Strazburg’da Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi İzleme Komitesi toplantısına girerken şunu düşündüm: Bu kadar rapor, bu kadar başlık, bu kadar ülke… Peki gerçekten neyi konuşuyoruz?
Gündem kağıt üzerinde çok düzenliydi. Monako, Karadağ, Bulgaristan, seçim gözlemleri, insan hakları, hukukun üstünlüğü. Ama salonda oturdukça şunu fark ediyorsunuz: Aslında herkes aynı sorunun etrafında dolaşıyor.
Yerel demokrasi gerçekten işliyor mu, yoksa sadece çalışıyormuş gibi mi yapıyoruz?
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi İzleme Komitesi dışarıdan bakıldığında teknik bir yapı gibi algılanıyor. Oysa burada yapılan şey denetlemekten çok, bir durup bakmak. Şu ana kadar yaptıklarımız işe yarıyor mu, yoksa bazı şeyler sessizce aşınıyor mu diye sormak.
Toplantı boyunca beni en çok düşündüren şey şu oldu: Yerel demokrasi artık açık ihlallerle değil, gri alanlarla zorlanıyor. Her şey yasal gibi görünüyor ama bir tuhaflık var. Süreçler uzuyor, belirsizlikler normalleşiyor, “geçici” denilen uygulamalar kalıcı hale geliyor.
Sadece seçilmiş yöneticilerin tutuklanmasıyla ilgili de değil bu. Bir belediye başkanı görevde ama sürekli savunmada.
Bir meclis var ama rahatça çalışamıyor.
Bir seçim yapılmış ama sonrasına dair herkes temkinli.
Bunlar raporlarda tek tek yazıyor ama insan dinlerken şunu hissediyor: Burada bir eşik var ve çoğu ülke o eşiğin etrafında dolaşıyor.
Yerel ve bölgesel seçilmişlere yönelik şiddet başlığı açıldığında salondaki hava değişti. Çünkü bu artık soyut bir mesele değil. Tehditler, itibarsızlaştırmalar, hedef gösterme… Demokrasi sadece sandıkla ilgili değil; o sandıktan çıkan insanın güvenliğiyle de ilgili.
Seçim gözlemleri de benzer bir his bıraktı. Kosova, Kuzey Makedonya, Estonya… Sandık günü çoğu zaman düzgün geçiyor. Ama asıl mesele seçimden sonra başlıyor. Kazananlar gerçekten görevlerini yapabiliyor mu? Yoksa mücadele orada mı başlıyor?
Türkiye gündeme geldiğinde ise kimse bağırmadı, kimse slogan atmadı. Daha çok sorular vardı.
Yargı süreçleri yerel yönetimleri fiilen kilitliyor mu?
Kamuoyu yeterince doğru bilgilendiriliyor mu?
Masumiyet karinesi gerçekten korunuyor mu?
Bu sorular rahatsız edici olabilir ama bence tam da bu yüzden sorulmaları gerekiyor. Ki zaten, biz şu anda çok büyük bir dezenformasyon kampanyasıyla karşı karşıyayız. Ortada üç dava var; üçüyle ilgili iddialar var, bu iddialar somut suçlarmış gibi medyada servis ediliyor. Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere tutuklu başkanlarımız hakkında bir kara propaganda süreci yürütülüyor. Bu insanlar bir yıldır içerideler, medyadan, sosyal medyadan yasaklandılar. Sesleri kıstırılıyor, yüzleri sildiriliyor, susturulmaya çalışıyorlar. Sağlık sorunlarıyla boğuşan başkanlarımız var.
Türkiye’yi şikayet etmekle, Türkiye’nin altına imzasını koyduğu sözleşmelerin gereklerini yerine getirmesi için kurucusu olduğu bir organizasyonu bilgilendirmek çok farklı iki şey. Bu sözleşmelerin altına tek bir hükümet imza atmadı. Bu sözleşmelerden mevcut hükümet çekildiğini açıklamıyor. Dolayısıyla bunlar ülkemiz için bağlayıcı oluyor. Bizimle alakalı bir durum değil.
Kredi çektiyseniz, onu bankaya ödemekle mükellef oluyorsunuz. “Ben bankaya ödeme yapmam.” deme lüksümüz yok. Siz ödemezseniz, kefil gösterdiğiniz kişiler ödemek zorunda kalıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kefili de Cumhuriyet Halk Partililer olarak bizleriz. Bu ülke kurtulacaksa demokrasiyle, insan haklarıyla, hukukun üstünlüğüyle kurtulacak. Benimsediğimiz değerlerin arkasından gitmek zorundayız. Ülkemizin selameti ve bekası için, memleketimizi düştüğü bu çukurdan kurtaracağımız retoriği de geliştirmek durumundayız. Ülkemizin itibarı bu kadar yıpranmışken, Türkiye Cumhuriyeti’nin hala bir demokrasi olduğunu ve iradesine sahip çıktığını tüm dünyaya göstermek zorundayız.
Toplantı bittiğinde aklımda kalan şu oldu: İzleme Komitesi kimseyi mahkum etmiyor. Ama herkesin aynaya bakmasını istiyor.
Demokrasi büyük laflarla değil, yereldeki küçük pratiklerle ayakta duruyor. Eğer yerelde çatırdıyorsa, merkezde ne söylediğimizin çok da anlamı kalmıyor.
Strazburg’daki İzleme Komitesi toplantısını bitirip Bosna-Hersek Sırp Cumhuriyeti’nin yenilenen seçimlerine Gözlem Heyeti Üyesi olarak giderken benim çıkardığım not bu.






























Yorum Yazın