinin siyasal pozisyonuna göre değişen küçük farklar görüyoruz ama tüm bu araştırmalarda kararsızların oranı benzer.
CHP’nin yapması gereken, kararsızların neden kararsız olduklarını anlama yönünde çalışma yapma zorunluluğudur.
Aslında buna, 31 Mart 2024 yerel seçim ya da 14/28 Mayıs 2023 genel seçim sonuçlarını çok yönlü, çok katmanlı analiz ederek başlayabilirler.
Bu seçimlerde oy aldıkları ve alamadıkları sandıklar kadar, sandığa gitmeyen yaklaşık yüzde 20-25’in neden sandığa gitmediğini ve bunların kimlerden oluştuğunu, demografisini tespit etmek de önemli olacaktır.
Sonuçta bugün CHP ile AK Parti kamuoyu araştırmalarında başa baş çıkıyorsa, kararsızları ikna etmek; sandığa gitmeyenleri ve ilk defa oy kullanacakların sosyolojik ve demografik analizini iyi yapmak durumundadır.
DEĞİŞİMİN İLK HEDEFİ: MERKEZ
CHP, 39. Kurultay ile birlikte parti programını değiştirdi. Bu değişim, CHP’nin evrensel ölçülerde daha sosyal demokrat bir parti olma yolunda adım atması anlamına geliyor.
Şimdi yapılması gereken, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin (CAO) bu programı ete kemiğe büründürecek somut projeler üretmesidir. Konuştuğum yetkililer, CAO’da çalışmaların sürdüğünü ve yaz başında ya da en geç ortasında bunun tamamlanacağını ifade ettiler.
Elbette devam eden bu çalışmaların, bugünün Türkiye’sini sosyolojik, kültürel, kimliksel ve siyasal tercihler bağlamında analiz etmesi gerekir. Ama en başta var olan siyasi yelpazeyi.
Bugün Cumhur İttifakı’nı oluşturan iki büyük parti değil, diğer küçük siyasi partiler ve toplumsal destekçileri esas olarak statükoyu temsil etmekte ve siyasetlerini devlet alanı içinde yapmaktadırlar. Çünkü parti/kurum olarak meşruiyet ve güçlerini oradaki güç ve kaynaklardan almaktadırlar.
Dahası, Cumhur İttifakı’nın iki büyük partisi, kurdukları ideolojik hegemonya ile “yeni bir Türkiye” kurma iddiasındadır. Türkiye Yüzyılı söylemi esas olarak budur.
Bu yüzden tüm muhalefeti de “yerli ve milli” olarak tanımladıkları muhalefet alanına davet ediyorlar. Bu anlamda siyasetsizliğe davet ediyorlar.
CHP’NİN BÜYÜK SORUMLULUĞU
İşte CHP’ye düşen görev, devleti dışlamayan bir söylem ile devlete mesafe almak ve var olan devlet-toplum ilişkisinin değişmesini siyasete taşımaktır.
Bu, CHP’nin devletten topluma yolculuğudur. Bu yolculuk Kılıçdaroğlu ile başlamış ve Özel ile devam etmektedir. Bu yolculuğun siyasal taşıyıcılığı düzeyindeki en sembolik temsilcisi Ekrem İmamoğlu’dur. İmamoğlu’nın kişisel geçmişi, sokakla kurduğu temas onu sahici lider haline getirmiş; getirdiği ölçüde de iktidarın hedefi olmuştur.
İmamoğlu’nun bu açıdan en önemli özelliği ülkenin yerel değerlerine hâkim, onları dışlamadan evrensel değerlerle sentezleyen seküler, özgürlükçü bir profil olmasıdır.
Bu açıdan bu pozisyonu, siyaseten merkez olarak tanımlayabiliriz.
Ve CHP bugün bu noktadadır.
İmamoğlu tüm bu özelliklerinden dolayı Silivri’de olsa da, Özel liderliği İmamoğlu’nun sahip olduğu özelliklerden farklı olarak doğallığa mündemiç bir liderlik geliştirmiş; sivil toplumcu geçmişi, hafızası, çalışkanlığı ile kendine özgü bir liderlik sürdürmektedir.
Özel liderliğindeki CHP’nin bu aşamada yapması gereken, merkezde elde edilen bu meşruiyet alanını genişletmek, topluma ve toplumsal taleplere daha çok açılmak ve siyasal, toplumsal paydaşlarını, ortaklarını çoğaltmaktır.
Bunu da ancak güçlü bir Türkiye hayali programı ve bunu topluma taşıyacak nitelikli bir kadro kurarak gerçekleştirebilir.
Ben bütün bu süreci merkezin yeniden inşası olarak tanımlıyorum. Bu merkez, siyasal meşruiyet ve savunulan değerler aksının kesen noktası değil; siyasal meşruiyetini toplumdan alan, sağ ve sol söylemi inkâr etmeden önceliği düzenin değişmesine veren; bu çabada olan farklı siyasi parti ve toplumsal aktörleri birbiriyle buluşturma ve uzlaştırma siyasetidir, bu merkez inşası.
Bu süreç aynı zamanda farklı olanlarla ilişkiler kurulup, geliştirildiği ölçüde siyasetin de keşfedilmesi ve kurumsallaşması için bir imkân yaratacaktır.
Ve bu dönemde bunu yapacak olan yegâne kitle partisi CHP’dir.
CHP’nin yapması gereken, diğer muhalefet partilerini dışlamadan, toplumsal talepleri ve sorunları kamusal alana taşımak, tartıştırmak ve toplumla iç içe olmaktır.
Bu hamleler, siyasal alanı genişlettiği ölçüde siyasetin de demokrasinin de alanının genişlemesidir.
Bu süreçte önemli bir konu da bu çabayı, entelektüel olarak desteklemek ve bunun ideolojisini, metnini de üretmektir.
































Yorum Yazın