festival filmleri #1
Çok güçlü bir siyasi güce ulaşan AKP iktidarının kültürel ve entelektüel sahadaki acınacak halini kapatılan Şehir Üniversitesi’nin hala varlığını sürdüren BİSAV Akademi’si üzerinden anlatan bir yazı kaleme almayı planlıyorum. Örtülü kadın ve sakallı erkeklerin çoğunlukta olduğu bu üniversite dışı akademik yapının bağlı olduğu Şehir Üniversitesine bile AKP iktidarının katlanamaması üzerine çok şey söylenebilir. Ama bugün değil.
Bugün bir filmden bahsedeceğim. 2026 İKSV Film Festivali’nde ilk olarak izlediğim Kolombiya filmi masalla gerçeğin yoksulluk parantezinde içiçe geçtiği bir hikaye (https://film.iksv.org/tr/kirkbesinci-istanbul-film-festivali-2026/kara-yilan).
Film, Fransa-Brezilya-Kolombiya ortak yapımı, 85 dakikalık bir hikaye. Cannes ACID bölümünde prömiyer yapmış. Hikâye, yıllar sonra köyüne dönen Ciro’nun annesinin ölümü vesilesiyle çölün son bekçileriyle yüzleşmesini anlatıyor. Atalardan kalan mistik bilgi, kadim efsaneler ve çölün kırılgan ekosistemi ön planda.
Hikayenin merkezinde yılanlar var ve yılanların padişahı ise Kara Yılan. Hikaye o ki bu Kara Yılan köyleri dolaşır ve karşılaştıklarına sorarmış: “Dilimin altındaki suyu mu istersin pullarımın altındaki elması mı?”
Bu hikayede suyu tercih edene rastlamak için çok dolaşmış Yılan.
Kolombiya’nın çöl bölgesinde geçen bu yavaş tempolu ama çok katmanlı hikayeyi dünyanın her yerinde doğaya yakın olmak ya da ondan uzaklaştığında kendini çıplak hissedenlerin hikayesi olarak okuyabilirsiniz.
BİSAV’ın 2026 Bahar seminer programları arasında seçtiğim ve Uludağ Üniversitesi öğretim görevlisi Adem Levent’in “büyük iktisatçı” modunu açarak anlattığı “Sosyal Teori Olarak İktisat” programında iktisatın Su Elmas paradoksunu filmi izledikten sadece bir gün sonra dinlemek herhalde filmlerde ve BİSAV’da görülecek tesadüflerdendi (https://www.bisav.org.tr/Haberler/1471/2026_bahar_seminerleri).
Su Elmas paradoksunu filmin temel teması olarak izlemiş olmama karşın neredeyse üzerinden 30 yıl geçen İktisat101 dersinde de aynı konunun yer aldığını hatırlamamam doğaldı. Adem Levent Hoca iktisatı bilim olarak konumlamak için en büyük çabanın onu matematikle çaprazlamak olduğunu iddia edenlerle buna itiraz edenler arasındaki tartışmaları dinleyeni mest edecek yetkinlikte anlatırken bu paradoksa değinmesi ise son derece yerindeydi.
Malum Emek Değer teorisini, Fayda kavramının ikame etmesi ve iktisadın tüketicilerin ve diğer aktörlerin fayda maksimizasyonu için var olduğunu anlatmanın basit yolu buydu.
Çok işe yarayan su değersiz, bir faydası olmayan elmas değerliydi. Bu paradoksun sebebi suya doyunca ilave bir bardak su için pek de bir para ödeme isteğimiz yok iken elmasa olan ihtiyacın ve ona para ödemek için hazır olanların hiç bitmemesi marjinal fayda teorisinin özü.
Kara Yılan da dolaştığı köylerde karşılaştığı köylülerde hep bu iktisadi bilinçle yüzleşir. Herkes pullarının altındaki elmasları tercih eder. Kimsenin gözünde alt tarafı bir bardak içince kanılan su yoktur.
Su ve Elmas paradoksunu iktisadi bir anlatı olarak da dinleyebilirsiniz ama bu ülkenin dağlarına, nehirlerine, ormanlarına, göllerine, denizlerine elmas ya da altın ya da başka madenler için yüklenen politik akla baktığınızda konunun pek de teorik tartışma alanı olmadığını anlamakta zorlanmazsınız.
Sevgili Kübra Evliyaoğlu’nun son yazısında kitabın tam ortasından yazdıklarını anımsayalım:
“Çünkü maden yasası doğaya “kendi başına var olan bir şey” olarak bakmıyor. Ona “kullanılacak malzeme” olarak bakıyor. Yani töz değil, araç. İşte çelişki bu: Doğa aslında her şeyin kaynağı (töz) ancak sermaye onu metaya çeviriyor.” (https://www.yeniarayis.com/yazi/memleketinizi-basiniza-yikacagiz-imza-sermaye-13086)
İster Kolombiya’nın çöllerinde gezen bir kara yılan olsun, ister Ordu’nun yukarı akan derelerinde bir alabalık insanla karşılaştığında doğa hep aynı paradoksu hatırlatacak:
Senin elmasını, altınını, bakırını isterim ama bunu vermesen de alacağım diyenlere karşı, suyu korumak için var olmaya çalışmak.
Geçmişin doğayla içiçe hayatlarının bir nostalji değil aslında bir seçenek ve doğru seçenek olduğunun hikayesi Kara Yılan.
Köklere dönüşün bir kaçış değil gezegeni korumanın yolu olduğunu anlatmaya çalışıyor.
İktisatın politikadan soyut rakamsal seçimlerden ve eşitliklerden ibaret olduğunu düşünenler için gezegenin korunması marjinal faydaya göre belirlenir. Oysaki bazı faydaların marjinalliği yoktur. Orada çizæilen grafik aslında varlık ve yokluk arasındaki sınıra dairdir.
İstanbul festivalinin benim için açılışını yapan Kara Yılan’ı izleyip Bisav akademide su ve elmas paradoksunu hatırladığınızda asıl paradoksun suyu sonsuz zannetmek olduğunu anlıyorsunuz.
Kızılderili reisin söylediği gibi: Son ırmаk kuruduğundа, son аğаç yok olduğundа, son bаlık öldüğünde; beyаz аdаm pаrаnın yenmeyen bir şey olduğunu аnlаyаcаk.































Yorum Yazın