Güç, kimin elindeyse onun verdiği şekli alan akışkan katı bir madde gibidir. Eline geçene kadar kölesi olmayacağını sanar insan, fakat akıl almaz büyüklükte bir siyasi güce sahip olmak kişiyi değiştirir. Bu noktada yapılması gereken belki de bir adım geri çekilerek daha geniş bir pencereden bakmaya çalışmaktır. Hem güç sahibi olan kişi için, hem de bilinçli bir seçmen olabilmek için.
Lisedeyken sınıfta yaptığımız bir tartışmayı hatırlıyorum. Atatürk çevresinden etkilenerek ve yaşanmışlıklarıyla mı “Atatürk” oldu, yoksa Atatürk olduğu için mi çevresini etkiledi? Atatürk ya çöküşün eşiğinde bir imparatorlukta doğmamış olsaydı? Üzerine çok düşünmüştüm. Büyük liderlerin oldukları kişi olma yolculuğu çevresinden etkilenerek şekilleniyordu elbette, fakat bunun karşılığında onlar da çevrelerini yaratmıyorlar mıydı? Tıpkı dairesel bir döngü gibi…
Sistemler liderleri yaratır ve bunun karşılığında da liderler sistemleri. Bu bakış açısından Macaristan seçim sonuçlarına yaklaşmak Türkiye’nin geleceği yorumlamada faydalı olabilir.
Macaristan yönetim şekli itibariyle parlamenter bir demokrasi, fakat pratikte illiberal bir otokrasiden farksız değil. Orbán, sistemi ele geçirerek güç sahibi olmadı. Ekonomik kriz, memnuniyetsiz bir halk ve güçsüz bir muhalefet ortamının açtığı yolda çevresinden etkilenerek önce sistemde kendine yer buldu ve sonrasında sistemden beslenerek sistem içinde büyüdü. Anayasal değişiklikler, seçim sistemi düzenlemeleri, medya işleyişinin şekillenmesi… Seçim kazanmak, sistem değiştirme imkanını tüm riskleriyle beraberinde getiriyor. İçine doğduğu çevrenin ve sistemin yarattığı Viktor Orbán, yeterince güce sahip olduğunda oyunun kurallarını değil ama oyunun alanını yeniden yarattı.
Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan sorusunun siyasi versiyonu olan sistemler ve liderler perspektifi, Péter Magyar’ın siyasi kariyerini göz önünde bulundurduğumuzda ilginç bir hal alıyor. Siyasi hayatının önemli bir kısmında iktidardaki Fidesz çevresinde yer aldıktan sonra 2024’te hükümete ve partiye yönelik eleştirilerini açıkça dile getirerek sistemden kopmuş, bu kopuşun ardından da kendi partisi olan Tisza’yı kurmuştu. Sistemin içinde yer bulan Magyar, sistemden koparak kendi düzenini yarattı. Uzun süreli bir hükümeti deviren muhalif bir lider olmak aslında başarılı bir son değil, yepyeni bir devrin başlangıcı olma potansiyeline sahip bir dönüm noktası. Onu etkileyen sistemi etkilemek konusunda, kazananın kendinden de öte gerçekten demokrasi olabilmesi adına eyleme geçilmediği takdirde; seçimlerle, lider değişimiyle mucizeler beklemek pek de gerçekçi olmuyor.
Bu bağlamda Péter Magyar’ın atacağı adımlar, ülkeyi yönetmekten de öte sistemi yönetmek üzerine olmadığı sürece gerçek bir değişimden söz edebilmek gerçekten de mümkün olabilir mi? On altı yıllık bir iktidarın ardından başa gelen genç bir muhalefetten bahsederken liderlere yüklenen anlamı da yeniden değerlendirmek önemli. Sorun gerçekten sistemin yarattığı liderlerde mi yoksa sistemin ta kendisinde mi? Seçim sisteminin teoride nasıl tasarlandığı ve pratikte nasıl işlediği, ne kadar demokratik ya da etkili olduğu, devlet kurumların ve medya araçlarının gerçekten de bağımsız olup olmadığı, muhalefetin eşit koşullarda rekabet edebiliyor olması gibi hususlar göz önüne alınmadan bir hükümet kurmak, seçim sonuçlarının demokratiklikten uzaklaşmasına ve yalnızca sembolik bir zafere dönüşmesine sebep olacaktır.
Macaristan’da seçimi kazanan Péter Magyar, bu siyasi yapıyı stabilize etmeye çalışan girişimlerde bulunacağını seçim kampanyası sürecinde vaad etti. Başbakanlık süresini iki dönemle sınırlandırma, olağanüstü hal yetkilerini parlamenter denetime bağlama, kamu ihaleleri, AB fonlarının dağılımı ve siyasi bağlantılı servet transferlerinin incelenmesi, iktidar çevrelerine aktarıldığı iddia edilen kaynakların geri alınmasına yönelik soruşturma mekanizmaları oluşturulması, devlet televizyonunu yeniden yapılandırarak bağımsız yayıncılığı güçlendirme ve yolsuzlukla mücadele için özel bir bakanlık kurma gibi vaatler, hem geçmişe hem de geleceğe yönelik ve daha dengeli bir devlet yapısı inşa etmek açısından önemli. Bu çerçevede Magyar’ın hedefleri, yalnızca yeni bir hükümet programı değil, aynı zamanda mevcut sistemin kurumsal olarak yeniden düzenlenmesine yönelik bir dönüşüm projesinin erken adımları olarak okunabilir. Ancak asıl soru, güç elde edildiğinde bu vaatlerin ne kadarının hayata geçirilebileceği.
Siyasetin doğası gereği, seçim döneminde verilen sözlerin iktidar döneminde yerine getirilmesi her zaman mümkün olmayabiliyor. Macaristan’ın mevcut güç yapısı, toplum dinamiği, kurumsal dengeleri ve siyasi rekabet koşulları dikkate alındığında, Magyar’ın reform ajandasının ne kadar uygulanabilir olduğu zamanla ortaya çıkacak.
Güç; fazla ve kontrolsüz olarak tek bir kişi, kurum ya da yapıda toplandığında büyük bir tehlike arz eder. Halkın iradesinin önüne geçme potansiyeli bulmasını engellemek ise denetlemeye dayalı ve değişime açık, sağlam bir sistem inşa edebilmekten geçer. Tıpkı hayat gibi sonsuz bir döngüden ibaret olan siyasette, sistemler insanları ve insanlar sistemleri inşa ederken değişimin anahtarı halkın elindedir.
Bu düzenin açıkça gösterdiği gerçek, hayatta değişmeyen tek şeyin değişim olduğudur.





































Yorum Yazın