Amerika’ya gelen ilk İngilizler kendileriyle birlikte hukuk kültürünü de beraberlerinde getirmişlerdir. Bu kültür; İngiliz yasalarını, dava hukukunu (case law), Anglo-Saxon hukukunu, yerel kuralları, gelenek ve örfleri ve bunların kullanılır halini de içermekteydi. Amerika’ya ilk gelen (Bay Colony, Massachusetts çevresine) liderlerden olan John Wintrop gibiler hukuk eğitimi ve kültürüne sahipti. Yıllardır Türkiye’de eğitimlisinden eğitimsizine (kovboy filmlerine bakarak belki de oluşturulmuş olan algıların etkisiyle) Amerika’nın Birleşik Krallıktan gönderilen veya kaçan suçlu İngilizler tarafından kurulduğunun çokta doğru olmadığı ortadadır.
Gelinen yeni çevre ve sosyal şartların etkisiyle bahsi geçen hukuk kültürü de çok ciddi değişikliklere maruz kalmıştır. Mesela, George Fox’un 1650’ler civarında kurmuş olduğu Pensilvanya’daki Quaker mezhebi (Protestan, barışçıl prensipler dedikleri “içteki ışık” veya ruhta Hz. İsa (a. s.)’nın doğrudan çalışması doktrinine inanıp, dini hiyerarşi ve var olan her türlü şekli ayinleri reddetmektedirler) hukukun merhametli olmasına inanmış, bu nedenle karşılığı ölüm cezası olan pek çok İngiliz kanunlarını reddetmişlerdir. Merkezi kolonilerdeki İngiliz yerleşimciler, hatta Yeni Dünya (New World) denilen Amerika’da doğmuş olanlar bile 1775’lere kadar kendilerinin Amerikalı olduklarını düşünmemişlerdir. Büyük İngiliz İmparatorluğunun dışında yaşayan İngilizler olarak kendilerini tanımlamaktaydılar. Bu nedenle, İngiliz anayasacılığı geleneğindeki özellikle ferdi hürriyetler konusunda onun mirasçısı oldukları kanaatini taşıyorlardı. Hatta “İngiliz bireylerin hakları” nosyonu ile hareket etmekteydiler.
Her ne kadar Yeni Dünyanın yeni yerleşimcileri kendilerini İngiliz olarak görse de kurmaya başladıkları bu yeni çevre için gerekli olan hukuki kurumları bulma ve inşa etme çabası içine girişmişlerdir. Bu çerçevede Anglikan Kilisesi, kilisenin hiyerarşik yapısı, ilahi hukuk ve dini yargılamaların tamamına karşı çıkılmıştır, New England (Maine, New Hampshire, Vermont, Massachutess, Rhode Island ve Connecticut eyaletlerinin olduğu yere verilen isim) ve Pennsylvania’da Anglikan Kilisesi resmi din hüviyetini kazanamamıştır. Anglikan Kilisesi mensuplarının çoğunlukta olduğu Virginia ve Georgia’da bile yeterince din adamı olmayışından Anglikan Kilisesi resmi bir din olmamıştır. Rhode Island, New York, New Jersey, South Carolina ve Pennsylvania eyaletleri dini çoğulculuk için öncü olmuşlardır, nihayetinde Yeni Dünya’nın diğer kolonilerinde de dini toleransın doğuşuna ve kabul edilmesine yol açmışlardır. Amerikalılar yeni kurumları ve yasaları geliştirirken rastgele hareket etmemiş, Roma hukuku, yerel İngiliz hukuku ve gelenekleri, siyasi teori anlamında Montesquieu, James Harrington ve John Locke gibi yazarlardan esinlenmişlerdir. Nihayetinde, Amerikan devrimi Anglo-Saxon hukuku anlayışına dayanmış (özellikle ferdi hürriyetin garanti edilmesinde) fakat gayr-i menkul, miras ve özel çekişme gibi alanlarda ise farklı sisteme yönelmiştir. Buna rağmen, Anglo-Saxon hukuku Amerikan devriminden sonra cumhuriyetçi hürriyetin temeli olmuştur. Kolonici dönemde Amerikan hukuku bazı hukuki kavramlar geliştirmiştir; hukukun üstünlüğü, daha yüksek yasa, sınırlı hükümet, kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, hukuka uygunluk, hukuki yükümlülüklerin rızaya dayanması. Amerikalı anayasa hukuku tarihçilerine göre kolonici dönemde İngiliz hukukundan uyarlanan yasalar, emanet alınan kurumlar ve yeniden oluşturulan kavramlar ve kurumlarla bugünkü Amerikan anayasacılığının temeli atılmıştır. Elbette, bilinen bir vaka ki, günümüz anlamında bir nevi İngiliz anayasacılığı 15 Haziran, 1215 yılında baronların Kral I. John’u Runnymede adasında sıkıştırarak zorla imzalamaya mecbur ettiği 63 bölümlük Magna Charta ile başladığı kabul edilmektedir. Belgenin çoğunluğu gayr-i menkul, miras ve feodal sorumluluklarla ilgili olmasına rağmen önemli sayılacak derecede de hukukun adil idaresi, temel adalet ve temel haklarla ilgili hükümlerde içermekteydi. İşin temelinde, Magna Charta baronları ve onların gayr-i menkullerini kraldan korumak üzerine inşa edilmişti. Fakat belgenin dili ucu açık bir şekilde yazılmıştı, 500 yıldan fazla bir süre sonra bu belgenin pek çok hükmü Birleşik Devletlerde önemli anayasal hükümler ve hukuki prensipler haline gelmiştir.
