MENU
  • ÇEVİRİ
  • YORUM
  • YARGI KRİZİ
  • PİYASALAR
  • GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EDİTÖRDEN
  • SPOR
  • KÖŞE YAZILARI
  • DOSYA>Seçimin Ardından
  • GENEL
  • KİTAP
  • DOSYA>Avrupa'nın Seçimi
  • DOSYA>Emekliler
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • ASTROLOJİ
  • RÜYA TABİRLERİ
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • E-Bülten
Yeni Arayış
Yeni Arayış
Yeni Arayış
  • ANA SAYFA
  • KÖŞE & YORUM YAZILARI
  • KATEGORİLER
    • SİYASET
    • EKONOMİ
    • DIŞ POLİTİKA
    • KÜLTÜR SANAT
    • HUKUK
    • TEKNOLOJİ
    • PSİKOLOJİ
    • FELSEFE
    • KENT
    • EDEBİYAT
    • SAĞLIK
    • ASTROLOJİ
    • GEZİ
    • SÖYLEŞİ
    • EKOLOJİ
    • MEDYA
    • EĞİTİM
  • KÜNYE & İLETİŞİM
Kapat

Tanpınar’a Huzur Yok 16. Bölüm: O mendeburun derisinden çanta yapıp etlerini ve kemiklerini içine dolduracağım!

ANA SAYFAEDEBİYATTanpınar’a Huzur Yok 16. Bölüm: O mendeburun derisinden çanta yapıp etlerini ve kemiklerini içine dolduracağım!
Tanpınar’a Huzur Yok 16. Bölüm: O mendeburun derisinden çanta yapıp etlerini ve kemiklerini içine dolduracağım!

Tanpınar’a Huzur Yok | 16. Bölüm | O mendeburun derisinden çanta yapıp etlerini ve kemiklerini içine dolduracağım!

27 Nisan, 2024, Cumartesi 21:39
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
Murat Menteş
Murat Menteş

Susarak bir şey anlatmaya çalışan birinin ‘söyleyecek sözü’ vardır muhakkak.

[MARTIN HEIDEGGER, 1889-1976, Varlık ve Zaman]

Tanpınar, mühim suali kendi kendine soruyordu asıl: “Bulunduğum yerden ayrılmaksızın kayboldum; şimdi ne yapacağım?”

Başmüfettiş’in ofisine göz gezdirdi. Formika masa, metal dolap, deri koltuk, dosyalar, teksir kağıtları… Devletin katışıksız ciddiyetini aksettiren bir kompozisyon. Sinek yeşili perdede, polis şefinin takım-elbisesinden kopmuşa benzeyen kahverengi bir örümcek tırmanıyordu. Pencerelerden biri açıktı; kuş ötüşleri, çocuk cıvıltıları, İstanbul’un musikisi işitiliyordu. Bu, cehenneme gidip cennetteki sesleri duymaktan farksızdı. Duvardaki resimde bizi en koyu Orta-çağ’dan muasır dünyaya üç adımda ulaştıran Atatürk “Vatanın birçok unsurları içinde en çok zahmet, cereme, dert çeken sizsiniz” der gibi bakıyor.

Fatin Fantom “Sual mühim olmalı ki cevabı hak etsin, değil mi mirim?” dedi keyifle kasılarak.

“Kahvenizi nasıl içersiniz?”

Kalkıp kapıyı araladı ve seslendi: “İki kahve alalım! Sade!”

Dönüp koltuğuna geçti. Tabakasını açıp misafire sigara tuttu. Romancı, sigara alırken başını sallayarak teşekkür etti. Emniyetin çaycısı kahveleri zaten hazırlamıştı besbelli; çabucak getirdi.

Başmüfettiş “Ben aslen Arnavut’um” diyerek çakmağını uzatıp Tanpınar’ın sigarasını yaktı: “Bizde bir söz vardır: Sigarasız kahve, imansız Türk’e benzer.”

Ağzı kulaklarındaydı. Tahkikatla meşgul bir zaptiye değil de, tiryakiliğin tadını çıkaran bir ehlikeyif sanki. Kahvesini höpürdetti, sigarasını emdi “Şimdi sualinizi sorunuz” derken ağzından dumanlar yükseliyordu. “Müşahhas [somut] delilleri bir kenara koyarsanız, benim gibi bir adamın cinayet işlemesi için makul bir sebep var mı sizce?”

“Ona da sıra gelecektir. İşin aslını astarını er geç öğreneceğiz. İnkara, itiraza karnım tok; sizden itiraf umuyorum doğrusu. Belki de Bahtiyar Kont denen tekinsiz herifi intikam için mortlattınız? Mebus ile muharriri onun indirdiğini biliyordunuz. Ve dostlarınızın kanını yerde koymamak, ruhlarını selamete kavuşturmak için harekete geçtiniz?”

Duvardaki resimde bizi en koyu Orta-çağ’dan muasır dünyaya üç adımda ulaştıran Atatürk “Vatanın birçok unsurları içinde en çok zahmet, cereme, dert çeken sizsiniz” der gibi bakıyor.

Büyük Yazar “A bouche close n'entre point de mouche” [Kapalı ağza sinek girmez. -Çenesini tutan, tehlikeden korunur-] diye düşündü ve fena halde yanılan polisin sözlerine karşılık vermedi.

Zaptiye şefi konuşmasını sürdürdü: “Zevcem [kadın eş] ‘İnsan, içine yerleşmiş yalnızlık hissinden zehirlendi mi, ıstıraptan bir lahza dahi kurtulması müşküldür’ der…” Bu, Huzur’da geçen sözün, kocasından daha akıllı bir kadının örtük selamı gibi laf arasında belirmesi Yazar’ı şaşırttı.

