Donald Trump’ın Grönland için 700 milyar dolar ödemeye hazır olduğunu duyunca insanın aklına “Nereden bulacak bu kadar parayı?” sorusu geliyor.
ABD ekonomisi 28-30 trilyon dolar civarında, bu rakam onun %2-3’ü yapıyor; yani deli para. Tek seferde çıkarmak Amerika için bile kolay değil. Üstüne bir de Grönland halkına ödeme yapma söylentisi var. Nüfus 57 bin civarı, adam başı 100 bin dolar dağıtsan 5-6 milyar dolar eder. Bazıları “2 milyon dolar verecek” diye uçmuş, o zaman 100 milyar doları geçer fatura. Danimarka nüfusu artırmak için “Altın Kızlar”ın planıyla Grönland’a yeni sakinler yollasa, Trump’un faturası katlanarak büyür.
Şu anki nüfusla bile Grönland’ı parayla almak 700 milyardan başlıyor, altyapı, üsler, maden işleri girince 1 trilyona yaklaşıyor.
Millet Kıraathanesinde bu konu açılınca ilk laf belli: “Basarsın darphanede bencaminleri, yollarsın uçak gemisiyle” . Rezerv para olmanın maliyetini kâğıt ve matbaadan ibaret sanan kahve müdavimi Takvim okur; büyük oyunu çözer, sonra tek taşta okeye döner.
ABD’nin borcu Ocak 2026’da 38,4 trilyona dayanmış. Trump’ın ilk yılında 2,25 trilyon eklenmiş bile. “38; 39 olsa ne olacak?” sanki. Tahvil basıp para yaratmak zaten sistemin doğal işleyişi (mi acaba?).
Türkiye’de olsa KGF’yle şıp diye çözerdik meseleyi. 2017’de ekonomiye bu miktarın %10’unu birkaç ayda pompalandı. Kredi alamayanlar biraz zorlandı ve işin sonu KKM’ye, oradan yüksek faize bağlandı ama “amaç hasıl oldu” . 2018 seçimlerinde aranan teveccüh bir kez daha geldi.
Mehmet Şimşek sonrasında selefine irrasyonel falan dedi ama atı alan da Üsküdar’ı geçip Kastamonu’ya vardı. Malum Üsküdar’a kadar Kastamonu. Ve her filmin iyi polisi kötü polisi olur.
Başka Türk usulü yollar da var: Kamu bankalarına para koy, sermaye yap, kredi dağıt. 3rd tier sermaye mi istersin, sermayeye dönüşebilir kredi mi yoksa teneşir vade tahvil mi?
Çorbayı aynı tencereden farklı kaplara aktarmak için Varlık Fonu’ndan iyisini mi bulacaksın. Başarısız mı? Kime göre? Neye göre?
Üç senedir kredi faizi %50’nin altına inmedi ama gülünü seven dikenine katlanır. Üstelik onca gazete ve televizyona meselaSabah’a bakarsan işler gayet de iyi.
Trump dünyanın en güçlü adamı olabilir ama 1 trilyon doları kendi sisteminden yaratması o kadar basit değil. Kongre var, Senato var, fren mekanizması var. O lanet bürokrasi.
Buradan bakıldığında Dünya 5’ten küçük görünse de çeperin kendi çapında Trump’tan daha güçlü olduğu söylenebilir. Abartı değil, sistem farkı. Asıl Süper güç belki de denetimsizliktir.
Bir diğer Çılgın Projeyi yani Kanal İstanbul’u da düşününce iş netleşiyor. Projenin maliyeti 10-15 milyar dolar civarı. Bağımsız hesaplar 25 milyar bandında tutuyor. Türkiye ABD’nin 30’da biri Kanal İstanbul da Grönland faturasının yaklaşık 30’da biri. Gayet mütenasip yani.
Ama asıl mesele şu: Buradaki araçlar Trump’unkinden çok daha esnek. Kanal civarı arsaları sat, kamu bankaları üzerinden kaldıraç yarat, sermaye enjekte et. Hareket alanı geniş. Hiçbir şey olmadıyda KÖİ’lerle bir şeyler oldu.
Özet : Türk tipi Başkanlık > Amerikan tipi Başkanlık
Tabii Kanal İstanbul da Grönland kadar dertli: Ekoloji, deprem, Montrö, hepsi masada. Ama para bulma konusunda seçenekler Trump’tan fazla.
Türkiye yıllardır hem ihtiyaç olunca para basıyor hem de para basmadan, Kamu Bankalarına “sermaye koyarak” dönüyor. 100 lira para bassan 100 liralık iş yaparsın; o parayı Kamu bankasına sermaye yapıp kredi dağıtırsan en az 700 liralık kredi pastası çıkarırsın. Size göre SYR bize göre dünya güreş şampiyonunun önündeki kredi dosyasına attığı bir ekstra imza.
Trump dünyaya ayar verse de kendi mega projesini finanse etmesi zor. Türkiye’de ise bugüne kadar pek de engel tanımadan projeler hayata geçti. ABD’de sistem frenliyor, bizde otomatik arabada debriyaj yok gaz pedalı baskın, fren için çok gerekirse duvar kullanıyoruz.
Jack Daniels’la Sütaş Ayran kıyaslaması gibi duruyor ama gerçek şu: Orada kuvvetler ayrılığı “dur” diyor, burada kuvvetler birliğinin hayal gücüne sınır yok.
Trump dünyanın en güçlü ordusuna ve doların rezerv para tacına sahip olsa da, 1 trilyonluk bir hayali finanse etmek için bile Kongre’ye, Senato’ya, Fed’e, borç tavanına ve medyaya hesap vermek zorunda.
Bizde ise nicelikte geri kalınsa da, kendi sıkletinde çok daha geniş bir hareket alanı var: Kamu bankaları, Varlık Fonu, sermaye enjeksiyonu, KGF’li krediler, KÖİ’ler ve işler karıştığında dolara endeksli TL yani KKM.
Sonunda teveccüh varsa tüm yollar asfalttır. Hedefe giden yolda herşey de mübahtır. Makvayel’den beri.


























Yorum Yazın