Bir önceki yazımda okulda şiddetin tek bir nedenden doğmadığını, aileden dijital çevreye, okul ikliminden ruh sağlığına kadar uzandığını belirtmiştim. Şiddeti yalnızca güvenlik meselesi olarak konuşamayız. Gerçek koruma, ilişki ile başlar. Çocuğu tehlikeden uzak tutmak için onu okula bağlayacak duygusal zemini güçlendirmek gerekir. Bir öğrenciyi okula bağlayan şey kurallardan daha çok gerçekten önemsendiğini hissetmesidir. Okulun duygusal iklimi bozulduğunda, akademik düzen tek başına yeterli olamaz.
“Bizden Korkuyor musunuz?” Sorusu Neyi Gösteriyor?
Öğrenciler öğretmenlerine “Bizden korkuyor musunuz?” diye soruyorlar. Bu soru kırılmış bir güven ilişkisinin dışa vurumudur. Çocuk aslında şunu soruyor: “Hâlâ sizin öğrenciniz miyim, yoksa artık önce bir risk miyim?” Amerika’daki Ulusal Çocuk Travmatik Stres Ağı ile Amerikan Okul Psikologları Birliği gibi kurumların kriz sonrası çocuklara yaklaşım rehberleri, şiddet olaylarından sonra çocuk ve ergenlerde güvenlik kaygısı, benzer bir olayın tekrarlanacağı korkusu, dikkat dağınıklığı, irkilme, öfke, içine kapanma ve yoğun duygusal dalgalanmaların görülebildiğini belirtiyor. En önemlisi, çocukların bu süreçte ne hissedeceği büyük ölçüde yetişkinlerin tavrından etkileniyor. Çocuk sadece olayı değil, öğretmeninin yüz ifadesini, ses tonunu ve kendisine nasıl baktığını da okuyor. Bugün çocukların en büyük ihtiyacı, kendilerini açıklamak zorunda kalmadan anlaşılabilecekleri bir yetişkin yakınlığıdır.
“Hayır, korkmuyoruz.” demek yerine öğrencinin yeniden güven duygusu kurmasına yardımcı olmak gerekiyor. Çocukların duygularını küçümsemeden sorularına sade ve dürüst cevaplar verilmeli, güvenlik için hangi adımların atıldığı açıkça anlatılmalı, günlük rutin mümkün olduğunca korunmalıdır.
Eğitimde Sevgi ve Okula Aidiyet Neden Bu Kadar Koruyucudur?
Eğitimde sevgi, sınırsız hoşgörü ya da kuralsız bir yakınlık anlamına gelmez. Asıl olarak çocuğu ciddiye almak, onun duygusunu önemsemek, sınır koyarken ilişkiyi zedelemeden ona yön verebilmektir. Nitekim Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, okula bağlılık hissi yüksek olan öğrencilerin şiddet, kötü ruh sağlığı, madde kullanımı ve başka riskli yaşantılar açısından daha düşük olasılıklara sahip olduğunu ortaya koyuyor. Aynı şekilde okula bağlılık hissi yüksek olan öğrencilerin ders notlarının, okula devam durumlarının ve mezuniyet oranlarının daha yüksek olması da dikkat çekicidir. Bu nedenle sevgi, eğitimde güvenlik, iyi oluş ve öğrenme ile doğrudan bağlantılı güçlü bir koruyucu etkendir.
Öğretmenler açısından bakıldığında da bu durum çok açıktır. Öğretmene düşen sorumluluk yalnızca konuyu anlatmak değildir. Sınıfa girerken öğrencinin yüzündeki değişimi fark etmek, sessizleşeni görmek, öfkeleneni hemen “sorun çıkaran çocuk” diye etiketlememek ve sınır koyarken öğrencinin onurunu koruyabilmek gerekir. Öğretmenin öğrenciye adıyla hitap etmesi, yüzüne bakması, alaycı bir dilden kaçınması, onu gerçekten dinlemesi ve ondan kolayca vazgeçmemesi güven duygusunu besleyen küçük ama etkili davranışlardır.
Öğrenci Okula Yeniden Nasıl Korkmadan Gelir?
