İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in, Yılmaz Tunç’un yerine Adalet Bakanı olarak atanması sıradan bir görev değişimi gibi görünmüyor. Nitekim Ankara’daki siyasi kulisler, Gürlek’in bakan olmasından sonra hayli hareketlenmiş durumda.
Gürlek’in Adalet Bakan Yardımcılığı’ndan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına atanmasıyla başlayan süreci düşündüğümüzde, Başkent'te konuşulmaya başlananlar elbette şaşırtıcı değil. Zira Gürlek İstanbul’a atandığında CHP içinde başlayan kulis hareketliliği, çok geçmeden somut gelişmelere dönüşmüştü.
“ATAMA, BELEDİYE OPERASYONLARI İÇİN YAPILDI”
O günlerde Gürlek’in bakan yardımcılığından başsavcılığa getirilmesi üzerine; İBB başta olmak üzere CHP’li ilçe belediyelerine yönelik soruşturmaların başlayacağı konuşulmaya başlanmıştı.
Nitekim Gürlek'in göreve geldiği 7 Ekim 2024’ten kısa bir süre sonra, 30 Ekim’de Esenyurt Belediyesi’ne operasyon düzenlenmiş; Belediye Başkanı Ahmet Özer gözaltına alınarak tutuklanmıştı.
Operasyonlar 10 Ocak 2025’te Beşiktaş Belediyesi ile devam etmiş, 19 Mart’ta ise zirve noktasına ulaşmıştı. O gün sadece İBB soruşturması değil, aynı gün "Kent Uzlaşısı" soruşturması da yürütülmüş, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu iki soruşturmada da sorumlu tutulmuştu.
Takip eden aylarda da bu süreç devam etti. Özetle, göreve gelişiyle başlayan kulis fısıltıları gerçeğe dönüştü.
Tüm bu süreçte CHP Lideri Özgür Özel, Gürlek’in atanmasının siyasi olduğunu, dolayısıyla yürütülen soruşturmaları da siyasi bulduğunu meydanlarda ve kürsülerde defalarca ifade etti. Ancak bu siyasi çıkışlar gidişatı değiştirmedi.
Dahası Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak görevde kaldığı kısa sürede (selefleriyle kıyaslandığında bu sürenin ne kadar kısa olduğu görülecektir), ortaya koyduğu anlayışla geride yeni bir "yargısal pratik" bırakmıştır.
İstanbul'da onun yerine, yine Gürlek’in referansıyla atanan isimlerden birinin gelmesi olasıdır. Bu durumda, Gürlek’in miras bıraktığı yargısal pratiğin aynen devam edeceği söylenebilir.
SIRA CHP GENEL MERKEZİ’NDE Mİ?
Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olması, akıllara İstanbul’a atandığı dönemdeki senaryoları yeniden getiriyor. Şu soruyu sormanın vaktidir: Şimdi sıra Ankara’da ve daha büyük operasyonlarda mı?
Sonuçta Gürlek sadece Adalet Bakanı olmakla kalmadı; bu sıfatla aynı zamanda HSK Başkanı olduğu için artık “Türkiye’nin Başsavcısı” gibi bir konum kazandı. İstanbul’daki yargı pratiklerinin Ankara’da da sürdürüleceği konuşuluyor. Bu atamayla birlikte Ankara kulislerinde artık sadece belediyeler değil, doğrudan CHP Genel Merkezi hedefte görünüyor.
Bu durum, akıllara istinaf aşamasında olan “mutlak butlan” davasını getiriyor. Hatırlanacağı üzere; 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultay ile ilgili açılan mutlak butlan davası yerel mahkemece reddedilmişti. O dava şu an istinaf aşamasında bekliyor. Benzer şekilde İstanbul İl Kongresi’ne dair açılmış olan dava da henüz sonuçlanmadı.
Bu tablo karşısında CHP ve Özgür Özel’in, sürecin "siyasi" olduğu iddiasının ötesine geçerek, en kötü senaryoları hesaba katan planlar yapmasında yarar vardır.
Şunu unutmayalım ki, bugün bir hukuk devletinde olması güç, hukuki izaha muhtaç bir durumla karşı karşıyayız: Fiili durumda CHP’nin İstanbul’da iki il başkanı bulunuyor. Hukuki tartışmalar sürse de pratik gerçeklik bu. Benzer bir durumun CHP Genel Merkezi için de yaşanması, mevcut koşullarda artık uzak bir ihtimal değil.
Buradaki mesele, Genel Merkez binasını fiziki olarak savunmak değildir; mesele, de facto olarak oluşturulacak hukuki durumun her halükarda muhalefetin aleyhine sonuç doğuracağıdır.
Unutulmamalıdır ki iktidar, iktidarını korumak için içeride ve dışarıda her türlü hamleyi yapmaktadır. Bu durumda CHP başta olmak üzere muhalefetin de iktidar olmak için siyasal zeminde her türlü olasılığa hazırlıklı olması gerekir.
Özetle Gürlek ile başlayan bu yeni döneme, en çok hazırlıklı olması gereken parti kuşkusuz CHP’dir. En kötü olasılığı düşünmek de bu hazırlığa dâhildir. CHP, 102 yıllık bir kitle partisi ve Cumhuriyet’i kuran iradedir; ancak bu durum, mevcut siyasi konjonktürde partiye bir "dokunulmazlık" sağlamaya yetmeyebilir.
Sonuçta kulislerde ne konuşulursa konuşulsun; asıl belirleyici olan CHP, Özel ve İmamoğlu’nun siyasette atacağı adımlar ve alacağı net pozisyonlar olacaktır. En kötü senaryoda CHP’ye kayyum atanması ihtimali bile –bunun hukuki değil siyasi bir karar olduğu gerçeği saklı tutularak– masada olmalı, alternatif stratejiler şimdiden üretilmelidir.
Buna yeni bir parti ile yola devam etmek de dahil olmalıdır.
































Yorum Yazın