ABD ile İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı hava saldırıları Ortadoğu’yla beraber Washington’ın siyasal nabzını da hızlandırdı. Birkaç gün içinde yürütmenin sert açıklamaları, Kongre’deki savaş yetkisi tartışmaları, Pentagon’un yeni konuşlandırmaları ve sokaktaki tepkiler birbirine karıştı. Savaş, dış politikadan çok içeride güç dengeleri ve temsil krizleri üzerinden konuşulmaya başladı.
Kamuoyunun bu gelişmelere verdiği karşılık ise çelişkili. İlk anketlerde Amerikalıların kayda değer bir kısmının saldırılara mesafeli durduğu, yalnız nispeten dar bir kesimin “koşulsuz destek” verdiği görülüyor. Bir yanda “İran rejimine karşı kararlılık” vurgusu, diğer yanda “yeni bir sonsuz savaş” korkusu var. X (Twitter) akışına bakıldığında ise bu iki ruh halinin aynı anda ve çoğu zaman yan yana yaşandığı görülüyor.
Kongre Savaşı Sonradan Yakalamaya Çalışıyor
İran’a ilk bombardımanlar 28 Şubat gecesi başlatıldığında, kararın Kongre’den açık bir yetki almadan uygulanmış olması ciddi itirazlara yol açtı. Takip eden günlerde Temsilciler Meclisi ve Senato, İran’a yönelik operasyonları sınırlamayı hedefleyen metinleri gündemine almak zorunda kaldı. Meclis’te oylanan “war powers” tasarısı az farkla reddedilirken, Senato’da benzer bir girişim çoğunluk bulamadı.
Bu manzara, Vietnam sonrası dönemin tanıdık tartışmalarını hatırlatıyor. Savaş başladıktan sonra devreye giren denge mekanizmaları, bir yandan yürütmenin yetkisini denetleme isteğini gösteriyor, öte yandan da fiilen süren bir askeri kampanyayı frenleme konusundaki çekingenliği açığa vuruyor. Çok sayıda vekil, yürütmenin Kongre onayı olmadan bu ölçekte bir operasyon başlatmasından rahatsız. Fakat aynı vekiller, cephedeki askerler sahadayken bütünüyle “dur” diyen bir pozisyon almanın siyasi bedelini de düşünüyor.
Kısacası, Kongre anayasal rolünü hatırlıyor ama iradesini tam olarak sahaya yansıtamıyor. İran savaşı bu açıdan, yürütme ile yasama arasındaki yetki paylaşımı tartışmasını yeniden su yüzüne çıkarmış durumda.
Pentagon’un Hesabı: Kısa Savaş Söylemi, Uzun Nefes Hazırlığı
İçerideki hukuk ve meşruiyet tartışmaları sürerken, savunma bürokrasisi sahaya çok daha farklı bir gözle bakıyor. Kriz tırmanmadan hemen önce ikinci bir uçak gemisi görev grubunun Ortadoğu’ya kaydırılması, denizde ve havada kalıcı bir baskı düzeni kurulmak istendiğini gösteriyor. Bölgeye gönderilen ek hava unsurları ve kara konuşlu sistemler, İran dosyasının birkaç gün sürecek bir hava harekâtından ibaret görülmediğine işaret ediyor.
Operasyonun ilk günlerinde yapılan brifinglerde, 24 saat içinde binden fazla hedefin vurulduğu ve bunun “kampanyanın yalnızca ilk safhası” olduğu vurgulandı. Kısa sürede bu kadar yoğun ateş kullanmak, askerî açıdan İran’ın füze ve hava savunma altyapısını mümkün olduğunca erken zayıflatma isteğiyle açıklanabilir. Ancak aynı zamanda, kamuoyuna söylenen “sınırlı ve hedefli” operasyon söylemi ile sahadaki planlamanın zaman ufku arasındaki farkı da açığa çıkarıyor.
Burada kritik nokta şu. Beyaz Saray dosyayı yönetilebilir bir baskı kampanyası olarak çerçeveliyor. Pentagon ise olası misillemeler, bölgesel tırmanma ve uzun süreli devriye görevlerini hesaba katarak hareket ediyor. Bu ikili yapı, ilerleyen haftalarda içeride “bu iş nereye evriliyor?” sorusunu daha yüksek sesle gündeme getirebilir.
İran savaşı ABD açısından dışarıda yürütülen bir askerî harekât olmanın ötesine geçip içeride yeni bir sınav alanı açmış durumda. Kongre, yıllardır ertelenen savaş yetkisi tartışmasını yeniden gündeme taşıdı ama yürütmeye açık bir fren uygulayacak noktaya gelmedi. Savunma bürokrasisi, kısa vadeli bir operasyon dilinin ötesinde uzun nefes gerektiren bir kuvvet planlaması yapıyor. Sokak ve diaspora aynı anda hem güvenlik kaygısını hem savaş yorgunluğunu taşıyan karmaşık bir ruh haline sahip. Medya ve X ise tüm bu gerilimi çoğaltan, kimi zaman hızlandıran bir yankı odası işlevi görüyor.