Amerikan anayasa tarihinde Virginia eyaletinin (federe devletinin) apayrı bir yeri vardır. Önemine binaen biraz da bunun üzerinde durmakta fayda mülahaza ediyorum. Virginia Kolonisi; bir anonim şirket olarak kurulmuştur, fakat sözleşmesi doğrudan Britanya Kralından gelmiştir. Krallığın burayı kurmadaki gayesi; idealizm ve din olmuştur. Kral, bu koloninin Hristiyanlığa ısındırılmış olan yerlilerin din değiştirmesine sebep olacağını ümit etmiştir. Yatırımcılar ise hisse senetleri satın alarak kar etmeyi düşünmüşlerdir. Nihayetinde Virginia kolonisinde ne Kralın ne de yatırımcıların hayalleri gerçekleşmeye imkân bulamamıştır. Yerlilerle var olan ilişki dini olmaktan ziyade onların çok büyük seviyede katledilmesi şeklinde olmuştur, koloni gittikçe parasını kaybetmiş, ekonomik ve siyasi olarak başarısız olmuştur. Bunun üzerine 1611 yılında Londra, Sir Thomas Dale’i Virginia’ya göndermiştir. Yanına verilen adamlar ve malzemelerle Kralın temsilcisi olarak bir hakemden ziyade daha çok Kralın Sekreteri gibi hareket edip tabi hak ve eşitliği titizlikle düzen olarak kurması istenmiştir. O ise sivil yasalar yerine daha çok askeri yasaları uygulamaya koymuştur. Bazı tarihçiler burada Dale’i eleştirmekten ziyade Virginia Şirketi’nin diğer hissedarlarının Dale Yasaları olarak anılan metni hazırlamakla meşgul olduğunu not etmektedirler. Sadece yabancı yerleşimciler aracılığıyla bu sert hükümler başarılı olabilmiştir. 1624 yılında bu sözleşme geçersiz kılınmış ve Kral yeni bir vali atamıştır. Virginia Kolonisinde bu tarihlerde gerçekleşen üç önemli olay Amerikan hukuk tarihinde uzun süreli etkiye sahip olmuştur. 1617 yılında Virginialılar nakit kazanma yolu olarak tütün ekmeye başlamışlardır. Bu durum Virginia’da ekim yapan elitistlere çok büyük bir zenginlik getirmeye başlamış ve ekonomi gelişmeye başlamıştır. 1619 yılında ise arazi sahipleri Kasabalıların Evi (House of Burgesses) kurarak Yeni Dünya’daki ilk yasa yapma temsilcilerini sahneye çıkarmış oldular. Bu yasa yapma tecrübesi Virginialıları ve Amerikalıları Devrimden sonra 150 yıldan daha fazla bir zaman diliminde kendi kendilerini yönetme konusunda hazırlanmalarına sebep olmuştur. İlginç bir şekilde, aynı yıl seçilmiş bir yasa yapıcı Virginia’ya ulaşmıştır. Ayrıca bu tarihte ilk Afrikalılar da gelmiştir. Bu siyahî insanlar sözleşmeli köleler olarak muamele görmüştür. Takip eden yıllarda Virginia köleliğe dayalı bir ekonomiye inanmış, siyahî ırktan olmak esaretin ve hukuki aşağılanmanın bir işareti olmuştur.
