Türkiye siyaseti, 70 yıldır lider kültü ve negatif siyaset girdabında dönmektedir. Tarihsel analiz, muhalefetin rakip aktörlere odaklanmasının yetersizliğini göstermektedir. Yeni bir perspektif, devrimci ve dönüştürücü bir yaklaşımı benimsemelidir. Bu durum, somut tahlillerle gerçek çözümler üretmeyi gerektirmektedir. Böylece Türkiye’nin kaderi, ezber bozarak değişebilmektedir.
Türkiye siyaseti, çok partili hayata geçişle birlikte lider odaklı bir paradigma etrafında gelişmiştir. 1950 seçimleriyle Demokrat Parti’nin (DP) iktidara gelmesi, bu paradigmanın temelini atmıştır. CHP, bu dönemde rakip lider Adnan Menderes’i temel alarak bir muhalefet stratejisi benimsemiştir. Bu strateji, negatif siyaset olarak adlandırılan bir yaklaşımı doğurmuştur. Negatif siyaset, rakip aktörün kişisel özelliklerini ve politikalarını eleştirmeye odaklanmakta, olumlu bir vizyon üretmekten uzak kalmaktadır.
CHP PM üyesi Dr. Ali Haydar Fırat’ın ses getiren X paylaşımı, bu tarihsel döngüyü eleştirmekte ve ezber bozmayı önermektedir. Fırat, 70 yıllık bu yapının, Türkiye’nin kaderini değiştirmek için aşılması gerektiğini belirtmektedir. Literatürde, lider merkezli siyaset, karizma teorileriyle açıklanmaktadır. Örneğin, Max Weber’in karizma kavramı, liderlerin toplumsal kriz dönemlerinde kutsallaştırıldığını göstermektedir. Türkiye’de bu, 1950 sonrası kalkınma ve sınıf atlama vaatleriyle bütünleşmiştir.
Lider Kültünün Oluşumu
Türkiye’de siyasal liderlik, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren karizmatik figürlere dayalı bir yapı sergilemiştir. Atatürk ve İsmet İnönü, partinin kurucu aktörleri olarak, CHP’nin kimliğini şekillendirmiştir. Ancak, 1950’lerde çok partili sisteme geçişle, bu miras rakip partilere karşı bir kıyaslama aracı haline gelmiştir. Demokrat Parti, II. Dünya Savaşı sonrası toplumsal değişimleri yakalayarak, kalkınma ve zenginleşme vaat etmiştir. Buna karşın CHP, siyasetini Menderes’in şahsı üzerinden kurgulamıştır. Bu kurgu, Cumhuriyet kazanımlarının yok edildiği iddiasıyla negatif bir söylem üretmiştir.
1960 askeri müdahalesi, bu döngüyü derinleştirmiştir. Menderes ve arkadaşlarının idamı, sağ siyasal aktörlere geniş bir dokunulmazlık kazandırmıştır. Bu olay, liderleri kutsallaştıran bir kültü pekiştirmiştir. Süleyman Demirel’in Adalet Partisi (AP) dönemi, benzer bir eleştiri yoğunluğuna sahne olmuştur. Demirel, bütün kötülüklerin müsebbibi olarak görülmüştür. Benzer şekilde, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası Turgut Özal’ın Anavatan Partisi (ANAP) iktidarı, eleştiri oklarını Özal’a yöneltmiştir. Bu tarihsel patern, muhalefetin rakip liderin gitmesiyle sorunların çözüleceği yanılgısını beslemiştir.
Dr. Ali Haydar Fırat’ın paylaşımı, bu paternin sürekliliğini vurgulamaktadır. Fırat, Erdoğan dönemini de bu döngünün bir parçası olarak ele almaktadır. Fırat’a göre; Erdoğan karşıtlığı, muhalefetin oy oranını belirleyen temel faktör haline gelmiştir. Ancak bu karşıtlık olmadan muhalefetin gerçek gücünün sorgulanması gerekmektedir. Tarihsel olarak, sağ siyasetin üretkenliği, yeni liderlerle devam etmiştir. Örneğin, Demirel’den Özal’a geçiş, sağın adaptasyon yeteneğini göstermiş; muhalefet ise aynı negatif çerçeveye hapsolmuştur.
Kuramsal açıdan, bu durum Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramıyla açıklanmaktadır. Sağ siyaset, toplumsal hegemonyayı kurarak, liderleri araç haline getirmiştir. Muhalefet ise, hegemonyayı yıkmak yerine, liderlere odaklanmıştır. Bu, siyaseti “idare-i maslahat” düzeyinde tutmuştur. Atatürk’ün ifadesiyle, esaslı devrimler bu yaklaşımla gerçekleştirilememektedir. Fırat’ın önerisi, bu bağlamda devrimci bir dönüşümü işaret etmektedir.
