Dün Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla partinin genişletilmiş il başkanları toplantısında kendisine taktığı rozet ile AK Partili oldu.
İnanılması güç ama CHP'den AK Parti'ye geçiş gerçekten de bu satırlarda yazdığımız gibi kolay oldu. Ama Köksal ilk değil. Benzer biçimde;
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Söke Belediye Başkanı Mustafa İberya Arıkan, Aksu Belediye Başkanı İsa Yıldırım, Seydişehir Belediye Başkanı Hasan Ustaoğlu, Karkamış Belediye Başkanı Mustafa Güzel, Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz, Yenipazar Belediye Başkanı Malik Ercan, Hasankeyf Belediye Başkanı Hamit Tutuş, Altınova Belediye Başkanı Yasemin Fazlaca, Göle Belediye Başkanı Gökhan Budak, Hayrabolu Belediye Başkanı Tuncer Başoğlu, Karalar Belde Belediye Başkanı Hasan Turgut, Aşdağul Belde Belediye Başkanı Şenol Öncül, Serik Belediye Başkanı Kadir Kumbul, Sultanhisar Belediye Başkanı Osman Yıldırımkaya da CHP'den AK Parti'ye geçti.
Bu süreçte bunu reddedenler yok değil. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu bu nedenle şu anda tutuklular.
Son olarak adı bundan birkaç ay önce gündeme gelen ama bu baskıya hâlâ direnen Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın var. Onun için de soruşturma izni verildiğini biliyoruz.
GEÇENLER NEYSE DE YA KABUL EDENLER!
Üyesi oldukları, seçildikleri CHP'den AK Parti'ye geçen her birinin parti değiştirme konusunda farklı gerekçeleri vardır. Ve her biri kendi açısından haklı da olabilir.
Ama şu bir gerçek ki, iddia edecekleri haklılığın kamusal/toplumsal alanda ikna ediciliği çok düşüktür.
Bunun temel nedeni, üyesi oldukları, aday olup seçildikleri parti ile geçtikleri parti arasındaki siyasi makas farkıdır.
Bu geçiş en temelde bir siyasi uçtan diğerine büyük bir sıçramadır. Ve bunun bu kadar kolay gerçekleşebiliyor oluşu, hem bu geçişi yapanlar hem de bu geçişi hiçbir şey olmamış gibi kabul edenler için siyasi olmak kadar ahlaki pek çok sınırın ihlali anlamını taşır.
Neden mi?
31 Mart yerel seçimlerinde, parti değiştiren başkanların en büyük rakibi şu an geçtikleri partinin belediye başkan adayları idi. O adaya ve onun partisine yani AK Parti'ye karşı siyasi mücadele verdiler. İktidar gücüne ve o gücün yereldeki tüm baskısına maruz kaldılar ve buna rağmen kazandılar.
Seçildikten sonra belediye meclisinde Cumhur İttifakı partilerinin meclis üyeleri ile sert polemikler yaşadılar. Bunların hepsi birer Türkiye gerçeği.
Dün AKP'ye geçen Burcu Köksal'ın Meclis'te bulunduğu dönemde gerek milletvekili olarak gerekse grup başkan vekili olarak AKP'lileri, hatta CHP'den AKP'ye geçen Mehmet Ali Çelebi'ye sert eleştirisini yakından biliyoruz.
Dahası dün rozet takan Erdoğan'ın rozet takılan Köksal'a söyledikleri, rozet takılan Köksal'ın rozet takan Erdoğan'a eleştirilerini de...
BURADA ARTIK OLMAZ, OLMAZ
Peki soralım; nasıl oluyor da oluyor?
Ne yazık ki, burası Türkiye ve olmaz dediğimiz her şeyin olduğu o tuhaf zamanlardayız.
Eğer ülkede siyaseten normal şartlarda olsaydık, yani siyasi rekabetin eşit şartlarda sürdüğü bir iklimde olsa idik, bu transferleri bir derece normal kabul edebilirdik. Ancak öyle değil.
Siyasi iktidar, ana muhalefet olarak CHP'yi iktidarın güçlü bir alternatifi olması nedeniyle hem yerelde hem de merkezi olarak siyasi felce uğratmak için yargı başta olmak üzere tüm ideolojik araçları kullanıyor.
Çünkü AK Parti, CHP'yi siyasi rakip olarak değil, siyasi hasım olarak görüyor.
İşte bu nedenle belediye başkanlarının CHP'den AK Parti'ye geçişi hayatın doğal akışına da, eşyanın tabiatına da aykırı. Buna rağmen, belediye başkanlarının çeşitli yolarla AK Parti'ye katılmalarının sağlama çabası bile iktidarın siyaseti nasıl okuduğunu, muhalefete nasıl baktığının bir yansımasıdır.
Her şeye rağmen Türkiye'de olmayacak olan bir kez daha oluyor ve bir kez daha soruşturma, tutuklanma korkusu galip geliyor.
AK PARTİ SEÇMENİNİN VİCDANI RAHAT MI?
Peki bu belediye başkanları parti değiştirince, AK Parti ne kazanmış oldu? Meclis çoğunluğu üzerinden elde edilen belediye başkanlığı partiye ne kazandırıyor?
AK Parti bunun ne anlama geldiğini kuşkusuz bizden çok daha iyi biliyor.
Ancak AK Parti'nin dikkate almadığı bir kesim var; AK Partililer, partiye oy veren seçmenler.
Belki hepsi değil ama bir kısım AK Partilinin ya da AK Partiye farklı nedenlerle oy vermiş olanların tüm yaşananlardan mutlu olduklarını sanmıyorum.
Ama AK Parti, güç elinde iken o gücü sonuna kadar kullanmakta kararlı ve bunu günü kurtarmak için yapıyor.
Her gün, sonraki günün kendilerini yeniden iktidara taşıyacak bir mucizeyi bekleyerek yapıyorlar.
Ancak bu yapılanların yanlış olduğunu parti içinden kimi siyasiler kamuoyuna açık, kimi siyasiler özel alanda birbirlerine itiraf ediyorlar.
Dahası hepsi güçlü bir dip dalganın gelmekte olduğunun farkında.
O yüzden sadece onların değil, samimi olarak AK Partiye oy vermiş insanların bu noktada ellerini vicdanlarına koyup kendilerine şu soruyu sormalarında yarar var; tüm bu yaşananlar ahlaki ve vicdani olarak ne kadar kabul edilebilir? Daha tüm bu olanlardan mutlular mı?
Buna inançlarından bağımzı sadece ve sadece vicdani ve ahlaki olarak cevap vermelerini bekliyorum.
Not: Sonraki yazılarda tartışmak üzere, AK Parti'ye geçen belediye başkanları ve bazı milletvekillerinin kendilerini ideolojik/siyasi bağlamda "ulusalcı"lık üzerinden meşru göstermeye çalıştıklarına şahitlik ediyoruz. Bu açık siyasetsizlik halini ideolojik söylem üzerinden ulusalcılığa bağlamak da en hafif tabir ile kendi çaresizliklerini AK Parti/Erdoğan ile meşrulaştırmaktan başka bir şey değildir.




























Yorum Yazın