Trump 14-15 Mayıs’ta Pekin’e giderken Taipei’de alarm zilleri çalıyor. Tayvan Dışişleri Bakanı Lin Chia-lung, ABD’nin Tayvan politikasında bir değişiklik beklememekle birlikte zirve sonrasında “sürpriz” istemediğini diplomatik bir dille açıkça ifade etti. Bu cümle nazik görünüyor ama arkasında ciddi bir kaygı var aslında.
Washington’ın güvencelerine güvenmek giderek daha zor bir hal alıyor. Trump yönetimi şubat ayında Tayvan’a yapılacak milyarlarca dolarlık silah satış paketini Pekin’i kızdırmamak gerekçesiyle Dışişleri Bakanlığı’nda dondurdu. Kongre onayından geçmiş, yasal zemini sağlam bir anlaşma; ancak Beyaz Saray talimatıyla rafa kalktı. Bu kararın tek açıklaması var: Trump, Xi’yle iyi bir zirve için Tayvan’ı pazarlık alanı olarak kullanmaya hazır.
Taipei’nin kaygısı soyut değil. Adada yaşayan insanlar için bu tartışmalar kâğıt üzerindeki diplomatik oyunlardan ziyade günlük güvenlik hesabının doğrudan bir parçası. Taipei sokakları sakin görünse de siyasi elitler ve savunma çevrelerindeki gerilim somut. Çin’in son aylarda Tayvan Boğazı’nda artırdığı askeri tatbikatlar bu gerilimin arka planını oluşturuyor.
Taipei 25 Milyar Dolar Önerdi, ABD Hâlâ Beklemede
Tayvan Meclisi geçen cuma günü 25 milyar dolarlık özel savunma fonunu onayladı. Bunun içinde aralık 2025’te Kongre’nin onayladığı paket de var, bir o kadar da henüz ABD onayını bekleyen yeni alımlar. Taipei bu adımla hem kendi savunma kararlılığını gösterdi hem de Trump’a açık bir mesaj gönderdi: Para hazır, silahları gönderin.
Ama Trump yönetimi hâlâ onay vermiyor. Bir ABD yetkilisi, yılın başında yeni bir silah paketi açıklamasının zirve öncesinde Xi’yi rahatsız etmemek için ertelendiğini açıkça teyit etti. Yani bu bir teknik gecikme meselesi değil.
Tayvan savunma sanayii de bu gecikmenin farkında. Taipei, Washington’a bağımlılığı azaltmak için yerli savunma üretimini hızlandırıyor. Yurt içinde üretilen denizaltılar, insansız kara araçları ve balistik füze sistemleri bu stratejinin bir parçası. Ama gerçek şu ki, Tayvan’ın savunma kapasitesi ABD’nin siyasi iradesi olmadan tek başına yeterli değil.
Pekin’in Hesabı: Büyük Kırılım Değil, Kademeli Aşındırma
Pekin bu zirvede Tayvan meselesinde dramatik bir adım atmayı planlamıyor. Xi’nin stratejisi çok daha sabırlı. Çinli analistlere göre, Trump’tan büyük bir taviz koparmak yerine, ABD-Tayvan ilişkisini yavaş yavaş aşındıracak küçük ama birikimli kazanımlar peşinde. Silah satışının ertelenmesi tam olarak bu kategoride bir kazanım.
Bunun yanı sıra, Çin Tayvan’ın muhalefet partisi KMT’nin liderini nisan ayında Pekin’e davet etti ve ağırladı. On yılda bir görülen bu tür ziyaretler, Pekin için Tayvan’ın iç siyasetine doğrudan nüfuz etmenin ve Washington’ı atlatmanın en düşük maliyetli yolu. Tayvan’ın Anakarayla İlişkiler Konseyi sözcüsü bu adımın siyasi bir manevra olduğunu açıkça söyledi: “Çin bu zirvede Tayvan’ı gündemine almak istiyor, ABD istemese de.”
Pekin’in bu sessiz baskı politikası yıllardır sürdürülüyor. Ekonomik cazip teklifler, Tayvan’ı tanıyan ülkelere yönelik diplomatik baskı, askeri tatbikatlarla psikolojik yıpratma. Bunların hepsinin ortak hedefi var: Taipei’yi hem dışarıda hem de içeride yalnız hissettirmek. Bu hedefe kısmen ulaşıldığı söylenebilir, zira Tayvan’ı resmen tanıyan ülke sayısı artık 12’ye geriledi.
