Mert, çalışma masasının üstüne konmuş yeni, boş ajandaya baktı. Geçen sene yazdıklarından farklı ne yazacaktı acaba? Ama yok bu sefer farklı olabilirdi belki, yeni temiz bir ajanda bunun için vardı. Üstelik günlerden pazartesiydi. Bugün başka da hiçbir işe yaramazdı aslında. Yeni kararların başlama günü ilan edilirdi ancak.
Kırkıncı yaş günü birkaç ay önce sessiz sedası geçip gitmişti. Yarım bırakılmış heyecanlar, sonu gelmemiş kurslar, edinilmemiş hobiler ve “aslında çok potansiyelli” ama vadesi baştan dolmuş ilişkilerle geçmiş bir yılın kutlaması yapılmasa da olurdu zaten.
Ajandayla bakışırken telefonuna gelen bildirimi görmezden geldi. Demet’le o belirsiz ne tam başlayan ne de tam biten konuşmayı şimdilik erteleyebilirdi. Önünde bitirmesi gereken bir bütçe dosyası, tasarlaması gereken bir sunum vardı.
Klavyeye parmaklarını koydu. Öyle yarım saat dursa bile başlamak sayılırdı. Artık başlamak bitirmenin yarısı filan değildi, bildiğin bitirmekti. O sırada telefonunun ekranı bir kez daha hareketlendi. Demet’in de başlamak istediği bir şeyler vardı mutlaka. Bekleyebilirdi.
Bütçeyi toparlayınca, öğle yemeğini nerede yiyeceğini, akşam hangi dizinin son bölümüne kadar direneceğini, sonra da yeni abone olduğu spor salonunda henüz yaşanmamış o müthiş antrenman programını planlayacaktı. İnsan canlısı da bir acayipti gerçekten. Bedeninin durduğu yerde duramıyordu, zihni sekiz yerde geziyordu. Kahvesinin yarısını bilinçsizce kafasına dikti. Al işte, kahve dediğin yudum yudum ara ara en azından yarım saatte içilmesi gereken bir şeydi bakarsan. Aynı anda birkaç şey yapmak yalandı. Hoş, saat daha 9:15’ti. Biraz antrenman alternatiflerine bakabilirdi. Sırt, kol, bacak derken daldığı YouTube videolarından gözü bilgisayarın saatine kayınca telaşa kapıldı. Rezalet: Yirmi beş dakika geçmişti. Bir kahve daha alıp başa sardı. Demet de vazgeçmişti herhalde artık. Zaten geçen her dakika hanesine en az bir sitem olarak yazılmıştı mutlaka. En azından sitem…
Saat 11’e beş kala bütçe dosyasının sadece giriş kısmını yapabilmişti. Bitişte bekleyen zihninden yediği sopalarla çoktan yorgundu şimdi. Masasından kalkıp bir iki tur attı odada.
Olan olmuştu artık. Bir iki video daha izlese bir şey kaybedecek değildi. Hem pazartesiden dünyayı kurtaracak hali yoktu. Bütçe toplantısına da nereden baksan bir buçuk gün vardı.
Telefonu eline aldı. Mesajları açtı. Demet önce “günaydın,” on dakika sonra “çok yoğunsun yine sanırım” bir saat sonra da sadece “peki” yazmıştı.
“Yetiştirmem gereken bir bütçe dosyası var Demet. Elimde telefon takılmaya, mesaj yazmaya vaktim yok.” yazdı.
Kendini şimdi daha fazla işine adanmış hissediyordu zaten öyle de olmak zorundaydı. Saat 11:30’du ve sadece giriş kısmındaydı. Bu kadınların derdini anlamak da zordu. Dört aylık bir muhabbette iş hemen nasıl bu noktaya geliyordu? Hesap sormalar, küsmeler…
Evlenme yaşını kaçırma paniği her şeyin önüne geçiyordu herhalde.
Öğle arası gelmiş sayılırdı. Kendini biraz da ülke gündemine bırakabilirdi artık. Ara ara telefon ekranına bakıyordu, hayret ters bir cevap yazılmamıştı hala.
Giremediği bütçenin hesabı da olmazdı bu saatten sonra. Telefonu tekrar eline alıp, mesajlara baktı. Demet yazdığını görmüştü ve ses çıkarmamıştı. İlginç dedi içinden, vazgeçti demek nihayet.
Bir on dakika daha oyalandı. Mesajları açtı.
“Ne oldu, küstük mü?” yazdı.
Artık uzun uzun bir cevap gelirdi mutlaka. Akşamüstü iş çıkışına kadar bir mesaj gelmemişti.
Eve gidip bir müddet “erotik” videolarla takıldıktan sonra Demet’i aradı. Telefon açılmadı.
Aman zaten hiç kapris çekecek hali de yoktu. Daha başlayıp bitiremediği bütçesi, neler yapacağını yazmadığı bir ajandası vardı. En çok da videoları…
İnstagramı açıp önce Demet’e, sonra da eskilerden üç beş kişiye bakıp birine “Nerelerdesin?” yazıp, üçüncü kadeh şarabından sonra uyuyakaldı.




































Yorum Yazın