Federal sistemlerde eğitim-öğretim mevzu genel bir eğilim olarak eyalet veya federe devletlere (province or state) münhasır kılınmış bir alandır. Kanada resmi iki dile sahip bir ülkedir (İngilizce ve Fransızca). Kanada federalizminde, federal hükümetin eyaletler üzerinde bazı sınırlı yetkileri bulunmaktadır. Kanada federal hükümeti bu çerçevede bazen bu yetkisin kullanarak eyalet yasama organlarının yapmış olduğu yasaları veto etmiştir. Kanada federalizminde eyalet hakimleri de federal hükümetçe atanmaktadır. Bu da Kanada federalizminin merkeziyetçi bir yapıda olduğu iddialarının ileri sürülmesine olanak tanımaktadır. Fakat, her şeye rağmen eyalet yasaları üzerindeki veto yetkisini kullanırken, Kanada federal hükümeti genelde ölçülü hareket ederek, eyaletlerin özerkliliğinin zedelenmemesine dikkat etmiştir (Cairns, 1979). Kanada federalizminde yürütme organı, Birleşil Krallık Kraliçesi, Başbakan ve Federal Kabineden oluşmaktadır. Kraliçe’nin Kanada daki temsilcisi Governor General denilen Genel Vali’dir. Sembolik yetkiye sahiptir. Federal hükümetin yetkileri; dış politika, maliye, bankacılık, ticaret, ulusal savunma ve taşımacılık alanında iken, eyalet hükümetlerinin yetkileri ise; eğitim, mülk edinme hakları ve belediyecilik alanında öne çıkmaktadır (Bakvis, Grace, 2002).
Kanada da çift sistemli meclis (bicameralism) yani Yasama Meclisi ve Senato vardır. Senatonun üyeleri, Başbakan ve Kabinece atanır. Fakat, Senato’da eyaletlerin eşit olarak temsil edilmemesine ciddi eleştiriler getirilmektedir. Kanada’da tüm hakimler atama ile gelir. Kanada Yüksek Mahkemesi dokuz hakimden oluşmakta ve başkent Ottawa’da faaliyette bulunmaktadır.
Kanada’da 10 eyalet (province), 3 bağlı bölge (territory) bulunmaktadır. Kanada’nın en büyük eyaleti Ontario’dur, ülkenin toplam nüfusunun (40,38 milyon) 16,258 milyonu Ontario’da yaşamaktadır (neredeyse % 40’ı). Kanada’da yükseköğretimde eğitim görenlerin toplam sayısı 2,3 milyon civarındadır. Bunun yaklaşık olarak 920,000’i Ontario eyaletinde eğitim görmektedir. Bu da % 40’dan fazlaya tekabül eden bir orana denk gelmektedir.
1960’lı yıllardan beri gelişen ve değişen dünyanın şartlarına uyum sağlamak adına Ontario hükümetleri raporlar hazırlatarak yükseköğretimde ne gibi değişiklikler yapılması gerektiğini günümüze kadar tartışmaya devam etmişlerdir. Bu konulardan birisi de ülkemizde de tartışılmakta olan araştırmaya daha çok zaman ayrılmasıdır. Bu raporlardan öğrendiğimize göre 1950’lere kadar Ontarıo üniversiteleri öğretim ağırlıklı olarak işlev görmüşlerdir. 1960’lardan sonra ise araştırma ağırlıklı yapıya dönüşmeye çalışmışlardır. Bu dönüşümün merkezine ise öğrencilerin en iyi eğitimi aktif olup üreten akademisyenlerden aldıkları kabulünü koymuşlardır. Fakat ilginç olan ise bu gelişmeler neticesinde önemli oranda lisans dersleri dışarıdan part-time (adjunct faculty) çalışan öğretim üyelerine verdirilmiştir. Şunu da not etmek gerekirse; Ontario eyaletinde özel üniversiteler bulunmamaktadır. Bu gelişmelerin neticesinde genelde öğretim üyelerinin zamanının % 40’nı öğretime, % 40’nı araştırmaya % 20’sini de idari işlere ayırması bir kabul olarak ortaya çıkmıştır.
Raporlarda tartışılan konulardan biri de merkezi bir kurumun inşa edilerek üniversitelerin misyon ve rollerini dizayn etmesi olmuştur. Bu düşünce pek taraftar bulmamıştır, fakat üniversitelerin geliştirilmesi planlaması yapılırken onlara yol gösterecek bir kuruluş en azından olmalı şeklinde bir orta yol bulunmaya çalışılmışsa da üniversite rektörleri (presidents) buna karşı çıkmışlardır.
Diğer önemli bir mesele ise üniversite eğitimi alamayan dezavantajlı durumda olan kişilere ve gruplara odaklanılarak bunların yükseköğretim görmesinin önü açılması için eyalet hükümetleri 1994 yılından başlayarak üniversitelere elitist modellemeden uzaklaşarak üniversal modellemeye geçmesi uyarısını raporlarda defalarca belirtmişlerdir. Bu çerçevede yönetilenlerin de üniversite eğitimine katkı sunabileceği modellemelere geçilmesi gerektiğiyle ilgili çalışmalar öne çıkmaya başlamıştır. Vergi ödenmesi ve alınması kuralını en güzel uygulayan ülkelerden biri olduğu kabul edilen Ontario, Kanada mantığında madem halkın vergileriyle bu kurumlar kurulup yaşatılmakta, o zaman buralara daha çok ekonomik imkanı olanlar neden gitmekte ve ekonomik imkanı zayıf olanlar bu kurumlardan mahrum olmaktadır sorusuna muhatap olan yöneticiler verilen fonlarla üniversiteleri bu yönde yönlendirmeye başlamışlardır.
