Karanlığın üzerine bir sahne ışığı düşüyor.
Titrek… Ama kararlı.
Önümüzdeki hafta Hristiyan dünyası Noel’i kutlayacak. Işıklar yanacak, ilahiler söylenecek, umut yeniden çağrılacak.
Ama aynı günlerde, Ukrayna semalarında başka bir ses dolaşacak: sirenler.
Savaş, 24 Şubat 2022’de Ukrayna’nın kapısını çaldığında, ülke bir gecede buz kesti. Toprak yalnız donmadı; nefesler dondu, evler dondu, çocukların gülüşleri bile dondu.
Sirenler, şehirlerin ciğerine saplanan bir bıçak gibi, her gün aynı saatte öttü. Gökyüzü patlamaların ateşiyle parçalandı. Duvarlar, sokaklar, merdiven boşlukları… Ölüm, fısıltıyla dolaşmaya başladı.
Ve işte bu soğumuş coğrafyanın tam ortasında bir adam duruyordu: Alexander Kniga.
Türkiye onu, 2019’da Maltepe’de temelleri atılan ve bugün 38 ülkeyi bir araya getiren Avrasya Tiyatrolar Birliği’nin (ATB) kurucu başkanı olarak tanıdı. Kubilay Erdelikara, Aybek Veysaloğlu Kopadze, Vasil Çigogidze, Yusuf Cafarov, Derman Atık, Rui Modeyra… Farklı dillerden, farklı coğrafyalardan sanatçılar bir araya gelmiş, sahneyi barışın ortak dili kılmıştı.
O gün Maltepe’de yakılan şey, yalnızca bir tiyatro ateşi değildi; bir umut çoban ateşiydi.
Alexander Kniga, bu büyük ailenin içinde, sanatıyla yürüyen, nefesi tiyatro olan bir figürdü. Bir ülkenin kültürel damarlarından biri.
Sonra bir sabah askerler geldi.
Herson’un kapıları kırıldı.
Evler basıldı.
Ve Alexander gözaltına alındı.
Savaşın paslı parmakları bir sanatçının yakasına yapıştı.
O an bir kez daha anlaşıldı: Savaş sanattan korkar.
Çünkü sanat, savaşın susturmak istediği hakikati söyleme cesaretidir.
Günler süren temaslar, baskılar, girişimler…
Alexander serbest kaldı.
Ama özgürlük, savaşın yüzüne atılmış bir tokat kadar bile değildi; çünkü savaş hâlâ oradaydı.
Onu Türkiye’ye defalarca çağırdım. Yanıt hep aynıydı: “Bu ülke yanarken buradan ayrılamam.”
Bu cümle, yalnız bir sanatçının değil; bir adamın, bir yurdun, bir onurun cümlesiydi.
Savaşın Soğuk Yüzü
Ukrayna’da soğuk yalnız havada değildir. Betonun içinde, kemiklerin içinde, bakışların içindedir.
Dronlar şehirlerin üzerinde uğuldar. Her patlama bir binaya değil, bir hayata düşer.
Sokaklar artık sokak değildir; ölümle yaşamın yan yana yürüdüğü taş koridorlardır.
O günlerde savaştan kaçıp kente sığınan çok sayıda Ukraynalı aileye dil kursları, uyum programları ve psikolojik destek sunduk. Ama savaşın soğuğu bazen öyle derindir ki, en iyi niyetli yardım bile bir duvara çarpar; insanın içine işleyen o buz, sözcüklerle kolay kolay çözülmez.
İşte tam bu noktada, kelimelerin yetmediği yerde sanat konuşsun istedik.
Maltepe’de düzenlediğimiz heykel sempozyumları ve resim çalıştaylarına Rusya ve Ukrayna’dan sanatçıları aynı masaya, aynı atölyeye, aynı taşın ve tuvalin başına davet ettik.
Bir heykelin gölgesinde, aynı mermeri yontan iki el, aynı tuvali paylaşan iki fırça…
Diller ayrıydı belki, bayraklar karşı karşıyaydı; ama sanat, sessizce araya girdi. Taşta çatışma yoktu, renkte düşmanlık yoktu. Orada yalnızca insan vardı.
Ve o an bir kez daha anlaşıldı: Sanat, savaşın açtığı yaralara sürülen en sahici merhemdir; barışın dili bazen bir söz değil, bir dokunuş, bir çizgi, bir izdir.
Ve tam bu buz kesmiş coğrafyanın ortasında, küçük bir kapı aralanır.
Sanatın Sıcak Ama İnatçı Dokunuşu
Bir bodrum katında bir ressam, patlamaların sesini bastırmak ister gibi fırçasını tuvale hızla sürer. Sanki siyahı yenmek için renkleri birbirine çarpıştırır.
Bir sokak müzisyeni, titreyen parmaklarıyla akordeona sarılır. Tanrı’ya değil, hayata bir dua çalar. Yorulmuş ama teslim olmamış bir halkın marşını…
Ve tiyatro…
Tiyatro inadına ayaktadır.
Bir dekorcu karanlık bir bodrumda duvara kumaş asar. Bir oyuncu sahneye çıkamasa da repliğini ezberler.
Bir yönetmen, ışık yoksa bir mum bulur; mum yoksa bir telefon ekranı…
Elektrik kesilse bile sahne ışığı yanar. Çünkü o ışığı yakan şey kablolar değil, insanın direnme iradesidir.
ATB’nin Maltepe’de atılan temeli, bugün savaşın gölgesinde bile bu direncin kaynağıdır. Ve Alexander Kniga, bu sahnenin önünde dimdik durur.
Sanatın Yumruğu
Bazen bir halkın kaderi, bir sanatçının tek bir cümlesinde gizlidir: “Bu ülke yanarken sahneyi terk edemem.”
Bu söz, savaşın yüzüne atılmış bir yumruktur. Çünkü bir sanatçının sahnesi yalnızca dekor değildir; ülkesinin gökyüzü, sokakları, sığınaklarıdır.
Savaş Biter, Sanat Kalır
Ukrayna bugün hâlâ nefes alıyorsa, o nefesin içinde mutlaka bir melodi, bir replik, bir fırça darbesi, bir sanatçının inadı vardır.
Bombalar susar. Duvarlardaki delikler kapanır. Şehirler yeniden kurulur.
Ama sanat…
Sanat, savaşın karanlığını tokatlayan tek güçtür.
Ve tarih boyunca değişmeyen bir hakikat vardır: Savaş geçer. Sanat kalır. Ve Alexander Kniga gibi insanlar oldukça, insanlık da kalır.
Bu duygularla, Hristiyan âleminin Noel Bayramı’nı barış, umut ve dayanışma dileklerimle kutluyor; bu özel günün tüm insanlığa sağlık, huzur ve esenlik getirmesini diliyorum.






























Savaşta sanat şeytanla Melek gibidir derken tüm Hristiyan aleminin Noel bayramını kutluyorum Saygı ve hürmetlerimi sunuyorum
Ali Yüce
20-12-2025 12:23