Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi mi diyelim, Cumhuriyetin kuruluşunu takip eden Nazizm ve hemen ardından gelen Dünya Savaşı ve sonraki kutuplaşmış dünya mı diyelim… Her ne olduysa oldu ama 1350’den 1912’ye kadar iç içe olduğumuz Balkan coğrafyasına bir şekilde yabancılaştık.
Avrupa Birliği’nin kapısında kalmamız bu yabancılaşmayı katladı.
Önce kadim düşmanımız Yunanistan girdi birliğe. Yunan kadar olmasa da azımsanmaz Bulgar “mezalimi(!)” müsebbibi Bulgaristan da Schengen oldu bile. Yakın zamanda Bulgar-Yunan sınırı ya da doğru deyişle eski sınırı geçtim. Korku filmi seti gibi terk edilmişti. Bizde sınır bir sektör.
Batı Balkanlar ise aralarında Osmanlı için anlamı büyük Arnavut-Kosova hattı da olmak üzere pek uzak kaldı. Oysa asırlarca iç içe olduğumuz toplumlar bunlar.
Rusya yanlısı tutumu sebebiyle ve diğer bazı Balkan ülkelerine olan husumetiyle ayrışan Sırbistan ile tuhaf biçimde yakınlaşsak da o da çok geç zamanların ürünü. Hırvatlar, Karadağlılar, Slovenler ruhen de uzak. Bosna ve Makedonya ise farklı sebeplerle ve biraz sağ-İslamcı ideoloji ile yakınlaştı.
Kısa Balkan turunu attıran etkinlik, Adnan Polat’ın 10 yıl içinde başlayıp bitirdiği” Piyalepaşa projesi içinde yer alan Han Spaces’de gerçekleşti. Adnan Polat’ın da baştan sona takip ettiği etkinliğe verdiği katkı, iş adamlarının entelektüel çabalarda daha çok yer alması için emsal oldu. (Adnan Bey’le ilk defa tanıştım. Çok samimi birisi. Bununla beraber Piyalepaşa soylulaştırmasına dair bakış açısı, bu konudaki sermaye tutumunu göstermesi yönünden ilgi çekici.)
Yunanistan’ın bir dönem dışişleri bakanlığını yapmış olan Dimitris Avramopoulos’u dinleyecektik. Toplantıyı düzenleyen Ekopolitik’in daha önce de önemli etkinliklerini takip etmiştim. 2. Yeni Çözüm Süreci başlamadan Barış Çalıştayı düzenlemişlerdi (https://www.yeniarayis.com/yazi/eko-politikten-uzlasma-paneli-9968)
Yakın zamanda Musevi muhalif Avi Shlaim’i bu salonda konuk ettiler (https://www.yeniarayis.com/yazi/august-landmesserden-avi-shlaime-fasizme-karsi-vicdanin-yaninda-12003)
Sevgili Bilgehan UçaK’ın moderasyonu, bir Yunanistan alimi olması yönüyle de toplantıyı renklendiriyordu.
Avramopoulos sempatik ve samimi birisi. Toplantı sonrası yanına yaklaşıp neredeyse 10 yıldır öğrenmeye çalıştığım Yunancamla verdiğim selamı candan kabul etti ama Yunancamın (hâlâ) yetersiz olmasına da hafiften sitem edip ayar vermekten geri durmadı.
İstanbul’da Rum kültür mirası için çabalayan İstos bünyesindeki kursa uzun süre devam etmem ve kendi deyimiyle “Yorgo’gillerden” biri olan sevgili Bursa kıvırcığı Yorgos Kaçanos’un tüm gayretleri beni Yunanca şakımaya yetmedi. Neyse, ömür uzun, hedef bâki (https://istospoli.com/)
Dimitris Avramopoulos’u Türkiye 1999 depreminden hatırlar. Yunanistan’dan sağlanan yardımlarda rolü büyüktü. Onun öncesinde Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı ile çakışan Atina Belediye Başkanlığı ise onu Erdoğan’ın İstanbul’a yakın mevkidaşlarından biri olarak öne çıkarmıştı.