Yükseköğretimin iki temel gayesi vardır:GERÇEĞE VE TOPLUMA HİZMET (SERVING TRUTH AND SOCIETY). Uzun dönemde gerçeğe hizmet, topluma hizmetin önüne geçebilir. Ama gerçek bir akademisyenden beklenen gerçeğe hizmetle topluma hizmeti aynı anda başarıp kamu kaynaklarını israf etmeden kullanmasıdır. Şu da sıklıkla görülen ve kabul edilen bir durumdur: Kısa dönem hedeflerinde genelde hükümetlerin gayeleriyle gerçeğe hizmet çatışmaktadır ve hükümetlerde veya devletlerde üniversitelere gerekli olan kaynak aktarımını kısarak yükseköğretim kurumlarını terbiye etmeye çalışmaktadırlar (Brubacher, 1977). Şunu da unutmamamız lazım ki uzun vade de topluma yapılan en iyi hizmet hangi kesim ve gruptan gelirse gelsin gerçeğin ortaya çıkması ve onun için yapılan çalışma ve gayretlerdir.
Halihazırda kabul etmek gerekir ki, bir ülkede ki gençlerin tamamının 4 yıllık bir yükseköğretim görmesini bir devletin tek başına yüklenebilmesi zor gözükmektedir. 1950’lerde Ontario’nun elitist sisteminde gençlerin sadece % 15’i yükseköğretim eğitimi alabilmekteyken, günümüzde % 50’den fazlası bu imkana kavuşmuş, ayrıca 24-26 yaş aralığında olanların % 83’ü bir şekilde yükseköğretime başlamış fakat eğitimini tamamlamamıştır. İlginç bir durumu da not etmek gerekirse; 1980-2005 yılları arasında Kanada’da daha az eğitimli olanların kazancı petrol, doğalgaz, madencilik ve inşaat sektörlerindeki büyümeden dolayı daha fazla artmıştır (Chung, 2006).
Elbette ki ailenin gelir durumuna göre liseyi bitiren gençlerin yükseköğretime devam etmesi değişiklik göstermektedir. Kanadalı sosyal bilimcilerin tespitine göre yıllık aile geliri 100,000 dolardan fazla olan ailelerin çocukları yıllık aile geliri 25,000 doların altında olanlara göre 2,5 kat daha fazla yükseköğretime devam ettiği görülmüştür (Berger, 2007). Diğer taraftan 2001 genel nüfus sayımına göre Kanada’nın yerlisi olan aboriginlerde yaşı 20-24 civarında olanların % 43’ü liseyi bile tamamlamamıştır. Genel nüfusta ise bu oran % 16 civarındadır.
Kanadalı araştırmacıların gözlemine göre üniversite sektöründeki prestij, çok yakın bir şekilde o üniversitenin yaptığı araştırmaların lisans üstü çalışmalarıyla orantılı bir şekilde artıp veya azalacaktır. Bu nokta da kurumun otonom yapısının çok büyük önem taşıdığı da dile getirilmektedir. Gözden ırak tutulmaması gereken bir nokta ise bu özerkliğin (otonominin) elitizm hastalığına kurban edilmemesidir. Ama görünen o ki hemen hemen dünyanın her yerinde kaçınılmaz bir son gibi karşımıza çıkan bir gerçek olarak akademik dünyanın oluşturduğu fildişi kulesi (ivory tower)…Bu hastalıktan kurtulmanın çaresi ise yükseköğretimin misyon ve gayesini hatırlamak ve düzenlemeleri ona göre yapmakla kurtulabiliriz: Gerçeğe ve Topluma Hizmet. Günümüzde üniversitelerle ilgili üç mesele sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır: Gelirlerin maksimize edilmesi, prestijin arttırılması ve kurumsal özerkliğin korunması. Tekraren ifade edecek olursak, akademik dünyadaki düzenlemeler ve uygulamalarda her daim yükseköğretimin gaye ve misyonu hedef alındığında yanlışlıklar minimize edilmiş olacaktır. Gerçeğe ve topluma hizmet adil ve eşit olmakla sağlanır, yalan söylemekle veya algılarla değil.
Çalışan ve üreten insanlar ödüllendirilerek bu ulvi gayelere hizmet edilmiş olunur. Üreten ve hakikat peşinde koşanlar algı operasyonlarıyla uyumsuz bireyler olarak takdim edilmekle hiçbir yere varılamaz, olsa olsa bu gibi davranışlar toplumlardaki çözülmeleri ve bozulmaları sağlayan basamak taşları olur. Unutulmamalı ki üreten (var olanı değil yeni bir ürün) ve geliştiren insanlar hür düşünen toplum ve bireylerden çıkar, ikbal düşüncesiyle seviyesizce ve ahlaka aykırı davranan toplulukların üretim ve geliştirme değil daha çok taklitçi bireyler ortaya çıkardığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, en temel meselemiz eskilerin tabiriyle doğrucu Davutların çok olduğu hür bireyleri yetiştirmektir. Bunu başarabildiğimiz oranda hem bu ülkeye hem de insanlığa en büyük hizmeti yapmış olacağız. Aldatmak yok ve paylaşmak var!!!
Ontario eyaleti son 50 yılda akademik dünyada gerçekleştirmiş olduğu dönüşümlerle ferdi hürriyetlere önem vermiş, kurumların özerkliklerini güçlendirmiş, toplumun her kesiminin yükseköğretime etkili bir şekilde ulaşmasını sağlamış durumdadır. Ontario için bir sonraki basamak ise; üniversitelerdeki fildişi kulelerde sandalyelerde oturarak değil, toplumun içine karışıp sahada çalışarak üretenleri teşvik edip kollayan sistemin ayrımcılık yapmadan etkili bir şekilde inşası olsa gerek.



























Yorum Yazın