Dünyanın dört bir yanında toplumlar, “siyasal gericilik” ve otoriter yönetimlerin yarattığı “belirsizlik döneminden çıkışın” ağır sancılarını ve sorunlarını yaşıyor. Her biri farklı bağlamlarda, kendine özgü biçimlerde bu konular değişik toplantılarda tartışılıyor. Krizlere ve sorunlara çıkış yolları aranıyor ya da krizler sürdürülebilir kılınmaya çalışılıyor.
Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde hafta sonu yapılan 6. Antalya Diplomasi Forumu da bunlardan biriydi. 150 ülkeden beş binden fazla kişinin katıldığı forumun konuşmacılarından biri de ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’tı.
Barrack, konuşması nedeniyle CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından “istenmeyen diplomat” ilan edildi. Barrack’ın Orta Doğu ülkelerini kastederek monarşi ve “güçlü liderlik” modellerini övmesi, demokratik değerleri ve temel hakları yok sayması, doğal olarak ülkemizdeki iktidar partisine destek olarak anlaşıldı. Üstelik bunu, diplomasi kurallarını yok sayan, adeta bir “müstemleke valisi” edasıyla yaptı.
Bu konuşma, Ankara yönetimi ile ABD yönetimi arasındaki ilişkinin ve iş birliğinin siyasal çerçevesini tanımlayan bir nitelik taşıdığından; bilinmedik, şaşırtıcı ya da hayrete düşürücü değildi. Büyükelçinin fütursuzluğunun dozunu aşması dışında yeni bir durum yoktu.
Ankara’nın, ABD’nin keyfi ve yasa dışı İran ve Gazze politikalarına karşı düşük profilli, mesafeli duruşuna karşılık; ABD yönetimi de AK Parti iktidarının yasaları, anayasayı ve uluslararası hukuku ihlal eden uygulamalarıyla ana muhalefet partisini etkisizleştirmeye yönelik yargısal ve siyasal operasyonları karşısında derin bir sessizlik içinde.
ABD yönetiminin Türkiye’ye karşı bu suskunluğu, CHP’li belediye başkanları ve yöneticilerinin —yedi sülaleleri dâhil— tutuklanmalarına varan ve bu gidişle dışarıda CHP’li yerel yönetici bırakmama ihtimali oldukça yüksek olan siyasi operasyonlar karşısında sürüyor.
Türkiye muhalefetsizliğe doğru sürüklenirken, PKK’nin silahsızlandırılması süreci dolayısıyla Kürt sorununun silahsız müzakere sürecinin sürüncemede bırakıldığı görülüyor.
Türkiye her sabah yeni bir güne, bir CHP belediye yönetimine yönelik operasyonla başlıyor. Aynı zamanda son iki aydır her gün, yeni çözüm sürecine ilişkin “oyalamak, oyalanmak” tartışmalarıyla güne merhaba diyor.
DEM Parti yetkilileri sürekli olarak Meclis Komisyonu raporunun gereği olan yasaların zaman geçirilmeden çıkarılması çağrısı yaparken; iktidar çevreleri, bu yasaların çıkarılması için silah bırakma sürecinin tamamlanması ve bunun güvenlik kurulları tarafından teyit edilmesi gerektiğini öne sürüyor.
Şam yönetimi ile PYD yönetimi arasında bir anlaşma ihtimalinin güçlenmesi ve İran merkezli çatışma riskinde Kürtlerin bir tehdit unsuru olma ihtimalinin zayıflaması sonrasında, iktidar açısından seçimlerde Kürt siyasal hareketinin potansiyel bir risk oluşturduğu görülüyor. Bu durum, iktidar partisinin kendisi için siyasal “beka” sorunu.
Yeni çözüm süreci ya da PKK’nin silahsızlandırılması meselesinin, iktidar tarafından seçimlere endeksli bir takvim ve yaklaşımla ele alınacağı yönündeki görüşler giderek daha fazla kabul görüyor. PKK’nin silahsızlandırılması ve Kürt sorununun silahsız siyasal mücadele zeminine taşınması sürecinin, iktidar partisinin seçim hesaplarının bir parçası hâline gelmesine rıza gösteren bir anlayış her geçen gün güçleniyor.