Kökten bir diplomat olması sebebiyle diplomatların hiçbir zaman hayır dememesi, ama evetlerinin belki olmasını zihinde marj olarak tutmak elzem. Bununla beraber yazının girişinde altını çizdiğim yakın olma meselesinin altını o daha da kalın çiziyor. “Komşunuzla aranız iyi değilse evinizde mutlu olamazsınız” diyerek asıl meseleyi özetliyor.
Yunanistan’ın kritik diplomatik tercihlerinde çok da tribünlere oynamıyor. Gazze için biraz kulak tırmalasa da hiç de yanlış olmayan “stres testi” tanımını yapıyor. Sınırın zirvesine çıkan krizi bu şekilde ifade ediyor.
Türkiye’nin vize kriterlerinin neden sağlanmadığını iyi biliyor. Bu konu için baştan beri çok çabaladığını hatırlatıyor. Vize serbestisinin Türkiye’de demokratikleşmenin bir çıktısı olduğunu bilenler için 8. baskı olarak ifade ediyor. Bilmeyen ne bilsin onu…
Avramopoulos’un konuşmasının merkezi Türk-Yunan meselelerinin nasıl çözümleneceği üzerine kurulu. Burada lafı hiç eveleyip gevelemiyor. “Her şey yalan, Kıbrıs gerçek” diyor. Doğu Akdeniz için tek çözüm birleşik Kıbrıs devletidir; farklı bir çözüm coğrafyaya kafa tutmaktır diye ekliyor.
Doğu Akdeniz’in giriş kapısı niteliğinde olan Kıbrıs’ta tek devletli bir çözümün bölgenin tüm sorunlarının ilacı olacağını savunuyor. Diplomatlıktan gelen kasları bu konudaki kırılmaları işaret eden sorulara karşı bağışık. Öyle ya da böyle bu işin tek bir çözümü vardır; o da birleşik Kıbrıs diyerek bağlıyor. Haksız mı? Değil.
NATO üyesi iki ülkenin birbiriyle savaşmayacağını bilecek kadar gerçekçi. Söylemlerin ise zehirli doğasına karşı dikkate davet ediyor. Söylemleri düzeltmenin öneminin farkında.,
Finlandiya Başbakanı Stubb’un Kuzey’den gelen önerilerinin bu kadar güneyde pek de işe yaramayacağını düşünüyor. Konuşmak serbest ama gerçeklik de karşımızda. Yıllar önce ODTÜ’den hocam Hüseyin Bağcı’nın Soğuk Savaş yıllarında Amerikan dostluğunda yarışan Türkiye-Yunanistan’ı tarif eden kitaba yaptığı referans sebebiyle iktidar yanlısı katılımcı ile kapışmasını anımsıyorum (https://tv.haberturk.com/programlar/video/haberturk-gundem/528091)
Avramopoulos tıpkı Hüseyin Hoca gibi gerçekliğin hamasetten önce geldiğini iyi biliyor.
Yüzyıllık iç içeliğin yerini alan yabancılaşma, ne yazık ki ne coğrafyanın ne de tarihin otomatik olarak değiştirebileceği bir gerçeklik değil. Komşuluk, sadece duygusal bir durum değil; güvenlik, refah ve istikrar için zorunlu bir koşul.
Avramopoulos’un sade ama keskin hatırlatması – “Komşunuzla aranız iyi değilse evinizde mutlu olamazsınız” – Balkanlar’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bu geniş coğrafyada yaşayan herkes için hâlâ geçerli bir pusula. Belki de asıl mesele, eski yaraları kaşımak yerine yeni bir sayfa açma cesaretini göstermekte yatıyor. Diplomasi, samimiyet ve gerçekçilikle örülü bir diyalog, yabancılaşmayı tersine çevirebilecek yegâne araç gibi görünüyor. Ömür uzun, hedef bâki; umarım bu kez köprüler yeniden kurulur. Ve ben Yunancayı artık daha iyi konuşurum.




























Yorum Yazın