Geçmişi günümüzden 140 yıl öncesine uzanan, emekçilerin insanca yaşama haklarını savundukları, uzun bir mücadelenin simgesiydi 1 Mayıs'ın Türkiye’de kutlanması Cumhuriyet öncesinde başlar. Emekçilere adanan, kutlamaların Osmanlı’nın son dönemine uzanan geçmişi vardır.
1 Mayıs’ın Anadolu’da ilk kez 1905 Yılında İzmir’de Türk, Ermeni, Rum Bulgar ve Makedon işçilerin katılımlarıyla, Basmane yakınlarında kutlandığı biliniyor. Kitlesel boyutlara ulaşması ise 1909 yılında Üsküp’te gerçekleşir.
İstanbul’a gelişi 1911-1912 yıllarındadır. Balkan Savaşı sürecine rastlar. İmparatorluk sınırları içinde yaşayan, farklı etnik grupların emek ortak paydası altında birleşerek kutladıkları, “1 Mayıs” günümüzde Dünyanın hemen her köşesinde bayram coşkusu yaratıyor.
Türkiye’de Cumhuriyetin ilanının ardından, “Amele Bayramı” adıyla kutlanırken, 1924 yılında kitlesel gösterilere izin verilmedi. Kısıtlamalar soğuk savaş dönemi boyunca sürdü.
Geniş katılımlı ilk kutlama uzun aradan sonra 1 Mayıs 1976 günü Taksim Meydanında yapıldı. Meydanı dolduran kitle yüzbinlerle ifade ediliyordu. 12 Mart 1971 yılında gerçekleştirilen, askeri darbenin ardından Türkiye’de yeniden güçlenmeye başlayan, sol siyasal hareket, DİSK ile sınıfsal içerik kazanıyordu.
Taksim’deki gösteri; darbeci askerlerden Genelkurmay Başkanı Tağmaç’ın, 1961 Anayasası'nın tanıdığı hakları fazla bulduğunu belirten, tutumuna verilmiş kitlesel yanıt gibiydi. Meydanda yükselen coşku, bazılarını rahatsız etmiş olmalıydı.
Ertesi yıl 1 Mayıs 1977 Pazar günü daha geniş katılımla kutlanmayla başladı. Hayat pratiğinden uzak, günümüzde hala siyasal amaçları iyi tahlil edilemeyen, kendilerini “sol” eğilimli tanımlayan, grupların önceden yaptıkları açıklamalar ortamı gerginleştirmişti.
DİSK Başkanı Kemal Türkler’in kürsüdeki, konuşmasının sonlarına doğru Tarlabaşı yönünden meydana girişler sürüyordu.
Günümüzde Taksim Camisi'nin yer aldığı, yapının önündeki duvarda bulunanlarla, meydana gelenler arasında karşılıklı sloganlar atılırken, birkaç el silah sesi duyuldu. Kürsünün karşısında bulunan kitle paniğe kapıldı.
Kazancı Yokuşu'na doğru koşmaya başlayanlar, burada kurulu barikat ve panzerlerin önünde yığıldılar. Arkadan gelenler ile barikat arasında sıkışan çok sayıda katılımcı ezildi. 36 kişi boğularak can verdi. Türkiye’de karanlık bir dönem başlıyordu.
Anayasa değişiklikleri ile ortadan kaldırılan, demokrasi geçmişimizin örnek alınacak yıllarından -1965-1971- geriye kalan, kazanımları sindiremeyenler, 1 Mayıs kutlamalarını yasaklamayı yeğlediler.
Baskıcı iktidarların başvurdukları sıkıyönetim uygulaması; dönemin koalisyon hükumetinde yer alan, Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ın karşı çıkışı yüzünden, hayata geçirilemedi. Seçmen iktidarın tutumuna karşı tepkisini 1977 yerel seçimlerinde CHP’ne % 41.5 oranında oy vererek gösterdi.
Demokrasinin iyice ortadan kaldırılması için aradan 3 yılı aşkın bir süre geçecekti. Sonunda dönemin ABD Başkanı Carter’a; “bizim çocuklar” olarak tanımlanan askerler, 12 Eylül darbesini yaptılar.




































Yorum Yazın