Öğrencilerin okula yeniden korkmadan gelebilmesi için üç şeyin birlikte görülmesi gerekir: öngörülebilirlik, ilişki ve güvence. Rehber öğretmenler sürecin merkezinde yer almalı, öğrencilerin duygularını konuşabilecekleri zamanlar yaratılmalıdır. İlk günlerde sabah kapıda karşılayan yöneticiler ve öğretmenler, kısa duygu yoklamaları, küçük grup paylaşımları yapabilirler. Rehber öğretmenin ulaşılabilir olması ve öğrencinin “Bir şey olursa kime gideceğim?” sorusuna net cevap bulabilmesi çok önemlidir.
İlk hafta sınıf öğretmenlerinin her gün birkaç dakikalık kısa duygu yoklamaları yapması, öğrencilerin kendilerini nasıl hissettiklerini ifade etmelerine olanak sağlar. Her şeyin bir anda “normal” görünmesi beklenmemelidir. Öğrencinin yeniden düzen hissi kazanmasına zaman tanınmalıdır.
Pazartesi günü bu sürecin en kritik eşiği olacaktır. Öğrenciler açısından bakıldığında, okula dönüş yalnızca derslerin başlaması değil, duygusal güvenliğin yeniden kurulması anlamına gelir. Bu yüzden okulun ilk gün vereceğimiz mesaj, “Hiçbir şey olmamış gibi devam ediyoruz” değil; “Burada düzen var, destek var, seni görüyoruz.” mesajı olmalıdır. Sınıflarda kısa ve açık bilgilendirmeler yapılmalı, söylentiler düzeltilmelidir. Öğretmenlerin özellikle yoğun kaygı, içine kapanma, ağlama, öfke, irkilme ya da dersten kopma gibi tepkiler gösteren öğrencilerini dikkatle izlemesi ve gözlemlediği davranışları mutlaka rehberlik birimleri ve yöneticiler ile paylaşması gerekmektedir.
Velilere Düşen Sorumluluk
Velilere düşen sorumluluk okulunkinden daha az değildir. Bu destek, yalnızca “Seni seviyorum” demekle kurulmaz. OECD (2024), ebeveyn duygusal desteğinin çocukların iyi oluşu ve akademik gelişimi açısından önemli bir belirleyici olduğunu belirtiyor. Özellikle ebeveyn sıcaklığı ve duyarlılığının okul başarısıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Aile içinde kurulan bu duygusal zemin, okul ortamındaki aidiyet ve güven duygusunun da temelini oluşturuyor.
Türkiye’de birçok aile hala çocuklarıyla en çok not üzerinden konuşuyor. Çocuğu başarı üzerinden sevmek ile ilişki üzerinden sevmek aynı şey değildir. Bazı aileler “Bizim çocuk yapmaz” diyerek risk işaretlerini görmek istemiyor. Bazıları ise dijital hayat karşısında tamamen yasaklama ile tamamen serbest bırakma arasında gidip geliyor.
Bu kafa karışıklıkları içerisinde pazartesi sabahı sadece öğrenciler değil, veliler de kendi korkuları ve soru işaretleriyle okula gelecekler. Anne ve babaların bu süreçte çocuklarının yanında sakin olması, vedaları gereksiz yere uzatıp kaygıyı büyütmemesi gerekir. Gün sonunda çocuğa “Nasıl geçti?” diye sormak yerine, “Bugün kendini nasıl hissettin?” gibi açık uçlu sorular sorulmalı, çocuğun düşünceleri öğrenilmeye çalışılmalıdır.
Pazartesi günü okul-aile iş birliğinin temel hedefi, çocuğa aynı güven mesajını verebilmek olmalıdır. Okulun ilk günkü yaklaşımı, yalnızca öğrencilere değil ailelere de güven vermelidir. Ve bugün çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey kendilerinden korkulmayan bir okulda, yeniden güvenmeyi öğrenebilmektir. Çocuklar bazen kurallarla sakinleşir, ama sevgi bağı ile iyileşirler.































Yorum Yazın