Macaristan’da Viktor Orbán’ın geçen hafta sonu yapılan seçimlerde Péter Magyar karşısında ağır bir yenilgi alması, uzun süredir iktidarda olan liderlerin seçimle değiştirilebileceği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Yaklaşık çeyrek yüzyıldır iktidarda bulunan AK Parti lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile benzer şekilde muhafazakâr, popülist ve milliyetçi bir siyasal çizgiye sahip olan Orbán’ın kaybı, Türkiye’de de benzer bir sonucun mümkün olup olmadığı sorusunu doğurdu.
Macaristan ile Türkiye arasında bazı benzerlikler bulunsa da iki ülkenin siyasal yapıları ve dinamikleri açısından önemli farklılıklar da mevcuttur. Bu farklılıkların bir kısmı Türkiye muhalefeti açısından avantaj yaratırken, bir kısmı ise aşılması zor yapısal sorunlara işaret etmektedir.
Macaristan’da ana muhalefet partisi TISZA, 2024 yılında kurulmuş genç ve yıpranmamış bir partidir. Lideri Péter Magyar, iktidar partisi içinden çıkmış, muhafazakâr-liberal çizgide yeni nesil bir muhalefet figürü olarak öne çıkmıştır.
Kısa sürede yükselen bu yeni muhalefet, sistem içinden gelen ancak mevcut rejime karşı duran bir profil çizerek iktidar seçmeninden oy almayı başarmıştır. Aynı zamanda diğer muhalefet seçmenlerini de sandıkta birleştirebilmiştir.
Türkiye’de CHP’nin Farklı Konumu
Türkiye’de CHP’nin durumu TISZA’dan oldukça farklıdır. CHP, köklü bir kurumsal kimliğe sahip, ideolojik bagajı bulunan ve yerleşik bir seçmen tabanı olan bir partidir. Ayrıca uzun yıllara dayanan yerel yönetim deneyimi de vardır.
Ancak bu özellikler, iktidar karşısında her zaman avantaja dönüşmemektedir. CHP’nin kurucu parti kimliği, tarihsel yükleri ve güncel siyasal sorunlar arasında sıkışmış bir muhalefet çizgisi izlemesine neden olmaktadır.
2024 yerel seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo da CHP açısından ayrı bir sorun alanı yaratmıştır. Yerel yönetimlerde beklenen farkın yeterince ortaya konulamaması, partinin iktidar karşısındaki zayıflığını derinleştirmiştir.
CHP’nin en önemli sorunlarından biri de parti içi çekişmelerdir. Bu çekişmeler, siyasi rekabetin ötesine geçerek yıpratıcı bir mücadeleye dönüşmektedir. Yerel yönetimlerde yaşanan sorunlar ve parti içindeki hizipleşmeler, iktidarın müdahalelerine açık bir zemin yaratmaktadır.
Bazı parti içi aktörlerin kişisel çıkar, statü ve siyasi rant odaklı tutumları, partinin toplumsal güvenilirliğini zedelemektedir. Bu durum, CHP’nin kendi tabanı dışına çıkarak daha geniş kesimlerden destek almasını zorlaştırmaktadır.
Ayrıca parti içi muhalefetin, dolaylı ya da doğrudan iktidarın elini güçlendiren tutumları, iktidarın CHP’nin ve diğer muhalif kesimlerin üzerinde daha rahat hukuk dışı yargısal hamleler yapmasına olanak tanımaktadır.
Mutlak Butlan davası, İstanbul il yönetimine kayyım atanması ve başka bir çok vesilesiyle Kemal Kılıçdaroğlu’nun açığa çıkan “koltuk” hırsına yenilmişlik hali artık CHP içten kemiren bir kurda dönüştü.
Parti içi hukuku, iktidarın aparatına dönüşmüş yargının siyasi operasyonunda arayan siyasetçi algısı toplumda fazlasıyla yaygınlaştı.
İktidarın Muhalefeti Dizayn Etme Çabası
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son açıklamalarında CHP lideri Özgür Özel’i eleştirerek “Türk demokrasisinin hak ettiği bir ana muhalefete kavuşacağına inanıyoruz” ifadesini kullanması, iktidarın muhalefeti yeniden şekillendirme arzusunun açık bir göstergesidir.
Bu yaklaşım, yalnızca siyasi bir eleştiri değil, aynı zamanda muhalefeti zayıflatmaya ve yeniden dizayn etmeye yönelik bir strateji olarak değerlendirilebilir.
Yerel yönetimlere ve parti örgütlerine yönelik siyasi operasyonlar da bu stratejinin bir parçası olarak görülmektedir. Bu yöntemlerle oluşturulan baskı ortamı, muhalefetin hareket alanını daraltmaktadır. Ana muhalefetin siyasi enerjisini büyük bir bölümünü adliye önlerinde harcamasına yol açmaktadır.
Türkiye’de muhalefetin sürükleyici ve sonuç tayin edici partisi CHP’nin Macaristan’da TISZA benzeri bir sonuca ulaşılabilmesi için inşa edilecek yeni rejimin politik çerçevesini net, anlaşılabilir tanımlaması yanı sıra tek adam rejiminin alternatif olarak belirmesinin önünde üç örgütsel handikabı bulunuyor:
- Kurucu parti olmanın getirdiği tarihsel yük ve ideolojik bagaj
- Yerel yönetimlerde yeterli başarı ve farkın ortaya konulamaması
- Parti içi muhalefetin yıpratıcı ve zaman zaman iktidara hizmet eden tutumları
Bu sorunlar yalnızca CHP’nin değil, genel olarak muhalefetin iktidar alternatifi olmasının önündeki en büyük engellerdir.
Macaristan’da muhalefetin başarısının arkasında, iktidar seçmenine güven veren, çözüm üreten ve farklı kesimleri birleştiren bir siyasi yaklaşım bulunmaktadır.
Türkiye’de ise muhalefetin henüz bu düzeyde bir güven ve bütünlük oluşturabildiğini söylemek zordur. Özellikle “iktidar değişse de bir şey değişmez” algısının kırılması için daha güçlü ve somut politikalar geliştirilmesi gerekmektedir.
Sadece mitingler ve erken seçim çağrıları yeterli değildir. Ortak demokratik hedefler etrafında birleşmiş, sahada aktif ve çözüm üreten kadrolara ihtiyaç vardır.
Türkiye’de muhalefetin önündeki zaman daralırken, iktidar çok yönlü stratejilerle gücünü korumaya çalışmaktadır. Buna karşılık muhalefetin parçalı ve dağınık yapısı, Macaristan’daki benzer bir sonucun ortaya çıkmasını zorlaştırmaktadır.
Bu nedenle CHP’nin ve genel olarak muhalefetin, yapısal sorunlarını aşarak güçlü, güven veren ve bütünleşik bir siyasi alternatif oluşturması hayati bir önem taşımaktadır.

























Yorum Yazın