Sürecin başında birçok siyasal çevre ve kişi tarafından dile getirilen “yeni süreç, seçimleri kazanmakla sınırlı, demokratikleşmeyi içermeyen bir süreçtir” görüşünü büyük ölçüde doğrulayan bir tablo ortaya çıkmış görünüyor.
Bunlar Türkiye’nin siyasal kilitlenme ve toplumsal çözülme süreci ile Orta Doğu’nun yeniden dizaynı süreciyle eş zamanlı olarak gelişiyor.
Toplum ve siyasal muhalefet açısından, Ankara’nın siyasi krizi derinleştirme ve toplumsal çürümeyi büyütme potansiyelinin yeterince fark edilmediği bir süreçten geçiliyor ve kritik bir eşikte bulunuluyor.
Nitekim CHP’ye karşı iktidarın, yargı eliyle yürüttüğü çok yönlü siyasi operasyonların seçmen iradesini yok eden ve seçimleri anlamsızlaştıran bir noktaya gelmiş olması da yeterince toplumsal bilince çıkarılabilmiş değil.
Ülkenin siyasal bekasını belirleyen ise iktidarın ama muhalefet karşı süpürme ve Kürt meselesinde oyalanma/oyalama siyasetleri. Yani CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar siyaset dışına etme ile oyalanma ve oyalama taktikleriyle Kürt seçmenini muhalefetten uzaklaştırmayı, birbirinde yalıtma hedefleyen süreç yönetimi. Bu yaklaşım, PKK ve Kürt sorununun çözüm ihtimalini oya tahvil etme anlayışını yansıtıyor..
Bu siyaseti geçersiz kılacak olan ise CHP ve DEM Parti yönetimlerinin, bu iki hayati siyasal sorun karşısında ortaklıklarını güçlendirmeleri ve bunu diğer muhalefet partilerine doğru genişletmeleridir.
CHP, Meclis Komisyonu raporunun 6. ve 7. maddelerinin gereğinin bir an önce yürütme tarafından yerine getirilmesi için zorlayıcı bir siyaset üretmek zorundadır. DEM Parti ise CHP’ye yönelik siyasal operasyonlara ve seçmen iradesinin gaspına karşı daha etkili bir duruş sergilemelidir.
Bu iki sorunu birbirinden kopuk değerlendiren ya da birini diğerine göre daha önemsiz gören her yaklaşım, istemeden de olsa ülkenin beka sorununa katkı sunmuş ve iktidarın muhalefet saflarını bulanıklaştırma çabalarını kolaylaştırmış olacaktır.
Antalya Diplomasi Forumu ile aynı günlerde, İspanya’nın Barselona kentinde Başbakan Pedro Sanchez’in ev sahipliğinde Küresel İlerici Seferberlik (GPM) toplantısı yapıldı. Türkiye’den CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları katıldı. Toplantının gündemi, dünyadaki olumsuz gidişata karşı sol, sosyal demokrat ve sosyalist partiler arasında iş birliği ve dayanışmayı güçlendirmek, kapitalist küresel düzene karşı ortak stratejiler geliştirmekti.
CHP ve DEM Parti’nin, AK Parti’nin bu stratejisini boşa çıkaracak bir siyasal yaklaşım geliştirmeleri; hem Tom Barrack’ın Türkiye’yi de kapsayan öngörülerinin yanlışlığını ortaya koyacak hem de Barselona’daki arayışlara somut bir katkı sunacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut siyasal durum ve toplumsal-siyasal güç dengeleri, CHP ve DEM Parti yönetimlerinin güncel politik yönelimlerini, en azından tek adam yönetimine son verecek seçim taktikleri açısından bir an önce gözden geçirmelerini zorunlu kılıyor.
Başka çıkış yolu görünmüyor. Kürt sorunu bağlamında silahsız çatışma çözümünün müzakeresine geçişinin ve CHP’ye karşı geliştirilen, tarihte benzeri görülmeyen yargı operasyonlarını durdurulmasının sigortası, bu iki partinin ortaklaşma mücadele zeminlerinin daha güçlü kılınmalarıdır.



































Yorum Yazın