Kadının saçı, tarih boyunca estetik bir tercih olmanın ötesinde, iktidar ilişkilerinin kurulduğu ve sorgulandığı bir mücadele alanına dönüşmüştür. Saçın örtülmesi ya da açılması, uzunluğu, rengi ya da hangi modellerle kullanıldığı çoğu zaman yalnızca estetik bir tercih değil, kültürel ve politik bir mesele haline gelmiştir. Kültürel çalışmaların sıkça vurguladığı bir olgu vardır. Sistem, kendisini eleştiren sembolleri yok etmek yerine çoğu zaman onları içe dahil eder, ehlileştirir ve dolaşıma sokar. Hepimizin günlük hayatta farkına varmadığımız nesneler aracılığı ile deneyimlediğimiz bir olgu olarak kültürel ehlileştirme, sıklıkla yürütücüsü olduğumuz bir davranış modeline dönüşmüş durumda.
Kişisel deneyimimden hareketle, uzun bir süre kullandığım ve kullanırken kökenini, tarihsel arka planını ve kültürel kodunu düşünmediğim bir saç modeli, estetik olarak çok hoşuma gitse de bir süre sonra o saçın yapımında çalışan kadınların çalışma koşulları ve modelin kültürel geçmişine odaklanınca duruma başka bir gözle bakmaya başladım. Ben de dahil bu saçı kullanan birçok kişi muhtemelen onun taşıdığı tarihsel yükü düşünmemişti. Oysa modelin tarihine baktığımızda kölelik tarihinden diaspora hafızasına kadar uzanan uzun bir geçmiş karşımıza çıkıyordu. Direniş öğelerinin sisteme dahil edilerek zararsızlaştırılması, bir toplumun hafızasının silinerek estetik bir metaya dönüştürülmesi ve bunun gibi oldukça tanıdık mekanizmaların devreye girdiğini fark etmemle bu alışkanlıktan vazgeçsem de bu konu uzun bir süre kafamı kurcaladı.
Güncel kullanımı ile, “box braid” olarak geçen modelin tarihine baktığımızda benzer bir süreç görülür. Bu modeli erkeklerde kullanmış olsa da özellikle kadınlar tarafından kullanıldığında bir toplumun ve o toplumda yaşayan kadınların adeta arşivi niteliğini taşıdığı belirtiliyor. Afrika’daki örgü geleneği binlerce yıllıktır. Arkeolojik ve ikonografik izler milattan önce üç binli yıllara kadar uzanır. Mağara resimlerinde farklı örgü stillerine rastlanır ve bu stiller aslında bir tür sosyal kod işlevi görür. Bir kadının saç modelinden onun hangi kabileye ait olduğu, medeni durumu, yaşı ya da toplumsal statüsü hakkında fikir edinmek mümkündür. Yani bu, yalnızca bir saç modeli değil, kimliğin taşıyıcısı olan bir kültürel metindir. Daha sonra kölelik tarihinde kullanılan saç modellerinin direniş ve hafıza aracı olduğuna dair anlatılar ortaya çıkar. Saçların arasında pirinç ya da tohum saklandığına dair hikâyeler vardır. Bazı anlatılarda saça işlenen desenlerin kaçış yollarını gösterdiği iddia edilir. Bunların hepsi kesin olarak kanıtlanmış anlatılar değildir. Ancak şu açıktır: saç modeli diaspora içerisinde güçlü bir kültürel hafıza taşıyıcısı haline gelmiştir.
Modern döneme gelindiğinde ise saçın politik anlamı yeniden görünür oldu. 20. yüzyılın ortalarında Amerika’da özellikle siyahi özgürlük hareketi içinde saçları doğal haliyle kullanmak, afro ya da örgü modelleri tercih etmek beyaz estetik normlarına uymayı reddetmenin bir yolu olmuştur. Bu estetik tercih aynı zamanda bir kimlik ve direniş ifadesi idi. Ancak 1990’lardan sonra bu stiller moda endüstrisinin içine girmeye başladı. Kültür endüstrisi içerisinde yer alan figürlerin de bu modeli kullanması, başlangıçta kültürel hafızayı görünür kılan bir unsur olarak olumlu bulunsa da, zamanla bu estetik biçimler bağlamlarından koparılır ve pazarlanabilir bir moda unsuru haline geldi. Böylece onu üreten topluluğun tarihsel deneyiminden ayrılarak salt estetik nesneler haline dönüştüler.
Bugün bu salonlarda çalışan kişilere baktığımızda çoğu zaman Batı Afrika’dan gelen göçmen kadınlarla karşılaşırız. Bu işin çalışma koşulları incelendiğinde ise çok uzun çalışma saatleri, kayıt dışı çalışma, düşük ücretler ve sağlık güvencesinin olmaması gibi sorunlar görülür. Yani burada göçmen ve kadın emeğinin görünmez kılındığı bir sömürüsü söz konusudur.
Batı’nın başka kültürlerin sembollerini egzotikleştirerek pazarlaması da kolonyal bakışın önemli bir parçasıdır. Ancak burada asıl soru kültürlerin birbirleriyle etkileşime girmesi değildir. Kültürel dolaşım kaçınılmazdır. Asıl mesele bu dolaşımın eşit olup olmadığıdır. Bir kültürel öğenin dolaşıma girmesi ile o öğenin tarihsel bağlamından koparılarak tüketilebilir bir nesneye dönüştürülmesi arasında önemli bir fark vardır.
Ben de dahil olmak üzere bu saç modelini kullanan pek çok kişinin uzun süre bu geleneğin kökenini düşünmemesi tam da bu görünmezliğin sonucu belki de. Oysa müzik, sinema ya da moda endüstrisinde de sıkça gördüğümüz gibi, birçok estetik unsur zamanla bağlamından koparılarak direniş aracı olmaktan çıkarılabilir. Başlangıçta bir kimlik dili, bir kültürel metin ve hafıza taşıyıcısı olan bu pratik, kölelik ve diaspora tarihinde politik bir anlam kazanmış, daha sonra ise estetik bir moda unsuruna dönüşmüştür. Bu süreçte sembol tamamen ortadan kalkmaz, ancak anlamı nötralize edilir ve kültürel olarak ehlileştirilir.
Aynı mekanizma punk kültürü, grafiti gibi birçok farklı sanatsal ve estetik akım için geçerlidir. Başlangıçta sistem karşıtı bir ifade biçimi olan şey zamanla endüstrinin dolaşımına dahil edilir ve pazarlanabilir bir estetiğe dönüşür. Bu yüzden modaya, mesela bir saç modeline yalnızca estetik bir unsur olarak bakmak yeterli olmamaktadır. Çünkü bazen bir saç modeli bile kölelik tarihinden göçmen emeğine, direniş sembollerinden moda endüstrisine uzanan çok katmanlı bir hikâye taşıyabilir. Ve o estetiğin gerçekten neyi hatırlattığını, ya da dolaşıma girerek pazarlanabilir bir estetik nesne haline gelmesinin hangi anlamların üstünü örttüğünü düşünmek estetik olanın nötr değil, ideolojik bir kurgu olduğunu hatırlatır.



























Yorum Yazın