Trump yönetimi mensupları içlerindeki Thucydides’i ortaya çıkarıyor; Yunan tarihçinin, bencil uluslardan oluşan bir dünyada gücün acımasız gerçekleri hakkındaki vecizelerini kendi sözleriymiş gibi kullanıyorlar.
Ocak ayında başkan, Nicolás Maduro’nun kaçırılmasıyla sonuçlanan tek taraflı askeri müdahaleyi “küresel gücü her zaman belirlemiş olan demir yasaların” bir örneği olarak nitelendirdiler.
Bu operasyon sorgulandığında Beyaz Saray kıdemli politika danışmanı Stephen Miller, CNN’de Jake Tapper’la dalga geçti ve Birleşmiş Milletler Şartı gibi “uluslararası incelikler” konusundaki saflığıyla alay etti: “Gerçek dünyada yaşıyoruz Jake. Bu dünya güçle yönetilir, kuvvetle yönetilir, kudretle yönetilir.”
İran savaşı bu içgüdüleri daha da güçlendirdi. 7 Nisan’da Trump, İran rejimine Amerikan gücüne boyun eğmesi gerektiğini söyledi. Aksi takdirde “Bu gece bütün bir medeniyet ölecek” diye tehdit savurdu .
Güç politikalarının bu zamansız gerçeklerine yapılan göndermeler genellikle Thucydides’ten ilham alır. “Peloponnez Savaşı Tarihi” adlı eseri, kendini realist olarak tanımlayan dış politika uzmanları için temel metin olmaya devam ediyor. Politikacılar ve analistler bu kitabı sık sık büyük güç rekabetinin kaçınılmazlığını açıklamak ve zayıfların hâkimiyet altına alınmasını meşrulaştırmak için kullanıyor.
Ancak yaptıkları analizler metni yeterince derin okumuyor ve tarihçinin, sınır tanımadan ve meşruiyet olmadan güç kullanmanın tehlikeleri konusundaki daha derin derslerini çoğunlukla göz ardı ediyor.
Thucydides’in “Tarih”indeki en ünlü bölüm Melos Diyaloğudur. Bu diyalogda Atinalı bir heyet, Melos adasına ültimatom verir: Ya Atina’nın üstün gücüne boyun eğip Sparta’ya karşı yürütülen savaşta haraç ödeyen bir devlet olacaklar ya da yok edileceklerdir.
Meloslular tarafsız kalmak istediklerini söyler ama reddedilirler. Atinalılar şöyle der: “Siz de bizim kadar iyi biliyorsunuz ki güçlü olan yapabileceğini yapar, zayıf olan da çekeceğini çeker.” Melos yenilir; yetişkin erkekleri öldürülür, kadınları ve çocukları köle olarak satılır.
İkinci Trump yönetimi, Melos Diyaloğu’nun mantığını büyük bir hevesle benimsemiş durumda. Bu mantık, başkanın Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky’ye “elinizde kart yok” demesinde, Danimarka’yı Grönland’ı devretmesi için sıkıştırmasında, küçük ülkelere tek taraflı gümrük vergileri getirmesinde, “istediğimiz zaman Küba’yı alabileceğimizi” söylemesinde ve NATO müttefiklerini (İran savaşı konusunda kendilerine danışılmadan) Hürmüz Boğazı’nı açmaya zorlamasında yankılanıyor.
Bunlar, aydınlanmış liderlikten uzak vea meşruiyet iddiasını tamamen terk edip saf küresel hâkimiyete yönelen asi bir süper gücün eylemleri olarak görülmeli.
Trump yönetiminin bu sürekli zorbalığı, klasik antik çağdan gelen çok önemli bir dersi görmezden geliyor: Atina’nın “iyiliksever hegemonya”dan “kötücül imparatorluğa” geçişi, kendi yıkımının yolunu açmıştır.
MÖ 7. yüzyıldan itibaren antik Yunan şehir devletleri, aralarından birini doğal lider olarak kabul ediyordu. Bu devlet, kolektif savunmaya orantısız katkı sağladığı için öne çıkan statüye ve özel haklara sahipti. Bu güce hegemonik diyorlardı.
Ancak bu liderlik sıklıkla tartışmalı bir niteliteydi. En ünlü çatışma, Atina ile Sparta arasında yaşanan Peloponnez Savaşı’dır. Sonunda Atina yenildi.
