1 Mayıs 1976. Ufak tefek olaylara rağmen ülkemiz standartlarında barışçıl olarak kutlanan bir “1 Mayıs” idi. Sıcak ve güneşli bir hava vardı.
Yine de bize komşumuz Yunanistan’dan üzücü bir haber geldi. Yunanlı şair ve sosyalist Aleksandros Panagulis Atina’da geçirdiği şüpheli bir trafik kazası sonucu öldü. Panagulis 1968’de askeri darbe lideri Georgios Papadopulos’a bir suikast girişiminde bulunmuş maalesef başaramamıştı. Ölümünden kısa bir süre önce darbenin gizli kalan işbirlikçilerini açıklamıştı. Cenazesinde halk ona “Athanatos&Ölümsüz” ismini verdi.
1 Mayıs 1977. Bu satırların yazarının katıldığı ikinci 1 Mayıs idi. Heyecanlı genç o gün çok istediği devrimin olacağını düşünmekteydi. Sabırsızlıkla kortej boyunca ileri geri yürüyor, devrimin başlamasını bekliyordu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Devrim değil ama tuhaf bir saldırı başladı. Kesin ölen sayısı hala bilinmiyor fakat 35-36 olduğu ileri sürülüyor. Sol için tam bir kâbus yaşandı. Yollarda öfke içinde koşuşturuyorduk.
1 Mayıs 1978. 1978 1 Mayıs’ı meydanda sessiz fakat büyük bir öfkenin dolaştığı bir gösteri idi. Kalabalık 1977’dekinden daha az değildi fakat o kadar içe atılmış bir öfke vardı ki sanırım saldırganlar bu kez pusuyla saldırmaya dahi cesaret edemediler.
1 Mayıs 1979 sol içindeki farklılıklar ve güç mücadelelerinin iyice büyüdüğü bir ortamda geldi. Kahramanmaraş Katliamı’ndan sonra ilan edilen sıkıyönetim İstanbul’da 1 Mayıs’ta sokağa çıkma yasağı ilan etmiş, TKP etkisindeki sendikalar 1 Mayıs’ı İzmir’de anma kararı almış, pek çok sendika ve kuruluş da Taksim Meydanı’na ne bahasına olursa olsun çıkmaya karar vermişti. Sıkıyönetim komutanlığı pek çok önder kişiyi önceden gözaltına almıştı. Buna rağmen İstanbul’un çeşitli yerlerinde sokağa çıkan sosyalist ve işçiler işkencelerle gözaltına alındılar. Gözaltına alınanlar arasında TİP Genel Başkanı Behice Boran da vardı.
1 Mayıs 1980’de anma ve kutlamalar Mersin dışında tamamen yasaklandı. Çorum’da adeta bir iç savaş başlamak üzereydi. Bütün yurtta sıkıyönetim havası vardı. Sol hareketler için bir askeri darbenin yaklaştığı sır değildi. Türkiye bir iç savaş iklimi içerisine girmişti. Beklenen buydu ve sol bir darbenin ülkeye hâkim olamayacağını düşünüyordu. Büyük bir direniş ve mücadele bekleniyordu.
1981 yılında 12 Eylül darbecileri 27 Mayıs ve 1 Mayıs “Bahar Bayramı”nı kaldırdılar. Takvimlerden iki “bayram” eksilmişti.
Seneler sonra ilk kez 1 Mayıs ancak Emek Sineması’nın duvarları arasında kutlanılabildi.
1 Mayıs 1988 da tekrar sokağa çıkıldı. Birkaç bin kişi Taksim Meydanı’nı zorladı. Polisle girişilen çatışmalarda pek çok kişi yaralandı 85 kişi gözaltına alındı ve karakollardan işkence sesleri yükseldi.
1 Mayıs 1989 uzun yıllar sonra en çatışmalı 1 Mayıs olacaktı. O yıl sadece Taksim zorlanmadı, İstanbul’un ve yurdun farklı yörelerinde polis ile göstericiler arasında yoğun çatışmalar oldu. Şişhane Yokuşu’ndaki çatışmalarda 18 yaşındaki işçi Mehmet Akif Dalcı başından silahla vurularak öldürüldü. Bu olay göstericileri daha da öfkelendirdi ve Taksim’e giden yollarda çatışmalar şiddetlendi. Çatışmalar Dolapdere, Mecidiyeköy’e kadar yayıldı. Şişli’de şiddetlendi. Ertesi gün Mehmet Akif Dalcı’nın cenazesinde Zeytinburnu’nda neredeyse tam bir gün sürdü.
1990 1Mayıs’ı gözaltılar Mayıs’ı idi. 3000 civarında gösterici gözaltına alındı. 1991 benzer şekilde geçerken ilk kez 1992’de 1 Mayıs Gaziosmanpaşa’da yasal olarak kutlandı.
Türkiye’de 1 Mayıs’ın yasal olarak kutlanmasına izin verilmesi, Doğu Bloku’nun yıkılmasıyla paralellik gösterir. Muhtemelen hâkim oligarşi komünizm ve sosyalizmin artık “yakın tehlike” olmadığına karar vermiş olmalıdır.
Elbette bu durumda, 12 Eylül’de ağır darbeler yemiş bulunan sol hareketlerin, Doğu Bloku’nun yıkılması ile uğradığı büyük moral çöküntünün de rol oynadığını görmek gerekir. Katılım ve mücadele gayreti açıkça düşmüştür.
Elli sene boyunca gördüğüm şey, Türkiye’de toplumsal yaşamın ve siyasete aktif katılımın ölümle akraba olduğudur.
Ne yazık ki bunda değişen bir durum yoktur.
Bunu hatırla sevgilim.































Yorum Yazın