Tarihe iz bırakacak günlerden geçiyoruz. Bu belirleme bana Gülek Boğazı ile ilgili efsaneyi hatırlattı.
Akdeniz ile Orta Anadolu’nun bağlantı noktasıdır Gülek Boğazı.
Peki nasıl oluştuğuna ilişkin bir fikriniz var mı?
Ben efsanesini bilirim; Yaşar Kemal de, İnce Memed’de, Kör Haydar’ın ağzından anlatır bu efsaneyi.
Efsaneye göre İskender, çift başlı atının üstünde, ordusunun başında, Toros Dağlarına kadar gelir. Emir verir askerlerine; “bir yol bulun, geçip gidelim buralardan” der.
Askerler, ararlar, tararlar; ince eleyip sık dokurlar ama bir yol bulamazlar. Görkemli kayalıklar, geçit vermez haldedir. Dağ aşılacak, kayalıklar geçilecek gibi değildir. Gelip, İskender’de dediler ki, “bu dağı aşmanın, bu kayalıkları geçmenin mümkünü çaresi yok; geri dönelim”.
İskender, “dönmek de ne söz” der, itiraz eder. Atının kulağına bir şeyler fısıldar, sonra gözlerinden öper ve yıldırım gibi gider kayalıklara doğru. Kılıcından yedi kez şimşek gibi ateş çıkar. Dağ gümbürder ve ikiye bölünür.
Rivayet edilir ki geçidi açan İskender, kılıcıyla kayalara, Gülek Boğazını açtığını yazar. O yazı, hala durur.
ANLATILAN BİZİM ÖYKÜMÜZDÜR
Bu efsanede de anlatılan bizim öykümüzdür.
Vazgeçme ile karşı durmanın; boyun eğme ile kafa tutmanın; bencillikle diğerkâmlığın mücadelesini içerir bu öykü.
Zor günlerden geçiyor Türkiye. İktidar artık yönetemiyor; halk da bu iktidar tarafından artık yönetilmek istemiyor. Bu nedenle “iz bırakacak günler” şeklinde tanımlıyorum bu günleri. Ekonomik, sosyal ve siyasal bunalımın her geçen gün arttığı bu koşullarda, karşımıza Toros Dağları gibi aşılmaz; o kayalıklar gibi geçilmez engeller çıkabilir, çıkıyor da.
Efsanede anlatıldığı üzere ya İskender’in askerleri gibi geri döneceğiz ya da İskender gibi o aşılmaz görünen dağları, o kırılmaz sanılan kayaları parçalayıp yolumuzu açacağız.
19 Mart 2025’de, İmamoğlu ile başlayan gözaltı ve tutuklamalar süreci hız kesmeden sürüyor. Geçen hafta “incir çekirdeğini doldurmaz” bir nedenden ötürü CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol tutuklanmıştı. Ona ilişkin tepkiler daha dinmeden bu kez Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel gözaltına alındı. Bu yazının yayınlanacağı ana kadar neler olur, bilinmez.
Bildiğim, tarihin, geleceğin aynası olduğu gerçeğidir.
Bu topraklar nice saldırılar gördü; küresel hükümdarlar, bu topraklara ilişkin nice senaryolar yazıp uygulamak istedi. Hatta saldırganlar da, küresel hükümdarlar da, buranın, o güzelim ikliminin kenarına köşesine gizlenmiş işbirlikçiler de buldular kendilerine…
Ama direniş ruhunu hesap edemediler. Fuzuli, Anadolu insanı için, “zarif insanlar ve ruh papağanımın aynası” tanımı yapar.
ZARİF İNSANLARIN ÜLKESİDİR BURASI, DİRENİŞLE TANIMLANAN…
Fuzuli’nin, “Anadolulu dedik ya, mesele anlaşılıyor” dediği bu toprakların ruhunda direniş var. O direniş ruhudur, Ahi Evran’da karşılık bulan; o direniş ruhudur Mustafa Kemal’i Samsun’a ayak bastırıp, Amasya’da “Anadolu İhtilalinin Bildirisi”ni okutan.
Dönelim bugüne…
Bu ülkenin özgürlükçü, demokratik ve laik bir ülke haline gelmesi için mücadele hattının ön kısmında, “muhalefetin amiral gemisi” konumundaki CHP var. Yürütülen bu operasyonların hemen tümünün arka planında, CHP’nin direncinin kırılması yatıyor.
Hiç kuşkusuz, soruşturulacak şeyler varsa elbette soruşturulmalı ama bir insana yönelik suçlamanın sübuta erebilmesi için iddia edilenin yargı kararı haline dönüşebilmelidir. Aksi halde kimse, bir iddia nedeniyle kamuoyu önünde suçlanamaz; suçlu ilan edilemez. Yargılama sonuçlanana dek herkesin masum olduğu gerçeği unutulmadan, hukukun evrensel ilkelerini yüksek sesle dile getirerek, iktidarın hukuku, siyasetin üstünde silah olarak kullanmak istediğini deşifre etmemiz gerektiği açıktır.
Bu ülkenin toplumsal muhalefeti çok baskı gördü; 12 Mart, 12 Eylül gibi idamlarla sonuçlanan süreçler yaşadı. Siyasetin abluka altına alındığı dönemler olmuştu ama yargı hiçbir zaman bu kadar abluka altına alınmamıştı. Dolayısıyla demokrasiyi savunmak, hukuku savunmakla başlar.
Sürecin, karanlığa doğru sürüklenmek istendiğini görüyoruz.
Ne yapmalı o zaman?
Bir yol bulmak, bir yol açmak, örgütlü siyasetin işidir. Bunun için ihtiyacımız olan Nazım Hikmet’in dizelerinde olduğu gibi “akarsu gibi umutlu, buğday tanesi gibi cesur” olmaktır.
Korku iklimi, cesaretle aşılır çünkü…




































Yorum Yazın