Dünya genelinde olduğu gibi Avrupa’da demokrasi uzun süredir sessiz ama derin bir krizden geçiyor. Bu kriz, sandıkların kurulduğu dönemler arasında ve bazen de hükümet seçimleri yapılırken ilerliyor. Çünkü demokrasi giderek yalnızca oy verme anına indirgeniyor; onun asıl taşıyıcıları olan yurttaşların, sivil toplum kuruluşlarının (STK), medya ve diğer aktörlerin sesi, kapasitesi ve etkisi daralıyor. Seçimler yapılıyor, anayasal kurumlar ayakta görünüyor; fakat demokratik değerler ve pratikler zayıflıyor. Bunun arkasında tarihsel ve yapısal sorunlar kadar popülizm, kutuplaştırıcı siyaset de var. Sivil alan; tam da toplumun farklı kesimlerini, ayrı veya karşı siyasi partilere oy verenlerin buluşabilmesini, diyalog kurmasını ve ortak hedefler için hareket etmesini sağladığı için demokrasinin korunmasında sigorta işlevini üstlenebilir.
Geçtiğimiz günlerde (2-23 Şubat 2026) Strazburg’da düzenlenen ve Avrupa Konseyi’nin öncülük ettiği uluslararası bir konferans, tam da bu gerçeği merkeze aldı. “Demokratik Yenilenmeyi Şekillendirmek: Sivil Alan ve Avrupa için Yeni Demokratik Pakta Giden Yol” başlığıyla yapılan toplantı, Avrupa’da demokrasinin geleceğini sivil alan üzerinden tartışmayı hedefliyordu. Farklı ülkelerden sivil toplum temsilcileri, Avrupa Birliği ve OECD gibi kurumlardan panelistlerinden oluşan 100 kişiden fazla kişi iki gün boyunca aynı sorunun etrafında döndü: Yeni bir demokratik hamle için sivil alanda neler yapılabilir?
Salondaki hâkim duygu, iyimserlikten çok temkinli bir farkındalıktı. Sorumluluğun arttığı bilinciydi. Birçok ülkede demokratik kurumların “formel olarak” varlığını sürdürdüğü, ancak işleyişte ciddi sorunlar yaşandığı katılımcılar tarafından açıkça dile getirildi. Güvensizlik, kutuplaşma, otosansür ve korku; yalnızca bireysel hisler değil, kamusal ve toplumsal alanın belirleyici unsurları hâline gelmiş durumda. Bu atmosferde en çok zarar görenlerin başında ise sivil toplum geliyor.
Son yıllarda Avrupa genelinde sivil toplum için ortak bir eğilim dikkat çekiyor. Sivil toplum kuruluşları üzerindeki baskılar artıyor, örgütlenme ve protesto alanları daraltılıyor, ifade özgürlüğü “güvenlik” gerekçesiyle sınırlandırılıyor. Yabancı fonlar şüpheyle karşılanıyor, banka hesapları dondurulabiliyor, denetimler ve hukuki çerçeve cezalandırma aracına dönüşebiliyor. Bu uygulamaların tekil değil, ülkeler arasında şaşırtıcı derecede benzer olması, meselenin yapısal bir demokratik gerilemeye işaret ettiğini gösteriyor.
Konferansta öne çıkan önemli bir tespit, sivil alandaki ihlallerin çoğu zaman sistematik biçimde kayda geçmediği, veri temelli değerlendirilmediği ve iletişimin yeterli yapılmadığı oldu. İhlal tespit edilse bile hızlı ve caydırıcı bir karşılık üretilemediği ortaya kondu. Bu nedenle, sivil alanın düzenli olarak izlenmesi, erken uyarı mekanizmalarının kurulması ve hızlı tepki kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Sivil toplumun özellikle kaynak yetersizliği nedeniyle kapasitesi ve gücünün zayıfladığı ikinci önemli tespit olarak sunuldu. Hibeler dışında toplum temelli finansman veya alternatif kaynaklara yönelik çabaların artması yönünde görüşler dile getirildi. Konferans boyunca “yenilik”, “kurumsal yenilenme” ve “sivil güçlenme” kavramlarına sıkça vurgu yapıldı. Bun kavramların arkasında, sivil alanın güçlenmesi için daha fazla enerji ve yaratıcılığa yönelinmesi işaret ediliyor.