“Muhtemelen siz de dostlarınız öldürülünce yakıcı bir yalnızlık hissiyle doldunuz. Olamaz mı?”

Tanpınar henüz yarısını içtiği sigarayı küllüğe bastırarak sordu: “Beni tutuklayacak mısınız?”

Fatin Fantom ayağa kalktı. İlk ısırıktan önce kurbanının etrafında dönen köpekbalığı gibi Tanpınar’ın çevresinde dolaşıyordu: “Aksi cihette davranmak hata olur. Tüm deliller aleyhinize. Gene de… iki husus var ki beni sizin safınıza çekiyor.”

Şüphelinin sükuneti, zaptiyeyi konuşmaya itiyordu: “Evvela, Bahtiyar Kont’un sağlam pabuç olmadığı aşikar. Onun temizlenmesi, cemiyetin hayrına bir işti zannımca. Lakin cürmün neticelerinin müspet oluşu mücrimi bağışlatmaz… İkincisi, size hapse girmenizden önce biraz zaman vermek, devletin vatandaşa saygısını gösterme fırsatı sayılabilir. Bavulunuzu hazırlarsınız. Eş dostla vedalaşırsınız. Yarım kalan işlerinizin hiç değilse bir kısmını tamamlarsınız… Fakat!..”

“Fakat ne?”

“Her sabah saat 8 ila 10 arası bir vakitte buraya gelip imza vereceksiniz. Böylece şehirden ayrılmadığınızı bileceğiz. Size 1 hafta mühlet... Bu müddet zarfında biz de davayı derinlemesine tetkik ederiz. Nihayetinde kabak sizin başınıza patlayacaktır Ahmet Hamdi Bey. Sağlık olsun. Hem olaya iyi tarafından bakın: Hapiste bol bol okuyup yazarsınız.”

Bahtiyar Kont’un sağlam pabuç olmadığı aşikar. Onun temizlenmesi, cemiyetin hayrına bir işti zannımca. Lakin cürmün neticelerinin müspet oluşu mücrimi bağışlatmaz…

***

Romancı dediğin, bir bedende iki kişidir: Birincisi, sizin benim gibi, gündelik işlerle, ömre yayılan dalgalanmalarla, bilumum meselelerle iştigal eder. İkincisi ise muhayyilesindeki romanlarda gezinir; o, hayal âleminin bir ferdidir.

Ahmet Hamdi Tanpınar cemiyetin dışına fırlatılmıştı artık; roman kozmosunda da kıyamet kopmuştu. Hakikat de, hayal de ona yâr değildi. Edebiyat Fakültesi’nin karşı kaldırımından yukarıya doğru yürürken, cebinden Yenice paketini çıkarıp bir sigara yaktı.

“Bu hafta profesör yahut romancier [Fr. Romancı] değilim” diye düşündü “intikamcı bir hafiyeyim ben. Bahtiyar Kont’un kâtilini bulamazsam, cinayetin ikinci kurbanı olacağım.”

Nereye gittiğini bilmediği bir gemiye tesadüfen binmiş ve dönüş imkanı olmayan bir yolculuğa çıkmıştı sanki. Fakat bundan şikayetçi değildi. Aksine, yüreğindekileri tarttığında cesaretin korkudan, eminliğin endişeden, şevkin kaygıdan ağır bastığını görüyordu. Omuzlarını dikleştirdi; yüzüne esrarengiz bir tebessüm yayıldı; gladyatör adımlarıyla yürüyordu.

İçinden “Caniye pabuç bırakmayacağım…” dedi “o mendeburun derisinden çanta yapıp etlerini ve kemiklerini içine dolduracağım!”

Tefrikanın tüm bölümlerini okumak için yukarıdaki görsele tıkla ☝️

Yazarlar sayfasını izyeret ettiniz mi?

Yorum Yazın

Murat Menteş
Murat Menteş

Bizi Takip Edin
Facebook
X (Twitter)
Instagram
Linkedin
Mastodon
Bluesky
Köşe Yazarları
Hakan Tahmaz
Hakan Tahmaz Komisyon yol temizliği için harekete geçmeli
Akın Özçer
Akın Özçer Demokratların çilesi
Murat Aksoy
Murat Aksoy Aleviler neden yeniden siyasetin "nesnesi" oluyor?
Korhan Gümüş
Korhan Gümüş Haydarpaşa Garı Vakası’nın arka planı
Özgür Çoban
Özgür Çoban Almanya’nın kâbusu: Neofaşist bir başbakan mümkün mü?
Erdem Bağcı
Erdem Bağcı Türkiye’nin Turizm Ekonomisi
Ali Kılıç
Ali Kılıç Suriye’de sandık oyunu: Barış mı, yeni kaos mu?
Burcu Ağca Karakaya
Burcu Ağca Karakaya Çin’den Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Amerika’dan Suudi Arabistan’a yapay zekada küresel yarış
M. Coşkun Cangöz
M. Coşkun Cangöz Gizemli borçlu kim?
Armağan Öztürk
Armağan Öztürk Arzular, beklentiler ve Erdoğan’ın liderliği
İlter Turan
İlter Turan Araştırmaya önem vermek gerekiyor
Kübra Evliyaoğlu
Kübra Evliyaoğlu Müstemleke Defteri
instagram gel gel
Yeni Arayış
KünyeGizlilik PolitikasıE-BültenRSSSitemapSitene EkleArşiv
SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDIN

Yeni Arayış | Onemsoft Haber Yazılımı