Thucydides unutulmaz bir şekilde şöyle yazmıştı: “Savaşı kaçınılmaz kılan, Atina’nın güçlerindeki artış ve bunun Sparta’da yarattığı korkuydu.” Birçok çağdaş akademisyen bu cümleyi büyük güç savaşlarının kaçınılmazlığını açıklamak için kullanıyor.
Bize Atina-Sparta gibi, Amerika Birleşik Devletleri ile Çin’in de “Thucydides Tuzağı”na düşme riskiyle karşı karşıya olduğu söyleniyor. Ancak antik tarihçinin kendisinin de açıkça belirttiği üzere, savaşın nedenleri bundan çok daha derindi. Atina’nın artan gücünü bu kadar endişe verici kılan şey, Helenik normları ihlal ederek rızaya dayalı liderliğini zorlayıcı bir imparatorluğa dönüştürme çabasıydı.
Spartalıların savaşa girip girmeme tartışmasında, Atinalı bir heyet kendi ülkelerinin emperyal dönüşümünü şöyle savunmuştu: “Bunu biz başlatmadık; zayıfın güçlüye tabi olması her zaman yasadır.”
Bu hamle ters tepti. Atina’nın emperyalist niyetleri hakkındaki şüpheleri doğruladı ve Spartalılarla müttefiklerini savaş ilanını onaylamaya yöneltti. Başka bir deyişle savaşı kaçınılmaz kılan şey yalnızca rakip büyük güçlerin varlığı değildi; o güçlerden birinin, kendi yükselişini sağlayan sistemin kurallarını kötüye kullanmasıydı.
Hâkimiyeti sömürme arzusu tarihte sık tekrarlanan bir dürtüdür ve Trump’ın Amerika’sı da bu dürtüye yenik düşmüştür.
Genel çıkar için yükümlülük üstlenmekten bıkan ABD, artık yapısal üstünlüğünü maksimum kazanç için kullanıp kötüye kullanıyor; en yakın ortaklarını bile zorlayarak ve onlardan fayda kopararak hareket ediyor.
Thucydides’in döneminde olduğu gibi, bu tutum kısa vadeli kazançlar vaat etse de uzun vadede felakete yol açar.
1945 sonrası Amerikan dış politikasının dehası, Amerika’nın muazzam gücünü uluslararası kurumlar ve hukuk çerçevesine gömmesiydi. Bu sayede büyük küçük tüm uluslar bu düzene katılıp yararlanabiliyordu. Bu yaklaşım kusursuz değildi ve birçok emperyalist müdahaleye de sahne oldu. Ancak genel strateji Amerika için fayda verdi. Amerikan hâkimiyetinin sertliğini yumuşattı, Amerikan gücünü meşrulaştırdı ve büyük ölçüde Amerikan çıkarlarıyla uyumlu bir düzen yarattı.
Şimdi bütün bu avantajlar terk ediliyor. Trump yönetimi, ABD’nin gücünü sorumlu bir şekilde kullanabileceğine dair kalan son güveni de yok ediyor. Aynı zamanda Amerikan gücünün kullanımı ile Rusya’nın Ukrayna’daki davranışları ve Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki (ve potansiyel olarak Tayvan üzerindeki) tutumu arasında herhangi bir fark bırakmıyor.
Sonuçta liderler, takipçilere ihtiyaç duyar. Trump, İran çatışmasında dediği gibi “KİMSENİN YARDIMINA İHTİYACIMIZ YOK!” diye ısrar edebilir. Ancak ABD bu yolda devam ederse müttefiklerinden ve dostlarından mahrum kalacak; kendi yarattığı kuralsız uluslararası sistemde yapayalnız bir süper güç haline gelecektir.
Bu rotayı tersine çevirmek için henüz çok geç değil ve bunun başlangıcı, Thucydides’i daha dikkatli okumaktır.
* Stewart Patrick (Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda Küresel Düzen ve Kurumlar Programı direktörüdür)
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı: https://www.nytimes.com/2026/04/19/opinion/trump-war-thucydides.html





































Yorum Yazın