Batıya Yön Veren Metinler ile Bize Yön Veren Metinler adlı çalışmalarda karşılaştırmalı bir şekilde toplumsal hafızayı yeniden inşa etmeye çalışır Alev Alatlı. Bu sistemleştirme çabası içinde öncelikle doğu-batı kavramlarıyla hesaplaşmak gerekir. Ona göre batıyı doğudan ayıran çizgi bir hayli müphemdir. Ayrıca batı tarafından dayatılan ayrım gerçekleri tam olarak yansıtmamaktadır. Mesela İslam doğuya değil batıya aittir. İslam medeniyet ve dini Akdeniz havzasından beslenmiştir. Yahudilik, Hıristiyanlık, Antik Yunan ve Antik Roma İslam’ın ilişki içinde olduğu ve (veya) beslendiği kaynaklara karşılık gelir. İslam medeniyetin Batılı kökleri dikkate alındığında İslam-Hint ve İslam-Çin ilişkileri, yani doğuyla kurulan bağlar bir hayli cılız kalmaktadır.
Alatlı’ya göre batı dünyasının bugünkü durumu ve geriye kalan toplumlar üzerindeki batı tahakkümü ayrıca tartışmaya açılmalıdır. Batı dünyasına yönelik eleştiriler sistematik bir şekilde formüle edildiğinde karşımıza şöyle bir manzara çıkar: Öncelikle ABD halkının bencilliği, vurdumduymazlığı ve ırkçılığını insanlık için büyük bir sorun olarak görür yazarımız. ABD’deki ahlaki aşınma tüm dünyayı olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Ayrıca Amerikan popüler kültürünün medya, sosyal medya ile Hollywood üzerinden yarattığı yönlendirici algıya da şiddetle itiraz edilmelidir. Eğlence sektörü ve iletişim istihbarat servisleri tarafından manipüle edilmektedir. Batıyla diğer toplumlar arasındaki ilişkiyi asimetrik bir şekilde kuran ve tüm kültürleri batının alt kompartımanına dönüştüren Amerikan kültür endüstrisi emperyalizmin araçlarından biri gibi sonuç doğurmaktadır.
Bir diğer önemli mesele liberalizmdir. Ona göre liberal düşünme biçimi kamusal hayatı tek biçimli hale getirmekte ve tartışmaları sahicilikten uzaklaştırmaktadır. Liberal aydınların denge ve tarafsızlık anlayışını ahlaki korkaklık olarak görür Alatlı. Nihilist liberalizm karşısında Edward Said gibi entelektüellerin tavrı çok önemlidir. Filistin meselesinde atılan o taş ahlaki sorumluluk üstlenmeyen liberal entelektüellerin sözde tarafsızlığını hedef almaktadır aslında. Tabii bu eleştiri hattı sadece liberalizme değil, aydın sorumluluğunu konformizm lehine terk eden her türlü özneleşme biçimine karşıdır. Toplumun eğitimli kesimleri söz söylemekten ve taraf tutmaktan kaçındıkça entelektüel hayat büyük bir çöle dönmektedir.
Liberalizm eleştirisi sadece bir başlangıçtır. Aydınlanma ve modernizmin her biçimine karşı derin bir şüphe duyar Alatlı. Mesela kendini tek bir doğrultuda açımlayan ilerlemeci mantık sorunludur. Çünkü insanlık tarihi inişli çıkışlıdır. Hiçbir zaman tek bir çözüm veya geri dönüşü olmayan bir ilerleme olmamıştır. Ayrıca aklı fazlasıyla ön plana çıkaran aydınlanma hakikati kavrama olasılıklarını fazlasıyla kısıtlamaktadır. Bu bağlamda alternatif modernliklere kapı aralamak, düşünceyi birden fazla olasılıkta değerlendirmek yerine olabilir. Alatlı’nın hassasiyeti bakımından Popper ve Feyerabend’ın bilim felsefesi temelli eleştirileri ile tasavvuf ve din deneyimi oldukça işlevseldir. Aydınlanmacı akıl üstün ırk teorileri ve uygarlaştırma sorunsalıyla da yakından ilgilidir. Sömürgecilik tarihi ile aydınlanma tarihi araçsal akıl özelinde işbirliği yapmış, pek çok toplum modernleşirken özgürlük ve kimliğini yitirmiştir.
Son olarak Marx’a değinilebilir. Marx’ın meta ve sermaye odaklı yabancılaşma eleştirisi oldukça değerlidir. Marksist literatür kapitalizmin yarattığı yozlaşmayı açık bir şekilde gözler önüne serer. Ama Marx’ın karanlık bir yüzü daha vardır. Evrenselci ve ilerlemeci Marx aydınlanmış aklın tüm kusurlarını zihinde barındırır. Sömürgeleştirilen Hindistan’a karşı sömürgeci İngiltere’yi destekleyen Marx Alatlı tarafından şiddetle eleştirilir. Marx ve izleyicileri İslam dünyası ve doğulu toplumları kendi özgünlükleri içinde ele almamış, doğunun batıya edilgen bir şekilde tabii olmasını sessizce onaylamıştır.




























Yorum Yazın