Terörsüz Türkiye sürecinin bu aşamada en büyük ihtiyacı, sadece tarafların kendi aralarında değil, toplumun endişelerini de azaltacak güven verici adımlar atılmasıdır. Bu adımlardan birisi Çalık dahil olmak üzere hasta tutuklu ve hükümlülerin tahliyesi ise, ikincisi de Özer’in tahliyesi ile hukuki temelini “Kent Uzlaşı” suçlamasıyla cezaevinde olan Şahan, Gökçe, Çalışkan ve diğer başkan yardımcıları ve meclis üyelerinin tahliye edilmesi olacaktır.
Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, bu yazının yazıldığı saatlerde hala tahliye edilmemişti.
6 Haziran’da hiç bir makul gerekçe olmadan Silivri’den İzmir’e nakledilmesi, tutukluluk sürecinde yaklaşık 20 kilo kaybetmesi, geçmişte atlattığı iki kanserin tekrar nüksetme ihtimali, defalarca hastaneye kaldırılması hatta son olarak İzmir’den İstanbul’a Adli Tıp Kurumu’na sevki ve sonrasında bir gecelik Metris’e koyulup, ertesi sabah tekrar İzmir’e götürülmesi. Üstelik yaşadığı bunca sağlık sorununa rağmen.
Bu kadar ağır koşullarda birinin tahliye edilmesi kim kimden izin bekliyor?
Adli Tıp Kurumu muayene ettiği Çalık için aradan geçen 48 saate neden karar vermiyor?
Neden savcılık ya da bakanlık bir inisiyatif kullanmıyor?
Gerçekten Çalık’ın tahliyesi için kim, neyi bekliyor?
Elbette sadece Çalık’ın değil başta Tayfun Kahraman olmak üzere hasta tutukluların bir an önce tahliye edilmesi insani ve vicdani olandır.
***
Aradan dört gün geçti.
Bu hafta başında yapılan duruşmada Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, ikinci kez çıktığı hakim karşısında “Kent Uzlaşı” olarak bilinen davadan dahiliye edildi.
Kent Uzlaşısı, CHP’nin değil DEM Parti’nin siyaseten kullandığı kavramlardan birisi. Ve bu kavramla hedeflenen ise katılımcı, demokratik bir yerel yönetim için seçimlerde işbirliği yapmaktı. Yani bir siyasi hedef için kullanılan bir kavram.
Ancak bu (Kent Uzlaşısı) aylar sonra CHP’li belediye başkanlarının karşısına bir suç olarak çıktı.
Savcı bu suçu iddianamesinde şu şekilde ifade etti; “Kent Uzlaşısı formülü ile batı il ve ilçelerindeki Kürtlerin, belediyeleri kazanamasalar da uzlaşılacak ve desteklenecek aday karşılığında, belediye meclislerinde belli sayılarda kota elde edilmesi sonucu belediye meclis kararlarında söz sahibi olmalarının, yerel yönetimlerde yer almalarının ve siyasi bir denge olmalarının amaçlandığı”.
Bu kısa alıntıda var olan Doğu’daki Kürtler, Batıdaki Kürtler ayrımcılığı yanında en temelde “siyaset” yapılmasına karşı bir bakış olduğunu ifade etmekte yarar var.
Bu suçlama ile önce CHP’li bazı belediye başkan yardımcıları ve meclis üyeleri tutuklandı. Ardından da aralarında Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Reform Enstitüsü Başkanı Mehmet Ali Çalışkan ve İPA Başkanı Buğra Gökçe’nin olduğu isimler 19 Mart’ta tutuklandı.
Burada iki noktanın altını çizmek gerekiyor.
İlki CHP’nin işbirliği yaptığı iddia edilen HDK, bir terör örgütü değil, kurumsal bir yapıya sahip. Hatta 11 Temmuz’da Süleymaniye’de PKK’nın sembolik silah yakma törenine HDK Eşbaşkanlardan Ali Kenanoğlu katıldı.
İkincisi bu dava, iki siyasi partinin, bir siyasi parti ile bir STK’nın siyaseten işbirliğini “suç” olarak tanımlayarak, siyasi alanın daralmasına hizmet etmekte ve siyaseti yok saymaktadır.
***
1 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin DEM Partililere verdiği selam ile başlayan süreçte resmi kurumların terör örgütü listesinde olan PKK önce 9 Mayıs’ta kendini feshetme kararını açıkladı, 11 Temmuz’da Süleymaniye’de sembolik silah bırakma eylemi yaptı.
PKK’nın silah bırakması da dahil olmak üzere, terörsüz Türkiye sürecini izlemek, adımlar atmak üzere Meclis’te bir komisyon kurulmasına karar verildi.
Terörsüz Türkiye sürecinin bu aşamada en büyük ihtiyacı sadece tarafların kendi aralarında değil, toplumun endişelerini de azaltacak güven verici adımlar atılmasıdır.
Bu adımlardan birisi yazının başında ifade ettiği Çalık dahil olmak üzere hasta tutuklu ve hükümlülerin tahliyesi ise, ikincisi de resmi bir terör örgütü olmadığı halde onunda seçim işbirliği yaptığı iddiasına dayanan “Kent Uzlaşısı” suçlamasıyla cezaevinde olan Şahan, Gökçe, Çalışkan ve diğer başkan yardımcıları ve meclis üyelerinin tahliye edilmesi olacaktır.
Sadece tutukluların tahliyesi değil, bu suçlama nedeniyle yerlerine kayyum atanan Esenyurt ve Şişli Belediyelerinde, bu uygulamaya son verilmesi ve belediye meclisinden seçim yapılmasının yolunu açılmalıdır.
İçinde olduğumuz terörsüz Türkiye sürecinin samimiyeti bu adımların atılmasını gerekli kılmaktadır.
***
Tam bu noktada bu suçlama nedeniyle 19 Mart’tan bu yana tutuklu olan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın 3 Mart 2025 tarihli Meclis konuşmasında şu sözlerini anmak gerekiyor;
“Sayın Devlet Bahçeli ne demişti geçtiğimiz aylarda? ‘Ortak aklı çalıştırmaya, dürüst ve samimi adımlara, dış dayatmalara kapalı durmaya, bin yıllık kardeşliği daha da kuvvetlendirmeye ihtiyacımız var’ demişti.
İhtiyacımız olan tam da budur!
Peki Kürtler kim, arkadaşlar? Batı illerindeki Kürtler kim? Bizim komşumuz, yol arkadaşımız, seçmenimiz… Beraber memleket mücadelesi verdiğimiz, kaderimizin birbirine bağlı olduğu kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, yurttaşlarımız…
Bizim davamız; ötekileştirmeden, Türk, Kürt, Alevi, Sünni… Bu ülkenin tüm evlatlarının eşit, özgür ve umutlu bir geleceğe sahip olmasıdır. Bizim davamız budur!”
Şahan’ın bu sözleri, Bahçeli’nin, Öcalan’ın, Erdoğan’ın, Özel’in ifade ettikleri terörsüz Türkiye hedefinden başka nedir ki?
Evet rahmetli Sırrı Süreyya Önder’in dediği gibi; “Barışın kaybedeni olmaz”. Yeter ki, herkes samimi olsun.
Erdoğan’ın ifade ettiği yeni bir sayfa açılacaksa bu, bugünlerde atılacak güven verici adımlar, bu sayfanın ilk satırlar olacaktır.

Yorum Yazın