Tarihe ilişkin sık kullanılan “veciz” sözler vardır. Ancak bu sözlerin pek azının tarih söz konusu olduğunda geçerliliği vardır.
Bu sözlerin en ünlülerinden biri kıraathanelerimizde sık sık duyulurdu eskiden. Şimdi kafelerde kullanıldığını sanmıyorum yine de bilmem pek gitmediğim için. “Ülke yönetimlerinde kişilerin rolünü abartmayalım onun yerine kim gelse o da aşağı yukarı böyle yönetirdi.”
Yahut “Tarihte bireyin rolü pek azdır.” şeklindedir.
Aslında bu örneklerim tarih hakkındaki önyargılardan sadece birine işaret eder. Tarih anlayışımız buna benzer pek çok önyargı ile doludur ve bu önyargıların yine pek çoğu da basit mantık hatalarından kaynaklanmaktadır.
Örneğin son ABD seçimlerinden önce bir dizi makalede her ABD seçiminden önce onlarcası yazılan “özgün” makaleler tekrar yazıldı. Bu sakızların ortak bir lezzeti vardı. Şöyleydi; “ABD’de oturmuş bir sistem vardır, kurumlar vardır, başkanın şu ya da bu şahıs olması durumu pek değiştirmez”. Böyle olmadığını hep birlikte ve ağzımız bir karış açık kalarak gördük. Trump yönetiminde olmaya başlayanları öngördüğünü iddia eden varsa eğer yalan söylüyordur.
Adamımız 20 Nisan 1889’da doğdu. 1. Dünya Savaşı’na katıldı ve onbaşı rütbesi aldı. Avusturya’da doğduğu için Alman vatandaşı değildi. Dolayısıyla Almanya’da siyaset yapamıyordu. Bir takım dolambaçlı yollarla vatandaşlık aldı. 1923’te hükümete karşı meşhur Birahane Darbesi’ni düzenledi, başarısız oldu. Darbecilerin bir kısmı çatışmalarda öldürüldü. 1924’te serbest bırakıldı. Alman Devleti’nin bir dizi yöneticisinin ve sermaye gruplarının desteğini almış görünüyordu. Serbest bırakılmasında onlardan destek aldığı barizdir.
30 Ocak 1933’te seçimleri kıl payı kazanmasına rağmen Şansölye olarak atandı. Komünizm korkusu Adolf Hitler’e Almanya’nın kaderini teslim etmişti. Gerisini biliyoruz bu hikâyenin. 2.Dünya Savaşı. 60 milyon ölüm. Yıkılan Almanya. Seneler süren açlık yokluk. Almanya’nın var olma hakkı olup olmadığının dahi masaya yatırılması. Avrupa Yahudiliğinin yok edilmesi. Sanırım hiç kimse “Hitler’in yerine başka biri olsaydı bunlar yine olurdu” diyemez.
“Bir gün gelir devlet aklı müdahale eder bireyin vereceği zararları engeller.” Bu gibi durumlar için sıkça gevelenen cümlelerdendir. Devletleri halen Yapay Zekalar yönetmediğine göre insanlar yönetmektedir ve insanlar pek çok hataya açık yaratıklardır. Yapay zekâ yeterli verilere ulaşamadığında en azından bu durumu belirtmekte ve kesin, köşeli cevaplardan kaçınmaktadır. Devlet yöneticileri ise bu erdemden yoksundur. Herhangi bir yetersizlik itirafı, onlarda iktidar kaybı endişesini beslemektedir ve bu hususta pek haksız sayılmazlar.
Bu husus demokrasilerin aslında ne kadar savunmasız olabileceğini de göstermektedir. Bir devrim bir demokrasiyi yıkabilir. Bir askeri darbe bir demokrasiyi yıkabilir. Ama karizmatik bir “Deli’nin demokrasiyi üstelik kendi silahıyla önce teslim alıp sonra da yıkabilmesi bu savunmasızlığın berbat derecede çok olduğunu göstermektedir. Ne var ki tarihte bunun pek çok örneğini görmekteyiz.
Hitler yönetimi Almanya’nın komaya girmesi ve diktatörün ölümüyle sonuçlandı. Arjantin askeri diktatörlüğü savaş mağlubiyeti ile sonuçlandı. Franco diktatörlüğü Franco’nun, Mussolini faşizmi Mussolini’nin ölümü ile sonuçlandı. Şah rejimi büyük bir halk ayaklanması ile, Mübarek rejimi yine öyle sona erdi.
Demokrasilerin “Aşil Tendonu” bu noktadır. Karizmatik liderlere âşık olan toplumlar bu kara sevdanın bedelini genellikle çok ağır şekillerde ödemektedirler.
Bir kişi çok şeyi değiştirebiliyorsa eğer, bu, o ülkede kurumların sanıldığı kadar güçlü olmadığının göstergesidir. O ülke velev ki ABD olsun. Olağanüstü hallerde olağanüstü kişilerin ortaya çıkması ve topluma yön vermesi anlaşılabilir bir durum iken normal şartlar altında ve toplum bir yönetim krizi içinde değilken, her karizma, demokrasi açısından dikkat edilmesi gereken bir unsurdur.
Halimize bakıp bu konuları tartışmanın erken olduğunu düşünenler olabilir. Oysa dünyanın bugünkü hali zamanın inanılmaz hızda aktığı bir haldir. Bugün pekala demokrasinin can çekişip çekişmediğini tartışan bizler, hemen yarın, kırılan fay hatları neticesinde doğrudan demokrasinin parlamenter demokrasiden daha ehven olup olmadığını tartışırken bulabiliriz kendimizi.


































Yorum Yazın