Büyük Güç Pazarlığında Tayvan Her Seferinde Sahnede Olmadı
Nixon 1972’de Pekin’e gittiğinde Taipei kendi geleceğinin orada konuşulduğunu öğrendi. Clinton döneminde “üç hayır” formülü — Tayvan’ın bağımsızlığına hayır, iki Çin’e hayır, BM üyeliğine hayır — resmî ABD politikasının bir parçası haline geldi. Bush döneminde Çin’le ekonomik entegrasyon derinleştikçe Tayvan Boğazı’na yönelik güvenlik garantileri sözde kaldı.
Trump’ın birinci dönemine bakıldığında da durum pek farklı değil. Çin ile ticaret savaşı başladığında Tayvan “değerli ortak” ilan edildi, anlaşma gelince sessizliğe büründü. Bu örüntüyü gören Taipei bugün endişeyle şunu soruyor: Pekin’de İran petrolü, nadir toprak metalleri ve tarifeler üzerine büyük bir pazarlık yapılacaksa, Tayvan güvenceleri bu pazarlıktan payını alacak mı?
Rubio, zirveden birkaç gün önce yaptığı açıklamada Tayvan’ın gündem maddesi olacağını, ancak her iki ülkenin de Tayvan Boğazı’nda “istikrarsızlaştırıcı olaylar” istememesi konusunda hemfikir olduğunu söyledi. Bu cümle dikkatli okunmaya değer. “İstikrarsızlaştırıcı olaylar” ifadesi, Çin’in fiili baskısını değil yalnızca büyük çatışmayı hedefliyorsa, Pekin için gri bölge operasyonlarının serbest alanı olarak okunabilir. Bu gri bölge; tatbikatlar, hava ihlalleri, deniz sürtüşmeleri demek. Bunların hiçbiri “büyük olay” sayılmıyor, ama birikince Tayvan’ın hareket alanını fiilen daraltıyor.
“Sürpriz İstemiyoruz”: Bağımlılığın En Dürüst İfadesi
Tayvan’ın bu zirveye yaklaşımı kendi stratejik konumunun ne kadar dar olduğunu gösteriyor. Taipei Pekin’e doğrudan hayır diyemiyor, Washington’dan gelen her kötü habere rağmen Amerika’yı alternatifsiz görüyor. 25 milyar dolarlık savunma bütçesini onaylamak, Meclisi uzun müzakereler sonunda ikna etmek, kamuoyuna kararlılık mesajı vermek; bunların hepsi yapıldı. Ama sonuçta dışarıda gerçekleşen bir zirvede masaya oturma şansı yok.
Tayvan istihbarat yetkilisi, ABD’nin Tayvan politikasında herhangi bir değişiklik olmadığını kamuoyu ve özel kanallardan defalarca teyit ettiğini vurguladı. Bu açıklama iyi bir haber gibi görünüyor. Ama politikanın kâğıt üzerinde değişmemesi, uygulamada aşınmamasını garanti etmiyor. Silah satışlarının sessiz sedasız dondurulması, KMT ziyaretine göz yumulması, Rubio’nun muğlak formülü; bunlar politika belgelerinde değil günlük kararların içinde gizli.
Güvencenin Gerçek Bedeli Kim Ödüyor?
Trump ikinci döneminde Tayvan’a “daha belirsiz” yaklaştığı artık Amerikalı analistler tarafından da açıkça söyleniyor. Bu belirsizlik Pekin için bir fırsat. Taipei için ise kronik bir güvensizlik. Ama bu güvensizliğin bedeli siyasi olmanın yanında insan hayatlarına da dokunan önemli bir durum.
Tayvan’da 23 milyon insan yaşıyor. Bu insanların büyük çoğunluğu bağımsızlık ya da birleşme meselesinde dramatik bir değişim istemeden kendi gündelik hayatını sürdürmeyi tercih ediyor. Ama büyük güçlerin Pekin’deki müzakere odasında aldığı kararlar bu tercihin ne kadar sürdürülebilir olduğunu belirleyecek. Taipei’nin “sürpriz istemiyoruz” demesi, bu gerçeği bilen insanların en dürüst ifadesi.
Zirve sona erdikten sonra iki lider de ortak bir basın açıklamasında büyük ihtimalle barıştan, istikrardan ve iş birliğinden söz edecek. Tayvan adı ya anılmayacak ya da tek bir cümleyle geçilecek. Taipei zaferin mi, yenilginin mi geldiğini anlamak için satır aralarını okuyacak. Tarihin her büyük virajında küçük devletler bu okumayı yapmak zorunda kalmış; bu sefer de farklı olmayacak.




























Yorum Yazın