Bu yılda 1 Mayıs geniş yasaklar altında kutlandı. Kutlamaların merkezinde olan Taksim alanı yine adeta polis işgali altındaydı. Ve yine ortaya dehşet verici görüntüler çıktı.
Biliyorsunuz Taksim ve civarı yoğun şekilde otellerin bulunduğu bir turizm bölgesi ve ortalık turist kaynıyor. Meydanın polis tarafından ablukaya alınmasının yarattığı görüntüler yolların kesilmesi ister istemez bunun yarattığı korku sonucu turistlerde “askeri darbemi oldu.” veya “iç savaş mı çıktı.” diyen şaşkınlıklara neden oluyor.
Oysa olan bir şey yoktu ortada sadece iktidarın AYM’nin “Taksimde 1 Mayıs kutlamaları yasaklanamaz” kararına rağmen Taksim “yasak hemşerim” siyasi inadı ve dayatması vardı.
Bu kuru inadın arkasında siyasi zorbalık var. Var çünkü 1 Mayısı Taksimde kutlama iradesinin gerekçesi iktidarın inadında daha anlamlı ve daha haklı…
1 Mayıs 1977 kutlamaları kanla şiddetle bastırılmış 37 insan bu olaylarda hayatını kaybetmişti. Tek başına bu gerekçe bile Taksim meydanının 1 Mayıs gösterilerine açılması için yeterlidir.
Bunun haklı bir talep olduğunu iktidarda biliyor ve bu gerçeği dikkate alarak son 1978 yılında yapılan kutlamaların ardından 32 yıl sonra 2010 yılında Taksim meydanını 1 Mayıs kutlamalarına açtı. Yetmez 1980 yılından beri yasaklanan 1 Mayısın yeniden tatil günü olmasının altına imza attı. Hem de “bahar bayramı” olarak değil Emek ve Dayanışma Günü olarak öncekine göre daha anlamlı isim vererek tatil günü ilan etti.
Şimdide değişen bir şey yok yeniden yapılabilir ama o günler demokratikleşme sürecini önemseyen bir iktidar vardı, şimdi o iktidarın yerinde yeller esiyor. Ne demokrasi kaldı ve nede hukuk…
Her şeye rağmen 1 Mayıs kutlu olsun.
Yaşasın 1 Mayıs…
Bu 1 Mayısa maden işçilerinin her şeye rağmen tüm zorluklara rağmen vermiş olduğu mücadele ve gösterdikleri direnç damgasını vurdu. Ve bu mücadele bir kez daha işçi dayanışmasını ve mücadeleci sendikacılığın önemini ortaya koydu.
Evet emek hayatın dinamiği ne olursa olsun en değerli insan varlığı ve gücü…
Emeksiz olmaz, emekte karşılıksız olmaz.
Bağımsız Maden-İş Sendikası üyeleri SSS Holding şirketi Doruk Madencilik işçileri beş aydır ödenmeyen ücretleri ve diğer alacakları için Eskişehir Mihalıççık ilçesinde bulunan madenden Ankara’ya yürüme kararı alıyorlar.
Aylardan Nisan olmasına rağmen soğuk havada gece gündüz demeden yarı aç, yarı tok üşüyerek yolları tepeleri aşarak ekmek paraları için çoluk çocuğunun rızkını almak için Ankara’ya varıyorlar. Polis şiddetine ve baskısına direniyorlar. Sendika liderleri gözaltına alınıyor.
Önce madencileri görmezden gelen iktidar mücadelenin etrafında yükselen dayanışmanın ve kamuoyu desteği ile çok daha görünür bir işçi eylemine dönüşünce mecburen masaya oturuyor ve madencilerin hakkı olan ödemelerin yapılacağını kabul ediyor.
Aynı şekilde Gaziantep’te Bir-Tek-Sen sendikası başkanı Mehmet Türkmen tekstil sanayisinin güçlü olduğu bu şehirde Şireci Holdingin Sırma Halı fabrikasında ücretlerini alamayan işçiler direnişe geçiyor. Sonrasında sendika başkanı tutuklanarak cezaevine atılıyor.
Şimdi bu iki sendikanın tüzel kişilikleri var ama %1 olan işkolu barajını aşacak ve toplu iş sözleşmesi yetkisi alacak kadar üyeye sahip değiller ve buna rağmen diğer yetkili sendikalara mücadeleci sendikacılığın nasıl yapılacağını gösteriyorlar.
Bu nedenle yetkili sendikalar bu sendikaların mücadelesine destek olmuyorlar.
Öyle ki Türk-İş’in, Hak-İŞ’in ve DİSK genel merkezleri Ankara’da olmasına rağmen madencilere ziyaret etmediler ve dolaysıyla destekte vermediler.
Neden çünkü yapılan mücadeleci demokratik sendikacılığın kendileri için kötü örnek olduğu için…
Erdoğancı sendikacılık, işverenci sendikacılık ve devletçi sendikacılığın saltanatı sürsün diye rahatımız bozulmasın diye…
Bakalım nereye kadar bu saltanat devam edecek.































Yorum Yazın