“Sözde şeffaflık ispatı açık kapı ya…Kendilerince laf çevirmekte usta olduklarını sanıyorlar. Klasik dedikodu üçlüsü oturmuş. Seni gömüyorlar o sırada ama hooop kapıda dikildiğin anda trafik de ne kötüydü bu sabah… Hiç şaşmaz. Buyurun filan dediler. Günaydın dedim. Yok hemen bir şey sorup gideceğim dedim. Ayakta durunca böyle kontrolü elden bırakmıyorum, bir de siz oturun daha geyik yapın benim işim var demiş oluyorum. Acayip sinir oluyorlar.
Meral Hanım hemen kahvesine uzandı, ağzına götürdü. Beni mi bekledin kahvene saldırmak için sanki anlamadık. Gözlerini sehpadan Ali Bey’e, oradan bir zahmet bana çevirdi. Bir de insan kaynakları müdürü olacak, yapması gerekenleri yapmamasını kenara koy, ne yapmaması gerektiğinden zerrece haberi yok.
Seda da yalandan bol bol gülümsüyor, nedir yani acıyor musun bana sen kimsin…
Coşkulu bir günaydın böyle, ortalığı bastıracak aklı sıra. O kadar rahatsızsan hakkımda dedikodu yapılmasından, bir zahmet kalk git değil mi önceden? Şanın yürüsün.
Dünkü çocuk halkla ilişkilerci olmuş da bana profesyonellik satıyor. Ben ne yaptım ama?”
“Ne yaptın?”
“Başımı geriye atıp burnumun üstünden bakmadım, ayakkabılarımın ucuna da bakmadım. Esas Meral Hanım’ın alnının ortasına bakarak iki kelam ederdim onu da yapmadım. Kapıdan içeri bir adım attım, herkesin gözünün içine bakarak, toplantı notlarını revize ettim, acil demiştiniz hemen herkese ileteyim mi diye sordum. Dik duruyorum ama ellerim filan da rahat yanımda.
“Yani ne olmuş oldu, anlamadım tam?”
“Oyunlarını bozdum. Bunlar böyle gizli isyancı ya da açıktan gıcık hareketler bekliyor benden. Yaptığınızı biliyorum ama sizi sallamıyorum demiş oldum. Yani sizin yapamadığınızı yapıyorum. Ben işimi yaparım öyle ucuz sohbetlere pabuç bırakmam, hakkımda da istediğiniz kadar konuşun umurumda değilsiniz demiş oldum. Biz beden dilini ucuz kişisel gelişim kitaplarından öğrenmedik herhalde istesem kitabını yazarım.”
“Neyse ya boş ver bence bunları. Takma kafanı.”
“Aa delinin zoruna bak. Ben niye takayım kızım bunları. Taksam böyle mi yaparım?”
“E beden diline takmışsın ama baksana.”
“Ayıp ediyorsun Gülnur’cum. Ona takmak değil bilmek denir. Biliyorum da diyemem hoş, hissediyorum. Beden dili öğrenilmez, hissedilir. Mesela sen şimdi esnedin ya… Bana açık açık senden sıkıldım diyorsun.”
“Daha neler… Senden hiç sıkılır mı insan? Ama mesela geceleri üçte zınk diye uyanıyorum artık. Sonra dön dur. Beşte yine uyur gibi oluyorum, o da tavşan uykusu. Altı buçukta kalkıp servise koşacaksın. Ne uykusu… Bence her şeyi beden diliyle anlamaya çalışmamak lazım. Bütün kemiklerim ağrıyor. Kalksam gerinsem ne düşüneceksin?
“O çok açık olarak kafamı şişirdin artık bu muhabbet bitsin ya da konu değişsin demek…Burası senin masan olduğu için de bana kibarca git demek istiyorsun.”
“Ohooo yanmışız böyle. Sen her harekete bir mana arayacaksan.”
“Tamam tamam… Son bir şey söyleyeyim o zaman. Bak şimdi gözlerini açtın omuzlarını içeri doğru kıstın. Kendini baskı altında hissettin. Eleştirdiğimi düşündün seni. Gözlerini de böyle açman şu söylediklerine inanamıyorum beni tedirgin ettin demek. Duruma göre suçluluk hissi de olabilir. Ben seni yakaladım, sen de masum görünmek istedin.
Ben böyle konuşmaya devam edersem tuvalete kaçman an meselesi. Eğer durumu çözmek istiyorsam sesimi yumuşatıp kendimi eleştirmem ve konuyu bir komikliğe bağlamam gerekecek.”
“Arzu’cum sana beden dilinle hayatta başarılar diliyorum. Ben gerçekten de tuvalete gidiyorum. Eğer normal insanların diliyle konuşmak istersen öğle yemeğinde buluşalım. Buradaki beden dilim hakkında ne düşündün sorması ayıptır?”
“Burada beden dili yok açıkçası Gülnur. Düpedüz konuşma dili. Tamam öğlende görüşürüz.”



































Yorum Yazın