Sokak ve Diaspora: Aynı Savaş, Ayrışan Hafızalar
Savaş kararı açıklandıktan sonra ABD şehirlerinde farklı tonlarda gösteriler görüldü. Büyük metropollerde düzenlenen savaş karşıtı yürüyüşlerde, Irak ve Afganistan hatırlatmaları öne çıktı. Kimi pankartlarda “No More Wars” sloganı, kimilerinde yeni bir Vietnam uyarısı vardı. Daha küçük şehirlerde, özellikle asker ailelerinin yoğun olduğu bölgelerde ise “ülke güvenliği” vurgusunu taşıyan destek gösterileri düzenlendi.
İran kökenli Amerikalıların yoğun yaşadığı bölgelerde tablo daha da karmaşık. Los Angeles çevresindeki bazı gruplar rejimin zayıflaması ihtimali üzerinden operasyonları olumlu karşılarken, başkaları İran’daki ailelerinin güvenliğinden ve uzun sürecek bir kaos ihtimalinden kaygı duyduklarını dile getiriyor. Aynı diasporanın içinde, özgürlük beklentisiyle savaş yorgunluğunun yan yana var olduğu bir duygu hali dikkat çekiyor.
Kamuoyu yoklamaları bu dağınık hisleri sayıya döküyor. İlk ölçümlerde, Amerikalıların yalnız yaklaşık yüzde 25 civarında bir kesiminin saldırıları net biçimde onayladığı, geri kalanların ya karşı ya da kararsız olduğu görülüyor. Bu oran, savaşın geniş bir toplumsal mutabakata yaslanmadığını ve tam tersine halk içinde tartışmalı bir dosya olarak ilerlediğini gösteriyor.
X Akışında Savaş: Hashtag’ler, Öfke ve Yorgunluk
Sokağın nabzı kadar X’teki tartışmalar da bugünün ABD’sinde siyasal atmosferi belirliyor. Saldırı gecesi ve sonrasındaki günlerde platform üzerinde aynı çatışmanın farklı anlatılara dönüştüğü görülüyor. Bir tarafta “İran halkı için özgürlük” vurgusuyla saldırıları destekleyen, “#ThankYouTrump” ve benzeri etiketleri kullanan hesaplar bulunuyor. Diğer tarafta “#NoMoreWars”, “#IranWar”, “#WarPowers” başlıkları altında, Irak ve Afganistan tecrübelerini hatırlatan ve “yeni bir bataklık” uyarısı yapan kullanıcılar var.
Bu tartışmalar klasik parti ayrımlarının ötesine geçen bir profil sunuyor. Sosyal medya derlemelerinde, özellikle genç seçmen ve daha önce savaş karşıtı hareketlerde yer almış kesimler arasında hem Demokrat hem Cumhuriyetçi tabanda eleştirel seslerin yükseldiği görülüyor. Kimi kullanıcılar, Kongre’nin savaş başladıktan sonra yetki tartışmasına girmesini “oldu bittiye sonradan tepki verme” olarak tanımlıyor; kimisi de İran rejiminin yıllardır biriken sicilini hatırlatarak sert askeri yanıtı savunuyor.
X’teki bu dağınık ama yoğun tartışma sadece kamuoyu resmini göstermiyor. Bununla birlikte karar alıcıların üzerinde hissettiği baskıyı da artırıyor. Kongre üyeleri ve yönetim çevreleri, seçmenlerinin ne düşündüğünü artık anketlerden haftalar sonra değil anlık olarak bu platform üzerinden görüyor.
İçeride Açılan Yeni Cephe
Bütün bu parçaları birleştirdiğimizde, İran savaşı ABD açısından dışarıda yürütülen bir askerî harekât olmanın ötesine geçip içeride yeni bir sınav alanı açmış durumda. Kongre, yıllardır ertelenen savaş yetkisi tartışmasını yeniden gündeme taşıdı ama yürütmeye açık bir fren uygulayacak noktaya gelmedi. Savunma bürokrasisi, kısa vadeli bir operasyon dilinin ötesinde uzun nefes gerektiren bir kuvvet planlaması yapıyor. Sokak ve diaspora aynı anda hem güvenlik kaygısını hem savaş yorgunluğunu taşıyan karmaşık bir ruh haline sahip. Medya ve X ise tüm bu gerilimi çoğaltan, kimi zaman hızlandıran bir yankı odası işlevi görüyor.
İran’la açılan cephe, dışarıdan bakıldığında ABD’nin askeri kapasitesinden çok, içeride nasıl karar verdiğini ve toplumla arasındaki mesafeyi görünür kılan bir stres testi haline geliyor. Bugün atılan her adım, yarın şu soruyu sorduracak: Dünyaya demokrasi(!) ve hukuk(!) anlatan bir başkent, savaş kararını kendi kurumları ve kendi toplumu karşısında ne kadar açıklayabildi, ne kadar savunabildi?































Yorum Yazın