2024 yerel seçimlerinin ardından CHP’de moraller yüksekti. Pek çok belediye kazanılmış, Erdoğan karşısında büyük bir zafere imza atılmıştı. İmamoğlu liderliğinde iktidara erişebileceklerine inanan halk partililer sabırsızlıkla erken seçim talep ederken, parti yönetimi de ülkeyi bir an önce sandığa götürmeye kararlı görünüyordu. Hatta Mansur Yavaş’ın adaylık ihtimalini ortadan kaldırmak ve vakit kaybetmeden İmamoğlu’nu CHP’nin adayı ilan etmek için bir parti içi seçim süreci bile başlatılmıştı. Tüm bu hesaplar 19 Mart’ta kesintiye uğradı. Hukuk eliyle muhalefeti tasarlamaya dönük bu hamle, CHP’yi muhalefet partisi olmaktan çıkartıp bir direniş odağına dönüştürdü.
Bu dönüşüm bir dizi değişikliği beraberinde getirdi. Ülkede hukuk ile politika arasındaki sınır alabildiğine belirsizleşti. Siyasetin dili sertleşti, pratiği ise tümüyle mahkemelere tevdi edildi. Muhalif seçmenin İmamoğlu figürü etrafında birleşmesi ile AKP karşıtı kitle içerisindeki olası fay hatları silikleşti, parti içi muhalefet marjinalleşti. Bu süreçte Özgür Özel de büyük takdir topladı. Operasyon dalgaları başladıktan sonra ‘atanmış genel başkan’ imajından hızla sıyrılan CHP lideri muhalefet bayrağını devraldı ve demokratik siyasi mücadeleyi büyük bir dinamizm ile organize etti.
Özel’in sergilediği performans kuşkusuz çok değerli. Belki CHP lideri kim olursa olsun bu süreçte sert bir muhalefet yürütecekti. Ancak Özel’in getirdiği enerji, muhalefeti kitleselleştirme ve hayatın içerisine katma başarısı, İBB’ye kayyım atanmasının önüne geçebilmesi ve parti örgütü ile muhalif kitleler arasındaki rolü gerçekten sıra dışıydı.
Söz konusu hukuk hamlelerinin başlamasının üzerinden bir yıla yakın bir süre geçti ve muhalif kitlelerin nabzı bir nebze düştü. İktidar, yaklaşan seçimler öncesi ekonomiye daha fazla zarar vermemek ve toplumsal krizi derinleştirmemek için şimdilik geri adım atmış görünüyor. Elbette bugün yaşadığımız, Özel’e ve Yavaş’a dönük olası hamleler öncesindeki bir ara dönem olabilir. Zira bu iki isme yönelik potansiyel eylemlerin hukuki altyapısının, çeşitli fezlekeler ve soruşturma izinleri ile aylardır hazırlandığını biliyoruz. Fakat önümüzdeki günler ne getirecek olursa olsun, siyasi tansiyonun görece düşmesi bize muhalefetin son bir senelik performansını değerlendirmek için bir fırsat sunuyor. İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Özel liderliğinde yapılan sokak eylemlerini, bu dönemde partinin kurumsal yapısında gerçekleşen değişiklikleri ve bir yıldır kullanılan ana söylemleri az çok biliyoruz. Peki bütün bu eylemler, tercih edilen siyaset dili ve atılan adımlar ne derece başarılı oldu? Özel muhalefetinin bir yıllık karnesi bize ne söylüyor?
Muhalif medyada çıkan haberleri takip edecek olursak, geçen bir yılın ardından CHP’nin yükselişi aralıksız devam ediyor. Kamuoyu yoklamalarında ana muhalefet partisi, AKP’nin önünde çıkıyor. Cumhurbaşkanı adaylığında ise İmamoğlu, Yavaş ve hatta Özel, cumhurbaşkanından daha fazla destek görüyor. Her yeni anket haberi muhalif medyada “AKP Hüsrana Uğradı” ya da “İmamoğlu Fark Attı” gibi başlıklarla duyuruluyor. Özel’in erken seçim çağrılarının iktidarda karşılık bulmaması da muhalefeti heveslendiren bir diğer unsur. Kendisine bir dönem daha cumhurbaşkanlığı yolunu hiçbir hukuki sıkıntı olmadan açacak bir erken seçime razı olmaması, Erdoğan’ın da mevcut kamuoyu dengesinden memnun olmadığının kanıtı olarak görülüyor. Bu nedenle muhalefetteki karar alıcıların büyük bölümü CHP’nin performansından mutlu, gelecek seçimlerden umutlu.