Negatif Siyasetin Etkileri ve Toplumsal Dinamikler
Negatif siyaset, Türk siyasetinin temel girdabı haline gelmiştir. Bu yaklaşım, korku, endişe ve öfke üzerine kurulmuştur. 1950’lerden beri, sınıf ilişkileri, göç ve eğitim gibi alanlar yeniden şekillenirken, muhalefet bu dinamikleri yeterince ele almamıştır. Bunun yerine, rakip liderin yenilmezliği inancı, benzer bir lider arayışını doğurmuştur. Fırat, bu kısır döngünün faydasını da kabul etmekte, ancak sürdürülebilir olmadığını belirtmektedir.
Toplumsal yer değiştirmeler, negatif siyasetin zeminini güçlendirmiştir. Örneğin, kırsaldan kente göç, yeni orta sınıfların oluşumunu tetiklemiştir. Sağ partiler, bu sınıflara kalkınma vaat ederek hegemonyalarını kurmuştur. CHP ise, bu değişimleri Menderes veya Demirel üzerinden yorumlamıştır. Benzer şekilde dış politika dinamikleri, negatif siyaseti beslemiştir. Soğuk Savaş dönemi, iç siyaseti etkilemiş; muhalefet, rakip liderleri dış güçlerle ilişkilendirmiştir.
Günümüzde, 21. yüzyılın dönüşümleri bu döngüyü aşmayı zorunlu kılmaktadır. Küreselleşme, dijitalleşme ve iklim değişikliği gibi faktörler, aktör odaklı siyaseti yetersiz bırakmaktadır. Fırat’ın paylaşımı, devrimci bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğunu vurgulamaktadır. Sol siyasetin tarihsel birikimi, aktörlere aşkın rol atfetmemektedir. Aksine, düzeni sorgulayan bir tahlil gerektirmektedir. Erdoğan’ın siyaset sahnesinden çekilmesi durumunda, muhalefetin sudan çıkmış balığa döneceği uyarısı, bu tahlilin önemini göstermektedir.
Analizler, negatif siyasetin oy oranlarını şişirdiğini ortaya koymaktadır. Örneğin, muhalefetin Erdoğan karşıtlığı olmadan gerçek tabanını ölçmek, samimi bir değerlendirme gerektirmektedir. Sağ siyasetin yeni aktörleri hazırlaması, bu dengesizliği pekiştirmektedir. Zaman daralırken, siyaseti gerçek sorunlara oturtmak zorunludur. Somut durumların tahlili, belirleyici politikalar inşa etmeyi sağlamaktadır.
Yeni Bir Perspektifin İnşası
Fırat’ın önerisi, 70 yıllık ezberi bozmayı hedeflemektedir. Bu, siyaseti aktörlerden bağımsızlaştıran bir yaklaşımı gerektirmektedir. 21. yüzyıl siyaseti, gerçek ihtiyaçlara cevap veren çözümler üretmelidir. Örneğin, eğitim reformu, ekonomik eşitsizlik ve çevresel sürdürülebilirlik gibi alanlar, sistemik bir vizyonla ele alınmalıdır.
Devrimci siyaset, solun tarihsel yöntemlerini yeniden canlandırmaktadır. Bu yöntemler, düzeni zaman ve mekân içinde çözümler. Liderlere yüklenen aşkın rol, gerçekçi değildir. Sağ siyasetin üretkenliği, yeni liderlerle devam ederken; muhalefet, öfkeyi yeni hedeflere yöneltmekten kurtulmalıdır.
Kuramsal olarak, bu dönüşüm Jürgen Habermas’ın iletişimsel eylem teorisiyle desteklenmektedir. Siyaset, rasyonel tartışma zemininde şekillenmelidir. Negatif söylem yerine, olumlu bir siyasi söylem inşası gerekmektedir. Türkiye’de bu, sivil toplumun güçlendirilmesiyle gerçekleştirilmektedir.
Türkiye siyaseti, 70 yıldır lider kültü ve negatif siyaset girdabında dönmektedir. Fırat’ın paylaşımı, bu döngüyü aşmanın aciliyetini vurgulamaktadır. Tarihsel analiz, muhalefetin rakip aktörlere odaklanmasının yetersizliğini göstermektedir. Yeni bir perspektif, devrimci ve dönüştürücü bir yaklaşımı benimsemelidir. Bu durum, somut tahlillerle gerçek çözümler üretmeyi gerektirmektedir. Böylece Türkiye’nin kaderi, ezber bozarak değişebilmektedir.

Yorum Yazın