“Kendisinin en iyi versiyonu olmak” söylemi, beraberinde birçok sorunu da getirmeye gebedir. Felsefi olarak ulaşılamaz bir idealin peşinde koşmak, psikolojik olarak sürekli bir yetersizlik hissi ve stres yaratmak, sosyolojik olarak ise bireyi toplumsal normlara ve iktidar yapılarına bağımlı kılmak, bu söylemin olumsuz yanlarını ortaya koyar.
Uzun zamandır hayatla iyi bir ilişki kurduğunu anlatmak isteyen kişilerden duyduğum bir cümle var:
“Ben kimseyle yarışmıyorum. Ben, sadece kendimin en iyi versiyonu olmaya çalışıyorum.”
Bunu söylerken kişilerin, kimseyle rekabet içerisinde olmadıklarını vurgulamaya çalıştıklarını anlıyorum fakat kendileriyle girdikleri sonu gelmez bir rekabetin neden bundan daha iyi bir opsiyon olduğunu düşündüklerini anlamıyorum.
Çünkü aslında hayatta bir sürü kavram “var”dır, ama bir o kadarı da “yok”tur.
Örneğin bence“en iyi” doğası gereği yoktur. “En iyi”nin var olması, “daha iyi” tarafından mümkünsüz kılınmıştır.
Bana kalırsa insanın “en iyi” versiyonu da olamaz. Çünkü arzu nesnesi değişmek zorundadır. Ulaşılan hiçbir şey, arzu nesnesi olmaya devam edemez. Dolayısıyla insanın kendine belirlediği “en iyi”, ulaşıldığı an değişmek zorunda kalacaktır.
İnsana bir teknolojik cihaz gibi devamlı güncelleme de gelemez üstelik. Kendisinin bir üst versiyonuna dakikalar içerisinde bir tuşa tıklayarak geçemez. Bunu bazen teknolojik cihaz dahi yapamaz aslında. “Yeterli kapasite” uyarısı beliriverir ekranda. Cihazda yeterli kapasite yoksa, bir üst versiyonu yüklemenize izin vermez. Her şeyi mekanik olan o “şey” bile, insana artık bir yerde durması, ilerlemek istiyorsa önce şartları uygun hale getirmesi gerektiğini söyler.
Ancak bütün bu gerçekliklerin yanında, kendisinin en iyi versiyonu olmak isteyen insan, mutluluk, tatmin, doyum gibi duyguları da farkında olmadan uzaklara bir yere konumlandırır. Kendisiyle mutluluğu arasındaki mesafeyi durmadan açar.
MUTLULUK, DOYUM GİBİ DUYGULARI UZAKLARA KOYMAK
Ancak insan, bu cihaz kadar sistematik, bu kadar mekanik olamaz. İnsan her daim ve hemen o an gerekli olan o noktaya sıçrayamaz, zihninde ya da duygusunda o kapasiteyi hemencecik açamaz.
Ancak bütün bu gerçekliklerin yanında, kendisinin en iyi versiyonu olmak isteyen insan, mutluluk, tatmin, doyum gibi duyguları da farkında olmadan uzaklara bir yere konumlandırır. Kendisiyle mutluluğu arasındaki mesafeyi durmadan açar.
Mutluluk çoğu zaman, sahip olduklarımızla arzu ettiklerimiz arasındaki mesafede bir yerlerdedir.
Mesafe açıldıkça mutsuzluk artar. Mesafe açıldıkça insan, sahip olduklarının “az”lığını suçlar. Ama bu mesafeyi açan şeylerden bir diğerinin de arzu ettikleri olduğunu göz ardı eder.
Mutluluğu, bu ikisi arasında gerçekçi bir denge kurabilen insan hissedebilir.
Peki “en” noktasını arzulayanlar? Onlar ne zaman mutlu olacaklar?
“En” noktası, her zaman sönmeye mahkumdur. “En” noktası, her zaman değişmeye mahkumdur. “En” ulaşıl(a)mamak üzere vardır.
Sosyolojik perspektiften ele alındığında, “en iyi versiyon” söylemi, neoliberal ekonomik sistemin birey üzerindeki baskısını yansıtır. Modern toplumda bireyler, sürekli olarak daha üretken, daha verimli ve daha başarılı olmaları yönünde teşvik edilirler.
NEOLİBERAL SİSTEMİN BİREY ÜZERİNDEKİ BASKISI
Diğer yandan, “kendisinin en iyi versiyonu olmak” söylemi, oldukça politiktir. Sosyolojik perspektiften ele alındığında, “en iyi versiyon” söylemi, neoliberal ekonomik sistemin birey üzerindeki baskısını yansıtır. Modern toplumda bireyler, sürekli olarak daha üretken, daha verimli ve daha başarılı olmaları yönünde teşvik edilirler. Bu, bireyin kendini sürekli olarak geliştirmesi ve mükemmelliğe ulaşması gerektiği yönünde bir baskı yaratır. Foucault’nun biyopolitika kavramı, bu durumu açıklamada yardımcı olabilir; bireyler, toplumsal normlar ve iktidar yapıları tarafından sürekli olarak kontrol edilir ve yönlendirilirler. “En iyi versiyon” söylemi, bireyi bu iktidar yapılarına uyum sağlamaya zorlar ve bireyin özgün benliğini ve gerçek potansiyelini keşfetmesini engelleyebilir.
Yani, “kendisinin en iyi versiyonu olmak” söylemi, beraberinde birçok sorunu da getirmeye gebedir. Felsefi olarak ulaşılamaz bir idealin peşinde koşmak, psikolojik olarak sürekli bir yetersizlik hissi ve stres yaratmak, sosyolojik olarak ise bireyi toplumsal normlara ve iktidar yapılarına bağımlı kılmak, bu söylemin olumsuz yanlarını ortaya koyar. Bu nedenle, bireylerin kendilerini sürekli olarak “en iyi” olmaya zorlamak yerine, kendi değerlerini, arzularını ve sınırlarını kabul ederek, içsel tatmini aramaları daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir. Kendini keşfetme ve anın değerini bilme, insanın gerçek potansiyelini ortaya çıkarma yolunda daha anlamlı ve sürdürülebilir bir yol sunabilir.
Emerson’un da dediği gibi, hayat varılacak bir yer değil, yolculuğun ta kendisidir.
irrasyonalite, tek bir alana ait bir bozulma değil, günümüz dünyasının farklı katmanlarında tekrar e...
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yaz
İnternet sitemizde çerezler yoluyla kişisel veri işlenmekte olup;
gerekli olan çerezler bilgi toplumu hizmetlerinin sunulması amacıyla kullanılmaktadır.
Diğer birinci ve üçüncü taraf çerezler ise açık rızanız halinde reklam/pazarlama faaliyetlerinin yapılması, sitemizin daha işlevsel kılınması ve kişiselleştirilmesi amaçlarıyla sınırlı olarak kullanılacaktır.
Çerezlere dair tercihlerinizi "Seçenekler"den yönetebilirsiniz.
Çerez Tercihleri
Gerekli ÇerezlerHer zaman aktif
Sitenin temel çalışması için zorunludur (oturum, güvenlik, tercih saklama). Devre dışı bırakılamaz.
Analitik Çerezler
Ziyaretçi davranışını anonim olarak ölçer (Google Analytics 4 vb.). Sitenin geliştirilmesi için kullanılır.
Reklam / Pazarlama Çerezleri
Reklam ağları tarafından kişiselleştirilmiş reklam gösterimi için kullanılır.