Muhalefetin çok zor siyasi koşullar altında ve büyük bir hukuki baskı karşısında mücadele ederek bu popülerlik düzeyine eriştiğini de akıldan çıkarmamak gerek. Son bir ayda İstanbul’daki tutuklama dalgaları, il yönetimine atanan kayyım, parti genel başkanlığına yapılmak istenen müdahale, kimi CHP’li belediye başkanlarına gittiği söylenen transfer teklifleri ve muhalif gazetecilere dönük operasyonlar ile muhalefet, her yönden kuşatılmış durumda. Buna rağmen geri adım atmıyor ve halk nezdinde popülerliğini korumayı başarıyorlar. Yapılan pozitif değerlendirmeler bu bakımdan haksız sayılmaz.
Öte yandan madalyonun muhalif cenahta çok konuşulmayan bir diğer yüzü var. Unutmayın ki geçtiğimiz bir senede memleketin siyasi ve hukuki atmosferi CHP için ne kadar zorluyla, ekonomik ve sosyal şartları da bir o kadar elverişliydi. Özel, her beş çocuktan birisinin yeterince beslenemediği, yoksulluk sınırının asgari ücretin üç katı olduğu, geniş tanımlı işsiz sayısında bir yılda 1,3 milyon artış yaşandığı, eğitimden ve geleceğinden umudunu kesmiş bir topluma sesleniyordu. Geçen süreçte iktidar içerisindeki odakların iç mücadeleleri patlak vermiş, yandaş basından isimlerin yaşadıkları hayat ile savundukları değerler arasındaki uçurum ortalığa serilmiş, yoksullaşan halk karşısında süregiden şatafat ve kayırmacılık düzeni AKP’nin kurucu isimlerinin bile tepkisini çekmişti. Son dönemde alınan siyasi kararlar da kısa vadede iktidarın hanesine eksi puan yazacak mahiyetteydi. Örneğin yüksek faiz politikası kararlılıkla devam ederken asgari ücretin açlık sınırının dahi altına inmesine göz yumuldu. Öcalan’ı asli muhatap kabul eden bir yeni çözüm sürecine start verilerek, yıllardır süre giden resmi söylem tepe taklak edildi. Dolayısıyla sosyoekonomik konjonktür muhalif siyasetçilerin elini kolaylaştırmakta, rüzgârı yelkenlerine doldurmaktaydı.
Özel’in CHP’si, böyle bir ortamda yürüttüğü bir yıllık mücadele sonucunda AKP’nin önünde kalmayı başardı. Ancak anketler, iki parti arasındaki farkın hata payı sınırlarını nadiren geçtiğini gösteriyor. Yani aslında başa baş bir durum söz konusu. Ana muhalefet partisinin AKP’yi ezip geçmesi gibi bir durum şimdilik söz konusu değil. Cumhurbaşkanlığı için yapılan kamuoyu yoklamaları ise, ikinci tur simülasyonlarında muhalefet lehine tek haneli bir fark olduğunu gösteriyor. Kısaca henüz ortada kazanılmış hiçbir şey yok.