Bu tartışmanın doğal uzantısı olarak dijital sivil alan da ayrı bir başlık altında ele alındı. Artık dijital alan, “ayrı bir dünya” değil; gündelik hayatın içine gömülü olduğu ve sivil toplum için olumlu sonuçlar sunabileceği örneklerle anlatıldı. Kampanyalar, dayanışma ağları, katılım süreçleri ve yerel sorunların çözümü büyük ölçüde dijital araçlarla güçlendirilebilir. Yapay zekâ, özellikle sesi duyulmayan gruplar için erişilebilirlik, sivil toplum için içerik üretimi açısından ciddi bir potansiyel barındırıyor.
Toplantının son bölümünde bütün bu başlıklar bir araya getirildi ve “nasıl sonuç alırız?” sorusu masaya yatırıldı. Tespit yapmanın ötesine geçip somut öneriler ve belirli sonuçları öncelemek gerektiği birden çok defa dile getirildi. Yerel yönetimlere demokrasiyi koruma ve güçlendirmek açısından daha fazla önem verilmesi gerektiği üzerinde genel kabul hâkim oldu. Sivil toplumun gündelik hayatta yurttaşlara daha fazla dokunması ile toplumsal tabanın genişleyebileceği ifade edildi. Demokrasinin mahallede, okulda, belediyede ve diğer gündelik yaşam alanlarında somutlaştıkça korunacağı kabul gördü. Bu yönde Avrupa Konseyinin bütünsel ve somut öncelikler ile yönlendirici olması önerildi. Yerel yönetimlerin STK’lara kapasite desteği vererek, katılımcı karar ve bütçeleme uygulamaları ile sivil alanı güçlendirebileceği özellikle dikkat çeken bir öneriydi.
Konferans tartışmalarından süzülen acil öncelikler ise netti: sivil alan için güçlü izleme ve koruma mekanizmaları kurulmalı, fonların kriminalize edilmesini önleyen hak temelli mevzuat zorlanmalı, dijital sivil alanın korunması için çaba gösterilmesi, yargının bağımsızlığını sağlamak için daha fazla çaba verilmesi, yerel düzeye daha fazla enerji harcanması ve gençlerin katılımına öncelik verilmesi gibi öneriler ön plana çıktı.
Bütün bu tablo ilk bakışta bize doğal olarak karamsar görünebilir. Bu tarz toplantı ve etkinlikler işe yaramaz olarak değerlendirilebilir. Ancak asıl önemli olan şu ki demokratik kaygı, aynı zamanda demokratik enerjinin de kaynağıdır. Demokrasi yalnızca sandıkla sınırlı bir rejim değildir. Yaşayan bir ekosistemdir. Bu ekosistemin nefes alabilmesi için sivil alanın korunması ise şarttır.
Avrupa’da demokrasi kendiliğinden yenilenmesi mümkün görünmüyor. Yenilenme ancak yurttaşların yalnızca seçmen değil, katılımcı ve denetleyici olduğu bir düzenle mümkün. Bunu ise en etkili ve organize yapabilen ise sivil toplum alanında çalışan kurumlar, ağlar ve inisiyatifler. Eğer demokrasi gerçekten “yenilenecekse”, sivil toplum bunun hem ana itici kuvveti hem de vazgeçilmez güçlü sütunu olmalıdır. Böylece dayanıklı ve güvenlik altına alınmış bir demokratik iklim yaratılabilir. Buradan birlikte, barış içinde ve insanca yaşamanın zemini, kültürü süreğen kılınabilir.





























Yorum Yazın