Dale Yasalarına (Dale’s Laws-1611) bakacak olursak; bunlar kolonideki ekonomi, siyaset ve dini hayatı düzenlemek ve yerleşimcilerin izinsiz koloniyi terk etmesini engellemek için yapılmıştır. Virginia’da davranış kuralını ihlal eden askerler için kırbaç veya ölüm cezası içeren pek çok hüküm vardı. Günümüzde Dale Yasaları en çok cezalarının ağırlığı ile hatırlanmaktadır; suçlunun bir iğneyle dilinde delik açılması, kulaklarının kesilmesi, kızgın demirle damgalama, kırbaçlama ve küçücük suçlar için idam cezasının verilmesi. Bahçede ıskartaya çıkartılmış olsa bile herhangi bir miktarda mahsulden almak; koloniye ait üzüm bağlarından tek bir üzüm tanesi yemek gibi. Virginia’ya gelen bir gemiden özel ticaret yapmak, yetkililerin izni olmadan kendi sahip olduğun bir tavuk olsa bile onu öldürmenin cezası idamdı. İngiliz Kilisesinin herhangi bir doktrinini reddetmek veya kiliseye gitmemekten dolayı üçüncü kez ceza alındığında karşılığı idamdı. Bu cezaların çoğu uygulanmıştır. Hatta bir defasında birkaç pint (0,5 litre) yulaf ezmesi çalmış olan kişinin diline delik açılmış ve ağaçta ölene kadar aç bırakılmıştır. İlginç bir hüküm olarak şunu da not edip bu kısmı ileride daha geniş olarak ele almak üzere noktalamış olalım; Yerlilerin yanına kaçan birine verilen cezaların ağırlığı da hayli fazlaydı. Kayıtlara göre 1612’de yerlilerin yanına kaçıp onlarla yaşayan bazı kişiler yakalandıktan sonra verilen kararlarla asılmış, yakılmış, tekerlekte döndürülerek kemikleri kırılmış, kazık geçirilerek ve silahla ateş edilerek öldürülmüştür.
Amerikan hukuk tarihinde kamu hukukunun kutup yıldızı anayasacılık olmuştur. Onun da esası; sınırlandırılmış hükümet, hukukun üstünlüğü ve cumhuriyetçi yönetime dayanmaktadır. Bu kavramlar ilk olarak dine dayalı Plymouth ve Massachussets Bay kolonilerinde ortaya çıkıp gelişmiştir. Her iki kolonide yerleşmiş olan Kalvanist Protestanlar (ayrılıkçılar) VIII. Henry’nin İngiliz Reformu’nun yeterince amacına ulaşamadığını düşünmekteydiler. İngiliz Pruitanlar ise İngiliz Kilisesinin reformla temizlenebileceğine inanmaktaydılar. Ayrılıkçılar ise İngiliz Kilisesinin kurtarılamaz durumda olduğunu düşünüp bu nedenle ayrılmışlardır. Başka bir noktadan ise bu gruplar birbirlerine benzemekteydiler; kiliselerinin üyeleri arasında yapılmış bir sözleşmeye dayanarak organize olması gerektiğini kabul etmekteydiler. Bu Sözleşme teorisi 1620 tarihli Mayflower Compact belgesinde temel bir anayasacılık elementi olarak ortaya konulmuştur; sosyal sözleşmeler teorilerinden süzülüp gelen temsilci hükümet anlayışı.
Amerikan kültürünün merkezinde yer alan anayasal prensiplerden birisi ise hükümetin (devletin anlamında) yetkileri ve ferdi hürriyetler arasındaki çatışmadır. Bu anlamda Pruitanlar ve Ayrılıkçılar din hürriyetini, istedikleri gibi ibadet etme hürriyetini sadece kendi mezhep mensupları için istemişlerdir.
John Winthrop, Massachusetts Bay kolonisinin kurucusu ve uzun süre liderliğini elinde tutmuş, topluluğun çıkarlarının bireyin üzerinde olduğunu ifade etmiştir. Winthrop’tan kısa bir süre sonra Massachutess Bay’e gelen Roger Williams dini inanç ve uygulamada hükümetin baskısına karşı çıkmış, hem Pruitan hem de Ayrılıkçıların yolunu reddedip Rhode Island kolonisinin kurucusu olup, neredeyse sınırsız din hürriyeti uygulamasına izin vermiş ve resmi bir din kurmamıştır. Winthrop ve Williams arasında kuvvet (yetki) ve hürriyet konusundaki karşı kutuplaşma Amerikan siyasi tarihi boyunca devam eden bir gerilim olmuştur.