Üstelik en erken 2027 sonbaharında gerçekleşecek seçimlere kadar geçecek zaman iktidarın lehine işleyecek. Zira ekonomik krizde muhtemelen en kötüyü arkamızda bıraktık. Önümüzdeki aylarda kısmi bir toparlanma beklemek yanlış olmaz. Seçim sürecine girildiğinde açılacak musluklar, yapılacak ara zam ve artan sosyal yardımlarla birlikte bu toparlanma, iktidarın hanesine en azından birkaç puan daha ekleyecektir. Yine çözüm sürecinin seçime kadar neticelenmesi ve PKK defterinin kapanması mümkün olursa, bu da hem milliyetçiler hem de bir kısım Kürt seçmen gözünde iktidarın prestijini arttıracaktır. Bir de elbette Erdoğan faktörü var. Cumhurbaşkanının iç siyasette aktif şekilde boy göstermediği bir dönemde muhalefetin adaylarının nispeten öne çıkmış olması doğal. Ancak seçimler yaklaştıkça Erdoğan da sahaya inecek, aktif şekilde çalışacaktır. Bütün bunlar göz önüne alındığında, muhalefetteki genel kanaatin aksine, yaklaşan seçimlerden CHP’nin zaferle ayrılması şimdilik kolay görünmüyor.
Bu durumda baştaki sorumuza geri dönelim: Özel muhalefeti başarılı mı? Genel başkanın büyük bir siyasi ve hukuki baskı altında gösterdiği performansı eleştirirken insaflı olmak, haksızlık etmemek gerekir. Başarısız olduğunu söylemek doğru olmaz. Öte yandan muhalefetin göründüğü kadar büyük bir iş başarmadığının da altını çizmek, araba devrilmeden önce bazı hatırlatmalarda bulunmak önemli. 19 Mart’tan bugüne sergilenen dinamik muhalefet performansı kuşkusuz önemliydi. Ne var ki CHP yönetimi, yandaş ve muhalif kitleler arasındaki toplumsal fay hatlarının, iktidarın belirlediği kültürel kodlar doğrultusunda çizilmesinin önüne geçemedi. Tam da bu nedenle seçmenlerin çoğunluğu sınırlı bir siyasi alan içerisinde hareket etmeyi sürdürüyor. Örneğin AKP’den memnuniyetsizliklerini, muhalefete değil de MHP’ye kanalize olarak gösteriyorlar. CHP ise söz konusu kültürel fay hatlarını enine kesecek, alternatif bir siyasi kimliklenmenin yolunu açacak bir muhalefet hareketini bir türlü hayata geçiremiyor. Halbuki partinin son bir yılda uğradığı baskı ve haksızlıklar ile zorlu ekonomik koşullar, böyle bir alternatif toplumsal hattın kurulması olasılığını doğurmuştu. Bu imkân yeterince verimli şekilde kullanılamadı.
Bugün geldiğimiz noktada iktidar ve muhalefet blokları, on yıllardır kanıksadığımız kültürel bir sınır hattı ile birbirinden ayrışmaya devam ediyor. Bir mahalleden ötekine oy geçişi, kimlik dönüşümü son derece sınırlı. Bunu iyi bilen Erdoğan, kendi pozisyonunu güçlendirmek için Kürt hareketini üçüncü bir blok olarak muhalefetten tümüyle ayrıştırmaya odaklanmış durumda. Bu stratejinin iktidar açısından bir rasyonalitesi olduğu açık. CHP’ye gelince, onlar tümüyle İmamoğlu’na yapılan haksızlık ve adaletsizlik üzerine bir politika kurmayı sürdürüyorlar. ‘Karşı mahalleden oy alma’ hedefinin ötesine geçecek, iktidarın değirmenine su taşıyan toplumsal bloklaşma hattını tümüyle anlamsız kılacak bir isim arama, böyle bir isim üzerinde uzlaşma gibi bir kaygıları şimdilik yok. Oysa siyasi fay hatları mevcut biçimiyle korunduğu müddetçe, kendisinden fazlaca emin bir muhalefetin elde edeceği sandık sonucu, bundan önceki yenilgilerden farklı olmayacaktır. Bu nedenle ana muhalefetin seçim süreci yaklaşırken kendi iç değerlendirmesini hassasiyetle yapması şart. En ufak bir risk almadan, iktidarın alabildiğine kullandığı kültürel referansları anlamsızlaştıracak ve seçim günü kendi şansını maksimize edecek adaylarla yola devam etmeleri gerekiyor. Ülke olarak Kılıçdaroğlu adaylığının bedelini hep birlikte ödedik. Artık ikinci bir bozgun yaşamaya takatimiz yok.



























Yorum Yazın