Plymouth, Massachutess’e İngiliz Kilisesinin iflah edilemez olduklarına inandıkları için zorluk ve zulümle karşı karşıya kaldıklarından gelen Kalvinist Protestanlar (ayrılıkçılar), Birleşik Krallıktaki Krallığı rahatlatmışlardır. Bu nedenle, Krallık onların Virginia Kolonisinin kuzeyinde yerleşmelerine izin vermiştir. Fakat yolcuları taşıyan Mayflower adlı gemi varmaları gereken yerin yüzlerce kilometre kuzeyine onları ulaştırmıştır. Kaptan kış bastırmadan İngiltere’ye dönme konusunda aceleci olduğundan yolcular bugün adı Massachutess olan Plymouth Bay’e inip yerleşmişlerdir. Krallık, Virginia’ya taşınmaları için onlara izin vermiştir. Onlar ise Mayflower Sözleşmesini düzenleyerek istedikleri toprağın kendilerine verilmesine müsaade edilmesini talep etmişlerdir. Bu belge Amerika’ya ilk gelen yerleşimciler arasındaki sözleşme nosyonunu ve onları nasıl etkilediğini gösteren anlayışın bir özetidir. Bu belge, ayrıca “Plymouth Kolonisi Yolcu liderliğinin” yerleşimciler arasında yer alan yolcu olmayanları da kontrol etme gayretini de ortaya koymaktadır. Amerikalı tarihçiler Mayflower Compact’ın Amerika’nın ilk anayasası olduğu kanaatindedirler.
Tekrardan Roger Williams’a dönecek olursak; Puritan bir din adamı olarak Massachutess’e gelen Williams çok hızlı bir şekilde Ayrılıkçı kanada geçmiştir yani İngiliz Kilisesinin iflah olmayacağına inanmıştır. Yerleşimcilerin yerlilerin topraklarında yaşaması ve kralın bu toprakları yerleşimcilere vermesi hakkına itiraz etmiştir. Yerleşimcilerin bu toprakları yerlilerden satın alması gerektiğine inanmıştır. Ayrıca, Kraliyetin İngiliz bayrağı üzerinde haç sembolünü kullanma hakkı olmadığını iddia etmiştir. Williams, kiliseye zorunlu olarak gidilmesi yasalarına da karşı çıkmıştır. Sırf ceza yememek için kiliseye giden insanlarla yan yana ibadet etmekte bir makuliyet görmediğini ifade etmiştir. 1635 yılında Masschutess Bay yetkilileri koloninin düzenini tehlikeye atmaktan dolayı onu mahkûm ederek, koloniden sürgün edilme cezasına çarptırmışlardır. İngiltere’ye geri gönderilmeden önce Narragansett Bay’e kaçıp yerlilerin yanına sığınmıştır. 1636 yılında yerlilerden toprak satın alarak Rhode Island kolonisini kurmaya başlamış ve resmi bir din kabul etmemiştir. William’ın dini toleransla ilgili teorisini, onu sürgüne mahkûm etmiş Massachutess Bay yetkililerine doğrudan yönelttiği 1644 tarihli “The Bloudy Tenent of Persecution for Cause of Conscience” (Hukuk ve Din adlı tercüme eserimizde bulabilirsiniz) adlı belgede görebilirsiniz. Özetle, Roger Williams 200 yıl sonra gelecek olan din ve devlet arasındaki ilişki, seküler ve çoğulcu toplum anlayışına dayanan Batı Anayasacılığının Amerikalı öncü temsilcilerinden birisi hatta ilkidir desek abartmış olmayız.
Toparlayacak olursak, İngiliz Amerikan anayasacılığı daha çok Birleşik Krallığa muhalif olanların geldikleri Yeni Dünya’da İngiliz geleneklerine dayanmakla birlikte, değişik hukuk sistemlerinin tecrübelerinden de faydalanarak pragmatist bir felsefe ve düşünce ile Yeni Dünya’nın ihtiyaçlarına göre şekillenerek ortaya çıkıp gelişmiştir. Dünün Amerika’sını inşa edenler, belki de o günün Birleşik Krallığının en zeki insanları olarak oraya göç etmek zorunda bırakılmış olanlardır. Bir ülkede vicdan ve adaletten dolayı güçlü bir muhalefet varsa, o ülkenin geleceği her zaman aydınlıktır. Ama muhalefet, hak ve halk için değil aksine belli bir anlayışta olanların menfaatlerine gelen zararlardan dolayı ortaya çıkmış ise gelenin gideni aratacağı da aşikârdır. Hakperest ve adil olan bir sistem bundan dolayı her zaman devletin kurum ve kuruluşlarını adilane çalıştırır ve ayakta tutar. İngiliz Amerikan anayasacılığının başlangıcındaki tecrübelere derinlikli olarak bakıldığında samimi olan ve paylaşanların eninde sonunda kazandığı ve sonraki nesiller tarafından hayır ve güzellikle yâd edildiği görülecektir.


























Yorum Yazın